| |
I. GİRİŞ
Şüphesiz, "biçem"
ya da eski kullanımıyla "üslup" sözcükleri genellikle "yazarın üslubu,
biçemi" fikrini uyandırmaktadır okuyucularda. Bu çağrışımın doğruluğunu
kabul etmekle beraber buna eklenmesi gereken noktalar da vardır. "Biçem"
bir yazara özgü olduğu kadar bir dönemin ya da bir metnin de belirleyicisi
olabilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı metnin tanımlayıcısı olan
"biçem" üzerine yoğunlaşıp, konuyla ilgili farklı yaklaşımlar sunarken
bu yaklaşımlar arasında çalışmanın bakış açısını oluşturmaktır.
Yukarıda da belirtildiği
gibi, bu çalışmada, öncelikle, "yazarın ve metnin biçemi" ile ilgili
düşünce ve yaklaşımlara yer verildikten sonra, metnin biçemi üzerinde
durulacak; bu çerçevede Geoffrey N. Leech ve Michael H. Short'un "Style
in Fiction" (1981) kitaplarındaki yöntem ayrıntılarıyla sunulacak;
bunu izleyen kısımda da Sabahattin Ali'nin "Kağnı" adlı öyküsü bu
model doğrultusunda çözümlenecektir.
I.a. Yazarın
ve Metnin Biçemi
I.a.i. Yazarın
Biçemi: Genel olarak anlama bağlı olan biçem:
Bu tür biçem anlayışı,
bir yazarın diğerinden ayırt edilmesini, bir metnin ya da metinlerin
o yazara ait olup olmadığını kavramamızı sağlamaktadır. Short'a göre,
belli bir yazarın yazılarındaki yazarlık biçemini algılayabilme yeteneği
aynı zamanda "parodi" ve "pastiş" tekniklerini de ortaya çıkarmıştır
(327).
Bu kısımdaki
yazar biçemi, geniş anlamıyla anlamla alakalıdır. Bu bakış açısıyla
biçem, "yazarın dünya görüşü" ya da ""bakış açısı" olarak adlandırabilecek
biçemin göstergesi olarak görülür. Sonuç olarak denilebilir ki, bu
anlayış kapsamında, dilsel tercihler gerek yazarın biçeminin gerekse
metindeki anlamın kanıtıdır (Short 329).
I.a.ii.
Yazarın Biçemi Tamamıyla
anlamdan bağımsız olan biçem: parmak izi
Tamamıyla anlamdan
bağımsız olan biçemi bir yüzücü benzetmesiyle anlatmak olası: sporcunun
biçemi onun bir yarışta diğerleri arasında tanınmasına yardımcı olacaktır;
ne var ki sporcunun dünya görüşüyle ilgili bir bilgi vermeyecektir.
Bu benzetmenin yazma biçemindeki karşılığı "parmak izi" olarak düşünülebilir.
Short bunu çarpıcı bir örnekle açıklıyor:
"Varsayın
ki Shakespeare'in oyunlarındaki bazı sahnelerin gerçekten Shakespeare
ya da başka bir yazar (örneğin Bacon) tarafından yazılıp yazılmadığı
ile ilgileniyorsunuz. Bunu yapabilmek için ilk aşamada Shakespeare'in
ve Bacon'un eserlerinden, tercihen aynı türde olanlardan (komedi ya
da trajedi gibi), uzunca parçalar alıp bu parçaların, dilsel yapısı
ve istatiksel sıklığının detaylı incelenmesi yoluyla, söz konusu oyun
sahneleriyle karşılaştırması yapılır. İstatiksel sıklık konusunda
dikkat edilmesi gereken en önemli nokta seçilen metin ya da metin
parçasının amacı ya da konusu ile ilgili dilsel yapıların değil, mümkün
olduğunca anlamdan bağımsız dil yapılarının sayılmak amacıyla seçilmiş
olmasıdır; ancak bu şekilde kişisel biçem göstergelerini incelediğinizden
emin olabilirsiniz (330)."
Bu tür çalışmalarda
akademisyenler, ortalama tümce uzunluğu, her bir sözcükteki biçimbirim
ya da hecelerin ortalama sayısı gibi dilsel özellikler üzerine çalışırlar.
I.a.iii. Metnin
Biçemi: Anlam ile İlişkilendirilebilen Biçem:
Yazarların olabildiği
gibi metinlerin de biçemleri vardır. Metinlerin ya da metinlerden
alınan parçaların biçemi incelenirken amaç, ilk kısımda sözü edilen,
yazarın dünya görüşünü belirten, geniş anlamlı biçemden çok sadece,
en dar anlamıyla, metin aracılığı ile var edilen anlamı ortaya çıkarmaktır.
Dolayısıyla da "metnin biçemi" incelenirken, anlamla ilgili olan ve
okuyucu üzerinde etki yaratan dilsel tercihler göz önünde bulundurulmalıdır.
