![]() |
|||
| kafka gibiden yansıyan : uğur halıcı: 23102001 | |||
|
Bir duvar büyüklüğündeki Buda-Peşte şehir planına bakarken engel olamadığım Kafka'nın şehri Prag'da olmak isteği, iki gün sonra garip bir şekilde gerçekleşti. Hiç beklenmeyen olaylar dizisi içinden geçerek, kendimi Prag'ın konu edildiği Beyazperdenin Ardındaki Kentler sinema haftasının açılışında Kafka filmini seyrederken buldum.
|
|||
|
kale'de
22 numara, kafka'nın
evi, prag |
|
||
|
![]() |
||
|
Filmin gelmesini aslında uzun bir süredir bekliyormuşum. 1991 Şubat ayında gazeteden kopardığım filmle ilgili bir haberi, Klaus Wagaenbach'ın 1984 baskısı Kafka kitabına iliştirmişim. Kitapta "30'ların başlarında Gestapo Dora Diamant'ın (Kafka'nın ömrünün son yılındaki kadın arkadaşı) Berlindeki evinde yaptığı aramada bir tomar elyazmasına el koymuştur - artık bunlara yitirilmiş gözüyle bakmak gerekiyor" diye bir paragraf var, kenarına "galiba bulundu" diye not düşmüşüm. Haberde ise şunlar yazıyor "3 Haziran 1924'de ölen Kafka'ya ait mektuplar şans eseri 1986'da bir antikacı'da bulundu. ve ünlü çek yazarın az ve farklı bilinen ilk gençlik dönemlerine de ışık tuttu .... İşte Kafka'nın kısa bir süre önce yayınlanan mektupları esas alınarak çevirilen ve "Kafka" adını taşıyan filmde de yazar değişik bir açıdan ele alınıyor... 20 yaşında delikanlı olan yazar filmde kendini Prag sokaklarında meydana gelen esrarengiz serüvenlerin kahramanı olarak buluyor" Bence 1989 Cannes Film Festivalinin ödüllü yönetmeni Seteven Soderbergh filmi için "Kafka" gibi iddialı bir isim yerine "Kafka Gibi" türünden daha mütevazi bir isim seçmeliymiş. Filmin Adı: Kafka (Gibi) Bu mütevazilik, filmin başarısız olması gibi bir nedenle gerekmiyor, film başarılı, bunun gerekçesi filmin biografi olmamasından kaynaklanıyor. Filmde Kafka olsaydı böyle yapardı denilmek isteniyor. Hayali olaylar sanki Kafka'nın başından geçmiş gibi, onun davranışlarına, ruh haline uygun biçimde anlatılıyor. Kafka'nın mektupları, Değişim, Ceza Sömürgesi ve en çok da Şato'suna göndermelerin yapıldığı filmde bir çok doğrular, ve bana göre eksiklikler de var. Filmdeki göndermelerin bir kısmı çok fazla aleni, bir kısmı ise ipuçları şeklinde sunulmuş. Filmin ilk kısmının siyah/beyaz olması yerinde bir seçim, başka türlü olamazdı. Şato'ya bir mezarın içinden geçilerek gidilmesi, mezarda başlayan koridorun şatodaki bir evrak odasına çıkması tam Kafka'ya uygun. Filmin Şato'dan itibaren renklenmesi iki dünya arasındaki ayırımı vurgulamak açısından çok iyi düşünülmüş. Şatoya girerken geçilen labirent biçimindeki garip merdiven ve merdivene konulan (aslında yanlış tarafa konulan, ama hiç bir şekilde vurgulanmayan ve filmin gidişatına hiç bir etkisi olmayan) işaret bana göre mükemmel. Herbir garipliği hiç yadsımadan olduğu gibi kabulleniş Kafka'ya uygun. Ama buradaki Kafka gerçeğine göre fazla cesur. Olaylar her ne kadar düş ve gerçek sınırlarında sunuluyorsa da (herhalde istemeden) biraz Korku Filmi biraz Bilim Kurgu havasına girmiş. Yani korkular fazla maddesel biçime sokulmuş. Oysa bizi Kafka okurken tedirgin eden şey aniden çıkıveren yaratıklar değil ki ! Bizi tedirgin eden şey, hep orada öylece var olan ama bizim bazan birdenbire şöyle böyle ama sakince farkettiklerimiz, sanki çok basitmiş, çok anlaşılırmış gibi gözüken yaşamın karmaşıklığı, çelişkileri, günlük hayatımızda her dakika sanki çok normal yaşadığımız gerçeklerin aslında bize ne kadar yabancı olduğunun hissedilmesi , bize bu kadar yabancı olması gerekenleri ise şaşırmadan öylece kabul edişimizin bizde yarattığı iç sıkıntısı, gerçek ve düşün böyle uyumsuzluklarda bütünleşmesi değil mi? Bu yazı daha önce Çağrı, Aralık 1993, Vol. 37 No:409, s4'de yayınlanmıştır.
|
|||