Sonuç olarak "biçem"
kavramının farklı anlamlar çağrıştırdığı; bunun da beraberinde farklı
uygulama süreçleri getirdiği söylenebilir. Ne var ki bir sonraki kısımda
sunulacak yöntemle, düzyazı metinlerde, kişisel tercihlerin, öznelliğin
sınırlı kalacağı, uygulamada birlik ve nesnellik yaratılacağı düşünülmektedir.
Biçembilim'le
ilgili yönelimler ve bunların beraberinde getirdiği uygulamalarla
ilgili, 'nesnellik ve öznellik' ikilemi temelinde, karşıt görüşler
ve tartışmalar hala devam etmektedir. Biçemin, bir bütünce ya da metnin
dilsel özelliklerinin sıklığının hesaplanması yoluyla, nesnel bir
şekilde tanımlanabileceği görüşüne Leech beş noktada karşı çıkmaktadır:
i) İstatiksel
bir kural koymanın, örnek oluşturmanın nesnel bir yolu yoktur; uygulamada
kolaylık sağlaması amacıyla, genel anlamda, görece kuralları, normları
çıkış noktası olarak almalıyız,
ii) Bir metnin
dilsel özelliklerinin tamamının "listesi" olamaz; bu yüzden de,
çalışılacak özellikler eleştirmen/akademisyen tarafından belirlenmelidir,
iii) İstatiksel
sapma ile "biçemsel önem" arasında doğrudan bir bağıntı yoktur;
bu doğrultuda, yazınsal izlenimler, incelenecek özelliklerin seçiminde
yol gösterici olmalıdır,
iv) Bir önceki
şıkta da belirtildiği gibi, istatiksel sapma ile "biçemsel önem"
arasında mutlak tutarlılık olmadığı için bir metindeki istatiksel
özelliklerin tamamını hesaplamaya çalışırken, önemli biçem değişkenlerini
gözümüzden kaçırabiliriz,
v)
Çözümleme sürecinde eleştirmene yardımcı olacak tanımlamaya yönelik
ulamlar arasında birlik yoktur; bunun sonucu olarak da, farklı araştırmacılar,
bir metindeki dilsel özellikleri tanımlarken farklı yollar izleyebilmektedir
(70-71).
Bu beş noktaya
bakıldığında, yazınsal biçem çalışmalarında neredeyse nicel yöntemlere
hiç yer yok gibidir. Diğer taraftan da temel bir gerçek vardır ki
o da nicel bulgular olmadan, biçem üzerine yapılacak değerlendirmelerin,
somut kanıtla desteklenmeden eksik ve öznellik sınırında kalacağıdır.
Düzyazı metinlerin
çözümlenme ve anlamlandırılma sürecinde metnin kendine özgü dilbilgisi
yapısının yol gösterdiği fikrinden yola çıkan bazı uygulayıcılar,
yukarıda beşinci şıktaki nedenlerin sonucu olarak da, metnin dilbilgisi
örüntüsünde öncelenen yapıların metnin izleğine, genel anlamına nasıl
katkıda bulunduğunu sadece öncelenmiş yapıları çözümleyerek bulmaktadırlar
ki bu da çeşitli biçembilimciler tarafından öznel bulunmuş ve eleştirilmiştir.
Thornborrow ve Wareing böyle bir yaklaşımın Geleneksel Biçembilim'e
ve hatta yazınsal eleştiri çerçevesinde Yeni Eleştiri uygulayıcılarına
özgü olabileceğini belirttikten sonra, yöntem ve uygulama süreci ile
ilgili son zamanlardaki yönelimlerin yukarıda belirtilen anlayıştan
ayrıldığı görüşü üzerinde duruyorlar (4). Onlara göre, Biçembilim,
yoruma yer veren kişisel çözümleme yöntemleri yerine gözlemlenebilir
olgular, metni oluşturan dil ve bu dil öğelerini yorumlayabilecek
"bilimsel" bir disipline, yani Dilbilime sırtını dayamalıdır. Metni
var eden dil ve kabul gören dilbilimsel sınıflandırma yöntemleri üzerine
yoğunlaşıldığında Biçembilim yöntemlerinin eleştirmenin kişisel görüşlerini
yansıtamayacağı açıktır. Diğer bir deyişle, Thornborrow ve Wareing'e
göre biçembilimsel yöntem metin yönelimli değil dil yönelimli olmalıdır
(6); ancak böylece bu disiplinde de nesnelliğe ulaşılabilir.
Bununla beraber
değinilmesi gereken bir diğer nokta da metinde hangi yapıların inceleneceğine
karar verme aşamasıdır. Bu durumda eleştirmen metindeki incelenecek
yapıları seçerken öznel bir tutum sergilememelidir; çünkü böyle bir
yaklaşım beraberinde "metne özgü yöntem" anlayışını getirmektedir.
Haynes'in de vurguladığı gibi, yazarın biçeme yönelik tercihleri ,
bir orkestradaki enstrümanların belli bir parçayı çalmak için bir
araya gelmesi ve uyum içinde bir bütün çıkarması gibi, birbirinden
farklı yapıların metne diğer metinlerden ayırt edilebilir bir "biçem"
kazandırmak için nasıl bir araya gelip, işlediğini gösteren önemli
unsurlardır (29). Sonuç olarak, bu çalışmada da savunulduğu gibi,
eleştirmen bir metni çözümleme aşamasında kişisel olarak önemli gördüğü
bazı yapıları seçmek yerine, ilk basamak olarak metin örgüsünde varolan
dilbilgisi yapılarının toplamını göz önünde bulundurmalıdır. Bu ve
daha sonraki basamaklar ise şu şekilde gösterilebilir:
1.Basamak:
"Ham" haliyle dilbilgisi yapılarının ortaya konulması
Thornborrow
ve Wareing metin içindeki bütün dil yapılarının "ham" haliyle ortaya
konulması ve buradan yola çıkarak, yazarın "parmakizi"nin -dolayısıyla
da metnin biçeminin- belirlenmesinde bu ham dil yapılarının bir
"veri" olarak kullanılması düşüncesindedir (6). Bu çalışma, bütün
dil yapılarının "ham "haliyle ortaya konulması noktasında Thornborrow
ve Wareing'le uzlaşmakla beraber, bunu takip eden kısımda farklı
bir yaklaşımla bu iki eleştirmenden ayrılmaktadır.
2.Basamak:
"Biçem Belirleyiciler"in saptanması
Biçem belirleyicileri,
ham haliyle ortaya konulan bütün dilbilgisi yapıları üzerinde sıklık
çalışması yapılarak saptanabilir. Böylece çözümleme süreci somut verilerle
desteklenmiş olur. Bu noktada önemle belirtilmesi gereken asıl sorun
bazı durumlarda, Leech'in de belirttiği gibi, biçem belirleyicilerle
kullanım sıklığı arasında bir bağıntı olmamasıdır.
Buna karşılık
bu çalışmada savunulan bakış açısı kullanım sıklığının, metnin biçemini
tanımlamada önemli bir bulgu olduğu varsayıldığından, çözümlemede
değerlendirmeye alınması gerekliliğidir; çünkü, teknik anlamda,
kullanım sıklığı o metnin biçeminin diğer metin biçemlerinden ayırt
edilmesinde yardımcı olan önemli bir veridir. Bu noktada eleştirmen/akademisyen
kullanım sıklığı yüksek yapıları anlamla bağdaştırmaya çalışmak
yerine bunu bir veri olarak değerlendirmelidir.
3.Basamak:
"Biçem Belirleyiciler"in işlevleri
Biçem
belirleyici hale gelmiş yapıların işlevleri üzerinde durulur ve metnin
geneli içindeki işlevi tartışılır. Sonuç olarak da bu dilbilgisel
veriler metnin yazınsal bakış açısıyla değerlendirme sürecine katkıda
bulunur. Ancak bu şekilde, metin çözümleme aşaması dilbilimsel nesnelliğe
ulaşabilir. Bununla beraber, metinlerin biçemini belirlemekte ve betimlemekte
ortak bir yöntem kullanmak ve böyle bir çerçeve çizmek faydalı olacaktır.
Böylece bir metin üzerinde çalışan farklı biçem bilimcilerin aynı
sonuçları elde etmesi kaçınılmaz olacaktır. Geoffrey N. Leech ve Michael
H. Short'un, "Style in Fiction" (1981) adlı kitaplarında, ve daha
sonra Michael Short'un "Exploring the Language of Poems, Plays and
Prose" (1996) adlı kitabında düzyazı metinlerin biçem çözümlemesi
için bütün dilbilgisi yapılarını kapsamaya çalışan ve tüm düzyazı
metinler için geçerli bir yöntem sunulmuştur.
Leech ve Short'un
önerdiği bu yöntem, aslında, dilsel ve biçemsel ulamların oluşturduğu
bir kontrol listesi gibi düşünülebilir. Sözü edilen ulamlar dört genel
başlık altında toplanmıştır:
-
Sözlüksel
ve dilbilgisel ulamlar,
-
değişmeceli
dil kullanımı,
-
-
Leech ve Short,
anlamsal ulamların bu yöntemde ayrıca yer almadığını belirtmişlerdir;
çünkü onlara göre, örneğin, sözlüksel ulamlarla ilgili bulgular toplanırken
sözcük tercihinin nasıl farklı anlamlar içerdiği yargısına varmak
da anlamsal bir çalışma yapmaktır (75). Çalışmanın kapsamı dahilinde
belirtilmesi gereken en önemli nokta, sunulan yöntemin özellikle "Sözlüksel
ve Dilbilgisel Ulamlar" kısmında uyarlamalar gerektiğidir. Bu gereksinimden
dolayı İngilizce yöntemin hedeflediği dilbilgisel yapıların Türkçe
yapılardaki yaklaşık karşılığı bu yöntemde kullanılmıştır. Türkçe
uyarlamalar yapılırken tümce türleri ve yapıları kısmında Prof. Dr.
Vecihe Hatiboğlu'nun Türkçe'nin Sözdizimi, Rasim Şimşek'in
Örneklerle Türkçe Sözdizimi tümcecik türlerinden ortaç yapıları
için de Fatma Erkman-Akerson ve Şeyda Özil'in Türkçede Niteleme:
Sıfat İşlevli Yan Tümceler, öbekler kısmı için Mehmet Hengirmen'in
Türkçe Temel Dilbilgisi kitapları çalışmaya kaynak olarak alınmıştır.
A. Sözlüksel
Ulamlar
I. Genel
Kullanılan sözcükler
basit mi türemiş mi; ölçünlü mü gündelik dile mi ait; betimleme
ya da değerlendirmeye mi yönelik kullanılmış; cins ya da özel adlar
mı; göndergesel ya da ilk anlamlarının yanı sıra yazar sözcüklerin
duygusal anlamlarından ve diğer yan anlamlarından hangi yoğunlukta
faydalanmış; metin deyimsel kullanımlar içeriyor mu, eğer içeriyorsa
bunlar herhangi bir özel dil kullanımı ya da lehçe ile birlikte
mi kullanılmış; yazar çok ender kullanılan ya da kendi türettiği
özel sözcüklerden faydalanmış mı; metin içinde dikkat çekici biçimbilimsel
ulamlar var mı? Belli biçimbirimler tekrar edilmiş mi?
II. Adlar
Metinde kullanılan
kavramlar soyut ya da somut mu; soyutsa, bunlar belli olaylara,
algılama süreçlerine, ahlaki özelliklere yoksa toplumsal özelliklere
karşılık gelecek şekilde mi kullanılmış; özel adlar ya da tekil,
çoğul ve topluluk adları var mı; varsa hangi amaçlar için kullanılmış?
Adlar yalın, bileşik ya da türemiş mi?
III. Sıfatlar
Sıfatlar metin
içinde hangi sıklıkta kullanılmış? Hangi niteliklere gönderme yapmaktadır;
fiziksel, duygusal, görsel, işitsel, göndergesel, vb? Sıfatlar niteleme
ya da belirtme sıfatları mı, karşılaştırma sıfatları mı yoğun olarak
kullanılmış, yalın, türemiş ya da bileşik sıfatlar mı?
IV. Eylemler
Metin içindeki
eylemler genel anlamı yüklenip yansıtıyor mu? Eylemlerin çoğunluğu
durum mu ya da bir hareket, olay mı bildiriyor? Eylemler fiziksel
hareketlere, söz eylemlere, psikolojik durumlara, hareketlere ya
da algıya mı yönelik kullanılmış? Geçişli mi geçişsiz mi? Kullanılan
eylemler edilgen, dönüşlü, işteş ya da ettirgen mi?
V. Belirteçler
Belirteçler
metin içinde hangi sıklıkta kullanılmış? Bunlar hangi anlamsal işlevi
yerine getirmektedirler: zaman, yer, yön, ölçü, niteleme ve durum?
Tümce belirteçleri dikkat çekici bir şekilde kullanılmış mı?
I. Tümce
Türleri
Yazar sadece
bildirme tümceleri mi kullanmış, yoksa soru, emir ve ünlem tümcelerinden
de faydalanmış mı? Kesik tümceler kullanılmış mı, diğer bir deyişle
tümcelerde özne yada eylem düşmesi var mı; başka tümce türleri kullanılmışsa
da bunların işlevi nedir?
II. Tümce
Yapıları
Metin genelinde
yalın, bileşik ya da sıralı tümce mi kullanılmış? Ortalama tümce
uzunluğu sözcük sayısı olarak nedir? Yan tümcelerin temel tümcelere
oranı nedir? Tümce yapısı dikkat çekici bir şekilde bir tümceden
diğerine değişiyor mu yoksa tutarlı bir şekilde aynı yapıyı koruyor
mu? Değişiyorsa bu i)Yalın, ii)Sıralı, iii) Bileşik, iv) Kesik ya
da v) Girişik tümcelerden mi kaynaklanıyor?
III. Tümcecik
Türleri
Metinde hangi
tür tümcecik daha çok kullanılmış ve tercih edilmiş: eylemlikler
(mastarlar), ortaçlar, ya da ulaçlar?
IV. Öbekler
Türkçe'de sözcük
öbeklerinin kullanımı İngilizce ile karşılaştırıldığında sınıflama
farklılığı göstermektedir çünkü, Hengirmen'in sözleriyle, Türkçe'de
"genellikle iki türlü sözcük öbeği bulunur.......özneyi tamamlayan
sözcük öbeklerine özne öbeği, yüklemi tamamlayan sözcük öbeklerine
de yüklem öbeği denir. Bu nedenle, cümlede bulunan nesne,
tümleç gibi ögelerin görevi, öznenin ya da yüklemin anlamını tamamlamaktır";
bu sınıflandırmada özne öbeği içinde karşımıza ad, sıfat tamlamaları
ve eylemlikler çıkmaktadır....yüklem öbeği ise adları, ad ve eylem
soylu sözcükleri içinde barındırır.
| Annemi
uzaklara götüren gemi |
ufukta
yavaş yavaş kayboldu. |
| Özne
öbeği (sıfat tamlaması) |
Yüklem
öbeği |
Yukarıdaki bilgi
doğrultusunda öbekler başlığı altında aşağıdaki kısımdaki yapıların
metinde hangi yoğunlukta kullanıldığına bakılabilir:
IV.i.Özne
Öbeği: Özne
öbeklerinin aşağıda belirtilen türlerinin metin içindeki kullanım
sıklığı nedir? Öykücü bu türlerden birini daha çok ve sıklıkta kullanmış
mı?
IV.i.a.
Ad tamlaması: Metinde
hangi tür ad tamlaması daha çok kullanılmış ve tercih edilmiş:
belirtili, belirtisiz, takısız ya da zincirleme?
IV.i.b.
Sıfat tamlaması: Sıfat
tamlamasının diğer tamlamalara göre kullanım oranı nedir?
IV.i.c.Eylemlikler
için not: sınıflandırmalar arasında tutarlılık yaratmak amacıyla
eylemliklerin tümcecik türleri altında incelenmesi uygun görülmüştür.
IV.ii.
Eylem Öbekleri: Eylem
öbeklerinin metin içindeki kullanım sıklığı nedir?
V. Sözcük
Türleri
Temel yapılara
ve sözlüksel ulamlara değindikten sonra, metindeki adıl, belirteç,
ilgeç, bağlaç, ünlem kullanımlarına bakabiliriz. Bunlardan herhangi
biri ya da birkaçı belli bir etki yaratmak için kullanılmış mı?
C. Değişmeceli
Dil
Bu bölümde dilin
genel normlarından sapılarak öncelenmiş yapılar üzerinde durulacaktır.
Bu yapıları en iyi örnekleyen değişmeceli dil yapılarıdır.
I. Dilbilgisel ve Sözlüksel Yapı Taslakları: Metin içinde
biçimsel veya yapısal tekrarlar var mı, yinelem ya da paralel yapılar
gibi?
II.Sesbilgisel
Yapı Taslakları: Metin içinde ses yinelemesi ya da ünlü yinelemesi
gibi dikkat çekici sesbilgisel kullanımlar var mı? Ünlü ya da ünsüzler
belli bir şekilde bir araya gelmiş ya da düzenlenmiş mi? Bu sesbilgisel
özellikler belli bir anlam yaratıyor mu?
III.Söz
sanatları: Dilsel
düzenekten sapma ya da bunun bilinçli olarak ihlali söz konusu mu?
Örneğin, öykücünün kendine özgün yeni sözcük türetimi ya da sapma
olabilecek sözcük birliktelikleri, anlamsal, sözdizimsel, sesbilgisel,
ya da grafolojik sapmalar var mı?
D. Bağlaşıklık
ve Bağlam:
Bu kısımda Bağlaşıklık
başlığı altında metnin bir bölümünün diğerine ya da tümcelerin biri
birine nasıl bağlandığı üzerinde durulmaktadır. Bu metnin iç düzeniyle
ilgilidir. Bağlam başlığı altında ise metnin ya da bir kısmının
dış dünyayla olan ilişkisi göz önünde bulundurulmaktadır; çünkü
bu aşamada metnin söylemi- yazar ve okuyucu, karakter ve karakter
gibi- katılımcılar arasında bir iletişim olduğunu varsayar.
I.Bağlaşıklık:
Metin tümceleri arasında mantık bağıntısı ya da başka bağıntılar
var mı (örneğin, sıralı tümce bağlaçları gibi) ya da metin dolaylı
anlam bağıntıları mı içeriyor? Anlam bağıntıları sözcük ya da
öbek tekrarlarıyla ya da aynı anlamı ifade edecek farklı sözcük
seçimleriyle mi sağlanmış?
II.Bağlam:
Yazar okuyucuya doğrudan mı yoksa kurgu içindeki bir karakterin
düşünceleri, sözleri aracılığı ile mi sesleniyor? Gönderen-gönderilen
ilişkisini ne tür dilbilgisel ipuçları (örneğin 1. Tekil kişi
adılları, ben, beni, bana, benim gibi) yansıtıyor? Yazar öykünün
konusunu dolaylı bir anlatımla mı yaklaşıyor? Öykü baş kişisi
ya da diğer karakterlerin düşünceleri ya da konuşmaları metin
içinde yer alıyorsa, bu dolaysız aktarım yöntemiyle ya da başka
bir yöntemle mi (dolaylı aktarım, bağımsız dolaylı aktarım) şeklinde
mi veriliyor?
III. SABAHATTİN
ALİ VE "KAĞNI"
Seçilen öykü Sabahattin
Ali'nin "Kağnı" başlıklı öyküsüdür. Modern Türk öykücülüğünde Sabahattin
Ali ve öykücülük anlayışına yönelik yapılan eleştiriler arasında ön
plana çıkan öykücünün "modern Türk hikayeciliğinin ayrım noktalarından
birini işaretlediğidir"; çünkü "Sabahattin Ali, köklü bir zihniyet
değişiminin henüz biçimlenme aşamasında olduğu, toplumsal yapının
sürekli kaygan bir zeminde yalpaladığı bir ortamda, bu toplumsal yapıyı
yorumlama ve tanımlama noktasında bir ayırımı simgelemektedir." (Şenderin
194).
"Kağnı" öyküsünde
ise Ali'nin yukarıda belirtilen toplumsal yapı içinde köylülere yönelik
bir tanımlama ve yorumlama yaptığı söylenebilir. Öykü, köyün ağası,
jandarma ve bir köylü aile üçgeni üzerine oturtulmuş olmakla beraber
asıl olay ağanın oğlu ve bir köylü kadının oğlu arasında gerçekleşen
bir cinayet temelinde kurgulanmıştır. Kısaca değinmek gerekirse, öykünün
giriş tümcesinde de açıklandığı gibi, bir tarla meselesi yüzünden
ağanın oğlu Savrukların Hüseyin bir köylü kadının oğlu olan Sarı Mehmet'i
Arkbaşı'nda vurur; Ağa, imam ve yandaşları köylü kadını şikayetçi
olmaması için ikna ederler, ama olay jandarmaya yansıdıktan sonra
hükümetin emriyle Sarı Mehmet'in cesedi yerinden çıkarılır ve köylü
kadın cesedi kağnısıyla bir gece vakti kasabaya doğru götürür (Ali
149-154).
Öykü yoruma açık
bir şekilde bu noktada sonlanmaktadır. "Kağnı" öyküsünün, genel olarak,
Sabahattin Ali öykücülüğünü yansıttığı söylenebilir. Şenderin'in sözleriyle
Ali'nin öykücülüğü "sınıfsal özellikleriyle ön plana çıkarılan insanların
yüzleştiği olaylar ve durumlar aracılığı ile yanlış ekonomik ve siyasi
yapılanmaya yönelik eleştirilerini dile getirdiği öyküler bireyi toplumla
açıklar" (198). Bunu "Kağnı" öyküsü özeline indirgediğimizde Sarı
Mehmet'in annesi olan "garip köylü kadın"ın kişiliğinde köylünün ağa
karşısındaki çaresiz ve zavallı durumu tanımlanıyor, değerlendiriliyor
ve eleştiriliyor diyebiliriz.
IV. MODEL ÇÖZÜMLEME
Çalışmanın dördüncü
kısmını oluşturan model çözümleme daha geniş kapsamlı tasarlanıp,
çalışılmıştır. Ne var ki bu yazıda tamamı sunulan yöntemin, yer ekonomisi
kaygısıyla, bu kısımda sadece yazınsal çözümleme aşamasına büyük ölçüde
ışık tuttuğu düşünülen Dilbilgisi Ulamlar kısmının tümce türleri,
yapıları, ortaç,ulaç ve eylemlikler çözümlemesi veri olarak sunulmuştur.
Dilbisel Ulamlar:
I. Tümce
Türleri
"Kağnı"
öyküsünü oluşturan 85 tümceden 5'i soru tümcesi, bunun karşılığında
80 tümce bildirme tümcesidir. Bu tümcelerin kullanım sıklığı soru
tümcelerinde 6 %, bildirme tümcelerinde ise 94 % olarak belirlenmiştir.
Buna ek olarak, yine soru tümceleri, emir ve ünlem tümceleri bildirme
tümcelerinin içinde "iç tümce" olarak metinde kullanılmıştır. Diyaloglardan
çok 3. Tekil kişi anlatımı üzerine kurulu olan bu öyküde 5 soru
tümcesi dışında kalan tümceler anlatıcı tarafından aktarılmaktadır;
dolayısıyla kişilerin sözleri ve düşünceleri doğrudan öyküde yer
almamıştır. Bundan dolayı da doğrudan emir ve ünlem tümcelerine
rastlanmamıştır, çünkü kurgu dolaylı anlatım üzerine kurulmuştur.
Yoğun olarak
betimlemelerin yapıldığı öykünün, betimlere ağırlık verildiği kısımlarda,
kısa ve tek önerme içeren tümcelerden uzun ve çok sayıda önerme
içeren tümcelere geçildiği gözlemlenmiştir. Bu da ortalama tümce
uzunluğunu etkilemektedir. 1054 sözcükten oluşan öykünün ortalama
sözcük sayısı 12.4 % olarak bulunmuştur. Modern Türk öykülerinin
bu çerçevede bir bütüncesi olmadığı için, yukarıdaki oran kesin
yargılara varılmasını engellemektedir. Bununla beraber, öyküde betimleme
içeren uzun ve karmaşık tümcelerin okuma kolaylığını azalttığını
söylemek yanlış olmayacaktır.
Tümce yapıları
çerçevesinde, metnin biçemini tanımlarken göz önünde bulundurulması
gereken bir diğer nokta da yan ve temel tümce oranıdır. Öyküde 22
yan tümce, 109 temel tümce saptanmıştır; bu da yan tümcelerin temel
tümceye oranının 20 % olduğunu göstermektedir.
Öykü genelinde
yalın, bileşik, sıralı, girişik, kesik ve devrik tümce yapılarına
bakılmış ve kullanım sıklıkları şu şekilde belirlenmiştir:
-
-
-
Bağımsız
sıralı tümce: %11.7
-
Bağımlı
sıralı tümce: %24.7
-
Öyküde kesik
ya da devrik tümce yapısı kullanılmamıştır.
Yalın, birleşik,
sıralı ve girişik tümcelerin metin içinde, bağımsız, tek bir tümce
olarak kullanılmalarının yanı sıra, bir araya gelerek oluşturdukları
tümce yapıları da öykünün genel tümce yapısını belirleyen ve metnin
biçemine yönelik saptama yapılmasını kolaylaştıran unsurlardır.
Birleşik, sıralı ve girişik tümcelerin bir araya gelerek oluşturdukları
yapılar ve bu yapıların metin içindeki kullanım sıklığı şu şekilde
sıralanabilir:
-
Bileşik + Bağımsız sıralı: % 5.88
-
Girişik
+ Bağımsız sıralı: % 1.17
-
-
Girişik
+ Bağımlı sıralı: % 15.2
-
Bileşik
+ Bağımlı sıralı: % 1.17
-
Bileşik
+ Bağımlı sıralı + Girişik: %5.88
-
Bileşik
+ Bağımsız sıralı + Girişik: % 1.17
III.Tümcecik
Türleri:
Öykü genelinde
toplam 85 tümce genelinde 43 tane diğer tümce yapılarıyla birleşmiş
Girişik tümce bulunmuştur. Bunlardan 38'i ulaç, 35'i ortaç ve 15
tanesi de eylemlik olarak dağılmıştır. Metin içindeki kullanım sıklıkları
da, 43 Girişik tümce temelinde, ulaç yapısının % 88.37, ortaç yapısının
% 81.39 ve eylemlik yapısının da % 34.88 olarak belirlenmiştir.
V. DEĞERLENDİRME
VE SON SÖZ
"Kağnı" öyküsünde,
diğer tümce yapılarına oranla %23.5 yalın tümce kullanımı olduğu göz
önünde bulundurulursa, bu öykünün karmaşık tümce yapılarından oluştuğu
söylenebilir. Diğer bir deyişle, tümcelerin sadece %23.5'inde tek
bir önerme bulunmakta buna karşılık diğer tümceler iki ya da daha
fazla sayıda önerme içermektedir. Tümceler, yukarıdaki oranların da
gösterdiği üzere, ya yan tümcelerle birleşmiş, ya da diğer tümcelerle
ortak özne, yüklem ya da tümleç kullanmış, ya da ortaç, ulaç, eylemliklerle
birleşerek karmaşık hale gelmiştir. Sonuç olarak tümce yapıları göz
önünde bulundurulduğunda, metnin "karmaşık" bir biçeme sahip olduğu
söylenebilir. Bunun yanı sıra, tümce yapılarına bakıldığında Girişik+Bağımlı
sıralı tümcelerin %15.2 oranla en fazla kullanılan, öykücü tarafından
tercih edilen yapı olduğunu görüyoruz. Bu noktada "Kağnı" öyküsüne
özel olmakla beraber yukarıda belirtilen Girişik+Bağımlı sıralı tümce
sıklığının öyküde biçem belirleyici olduğunu söyleyebiliriz, çünkü
bu tür tümceler diğer tümcelerle karşılaştırıldığında öyküde sıkça
kullanılmış ve teknik anlamda öncelenmiştir.Bununla
beraber, öncelenmiş bu yapıların metin içindeki işlevleri açıklık
kazandığında öykücünün genel anlamda amacına hizmet ettiği gözden
kaçmayacaktır.
Öncelikle, bağımlı
sıralı tümce yapısına bakıldığında denilebilir ki "bağımlı sıralı
tümce oluşturan bağımsız tümceler arasında oldukça belirgin bir anlam
bağlantısı bulunur; bu bağlantı, çoğu kez, bir bağlaçla ya da ortak
kurucu öğe ile belirtilir. Anlamca bağımlı sıralı tümcelerde anlam
bağı, çoğu kez, neden-sonuç, karşıtlık ve benzetme temeline dayanır"
(Şimşek 295-297). İkinci olarak ortaç yapılarının işlevleri üzerinde
durulabilir. Bunu Erkman-Akerson ve Özil'in sözleriyle aktarmak gerekirse
"sıfat işlevli yan tümcelerin belirgin amacı bir adı nitelemektir.
Niteleme, bir adı, belli özelliklerini göz önüne alarak, aynı kümede
yer alan öteki adlardan ayırmaya ya da bu ad hakkında ek bilgiler
vermeye yarar." (93). Öykü geneline bakıldığında ise sıfat işlevli
yan tümcelerin daraltma işlevini yerine getirdiği söylenebilir; diğer
bir deyişle bu tümceler "tözü, içeriği, ve niceliği" belirlemeye yönelik
kullanılmıştır; öyküde ise köylü toplumundaki kişilere yönelik yeni
kavramlar kurmakta, belli bir kadın içeriği yaratmaktadır (Erkman-Akerson
ve Özil 135). Son olarak da ulaç yapılarının işlevlerine bakıldığında
onların da öykücü tarafından metin içinde neden sıkça kullanıldığını
anlamak olası. "Ulaç tümcecikleri, -belirteç tümleci olarak- bağlandıkları
yüklemin anlamını değişik açılardan etkiler. Kimi ulaç tümcecikleri,
durum; kimileri, zaman; kimileri de neden kavramı taşır. Kimi ulaç
tümcecikleri yargıları karşılaştırmaya yarar" (Şimşek 266). Belirgin
bir şekilde nitelenen köylü kadının öykü içindeki hal ve hareketleri;
bu hareketlerin nasıl yapıldığı da bir o kadar önemlidir öykü bağlamında.
Bu yargıyı yine Şimşek'in açıklamalarıyla destekleyebiliriz: "Ulaç
görevindeki durum tümcecikleri; nitelik belirteci işleyişinde olabilir;
bu durum, tıpkı nitelik belirteçleri gibi, kılış ya da oluşların türlü
durumlarını, niteliklerini belirtirler" (268). Son söz: Öykü, tümceleri
göz önünde bulundurulduğunda karmaşık, karmaşık bir biçeme sahiptir.
Böyle bir sonuca varmamızı sağlayan biçem belirleyici öyküde sıklık
oranı diğerlerinden daha fazla olan Girişik ve Bağımlı sıralı tümce
yapılarıdır. Özellikle Girişik tümce yapılarının işlevleri açıldığında
ise Sabahattin Ali okuyucusuna hiç de yabancı olmayan bir gözlem ve
sonuç çıkmaktadır ortaya: Öykü kişilerinin fiziksel, aynı zamanda
toplumsal ve duygusal, ve bunların yanı sıra eylemlerine yansıyan
farklılıklarını ortaya koyabilmek amacıyla Ali "Kağnı" öyküsünde Girişik
tümce yapısını tercih etmiştir.
KAYNAKÇA
-
ERKMAN-AKERSON,
Fatma ve Şeyda
-
ÖZİL
(1998) Türkçede Niteleme: Sıfat İşlevli Yan Tümceler. İstanbul:
Simurg.
-
HATİPOĞLU,
Vecihe . (1972) Türkçenin Sözdizimi. Ankara: A.Ü. Basımevi
-
HAYNES,
John . (1995) Style. London: Routledge.
-
HENGİRMEN,
Mehmet .(1998) Türkçe Temel Dilbilgisi. Ankara: Engin Yayınevi.
-
LEECH,
Geoffrey N. Ve Michael H. Short. (1981) Style in Fiction: A Linguistic
Introduction to English Fictional Prose. London: Longman
-
SHORT,
Mick. (1996) Exploring the Language of Poems, Plays and Prose. London:Longman
-
ŞENDERİN,
Zübeyde. (2000) "Sabahattin Ali'nin Hikayelerinde Toplumsal Eleştiri"
Hece: Türk Öykücülüğü Özel Sayısı. Yıl:4. Sayı:46/47. Ekim/Kasım.
194-198
-
ŞİMŞEK,
Rasim. (1987) Örneklerle Türkçe Sözdizimi. Trabzon: Kuzey Gazetecilik
ve Matbaacılık.
-
THORNBORROW,
J. Ve S. Wareing. (1988) Patterns in Language: An Introduction to
Language and Literary Style. London: Routledge. Çalışma Bütüncesini
Oluşturan Kitap: ALİ, Sabahattin Bütün Öyküleri I: Değirmen, Kağnı,
Ses. 6. Baskı. İstanbul: 2001 YKY.
Bu
yazı daha önce Dilbilim ve Uygulamaları dergisinin 2. Sayısında
yayınlanmıştır.
|
|