![]() |
||
| feminist biçembilimsel yaklaşımla inci aral'ın ağda zamanı başlıklı öyküsünün bir incelemesi yeşim sönmez dinçkan: 11112001 | ||
|
GİRİŞ: Kısa öykü, Türk yazınında son yıllarda çok gözde olmuş bir türdür. Bu türde eserler veren bir çok yazarımız bulunmaktadır. Özellikle kadın yazarlarımız, başka bir çok konunun yanı sıra, kadının toplumdaki yerini irdeleyen öyküler yazmaktadırlar. Öykü yazarlarımızın eserlerini incelemek, yazınsal metinlere biçembilimsel açıklamalar getirmek ve böylece çağdaş Türk yazını ile ilgili bilgi edinmek için kullanılacak çeşitli dilbilimsel yöntemler bulunmaktadır. Yazarların, özellikle kadın içerikli konulara yer veren yazarların, eserlerini incelerken kullanılabilecek biçembilimsel yaklaşımlar çeşitlidir. Feminist Biçembilimcilerin ortaya koydukları yöntemler de bunların arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu yöntemler, metne belirli bir bakış açısıyla yaklaştıkları ve metin içindeki dilsel bulgulardan yola çıkarak belirli savları desteklemeyi amaçladıkları için, toplumda kadının yerini irdeleyen yazarların eserlerine uygulandıklarında, verimli incelemeler ortaya konabilmektedir. Feminist biçembilim hakkında bilgi vermeden önce bu akımın/yaklaşımın temelini oluşturan feminizm ve feminist eleştiri kavramlarını açıklamak gerekecektir. Feminizm, bir çok değişik şekilde tanımlanmıştır: bir sözlükte "kadınların, erkeklerle aynı haklara, (güç ve) yetkilere ve olanaklara sahip olmaları gerektiği düşüncesi ve bu düşünceyi gerçekleştirmek için ortaya konan uğraş" şeklinde tanımlanırken (Procter 1995:512), başka kaynaklarda, feministlerin yaptıkları bazı tanımlarda, "varolan düzenekleri değiştirmek" ve "dilsel düzeyde ve eğitimsel, siyasi, dini ve ekonomik boyutta erkeklerin ortaya koyduğu düzeneklere boyun eğişe karşı çıkmak" olarak betimlenmektedir (Foss 1999:52). Bazı tanımlarında ise feminizm kavramı, toplumda erkek egemenliği veya baskı altında, sıkıntı içinde olan tüm kesimleri kapsamakta ve bunların iyileştirilmesi/düzeltilmesi için bir çaba olarak tanımlanmaktadır. Kavramın tanımlarının çeşitliliğinden de anlaşılacağı gibi, bir çok feminizm türünden ve feministten söz edilebilmektedir. Ancak, feministlerin çoğunun kabul ettiği bir takım düşünceler vardır: kadınlar toplum içinde ayrımcılığa tabidirler, erkek egemenliği söz konusudur, bunu değiştirmek ve kadınların ve dolayısıyla erkeklerin daha az baskıcı bir toplumda yaşamasını sağlamak için çaba harcanmalıdır (Mills 1995:3). Feminizmle yakından bağlantısı olan Feminist Eleştiri, 1970'lerdeki feminist hareketlerden sonra ortaya çıkmıştır (Wales 1990:172) ve kadın yazarların eserlerini (yeniden) gündeme getirmek ve değerlendirmek, dilde cinsiyet ayrımcılığını incelemek için, kadınların bu konudaki duyarlılığını ve düşüncelerini barındıran eleştirel yöntemlerle yazın eleştirisine yaklaşımı sağlamayı amaçlar (Morner 1991:82). Başka kaynaklara göre ise, belirgin ve belirli amaçlara hizmet etmeyi amaçlayan bu akım, 1960'ların sonunda etkili olmaya başlamıştır ve günümüzde de toplumsal, hukuki ve ekinsel bağımsızlık ve eşitlik arayışı için sürdürülen feminist hareketlerle yakında ilgilidir (Abrams 1999:88). Feminizm ve Feminist Eleştiri ile bağlantılı olarak Feminist Biçembilim tanımını incelemek için önce genel biçembilim tanımlarına bakmak yararlı olacaktır. Leech ve Short'a göre, "biçembilim açıkça ya da dolaylı olarak, dil ve sanatsal işlev arasındaki bağıntıyı ortaya koymayı amaçlar". Bu düşünce ışığında sorulacak olan sorular "neden" ve "nasıl" sorularıdır. Dilbilimci, "yazar kendini neden bu şekilde ifade etmeyi seçmiştir" diye sorarken, eleştirmen, "dil kullanımı ile estetik bir etki nasıl yaratılmıştır" sorusunu soracaktır (Leech 1981:13). Mills, feminist biçembilimi, bu sorulara yenilerini de ekleyerek tanımlar. Bu tanımında bir yandan sanatsal işlev, yazarın kendini ifade edişi (dile getirişi), dil kullanımı ile belirli etkilerin nasıl yaratıldığı konuları önemini korurken, diğer yandan cinsiyet ve bunun incelemesinin biçembilim içinde nasıl yapılabileceği konusu öncelik kazanır (Mills 1995:5). Feminist biçembilim, biçembilimi yeni bir boyuta taşıyarak, metnin dilinin incelenmesinden öteye, bu dilin ortaya konmasını/var olmasını sağlayan toplumsal ve ekonomik etkenleri incelemeye ve bu düşünceyle araştırmacıyı metne getirebilecek yorumlara doğru yöneltmeyi amaçlar. Ayrıca güçlü bir sav olarak cinsiyetin metin içindeki önemli etkenlerden biri olduğunu ve bunun incelenebileceğini ortaya koyar (Mills 1995:17). Özellikle batı ekinlerinde, cinsiyet ayrımı üzerine yapılan araştırma ve çalışmalara önem verildiği ve bu olgunun metinlerde nasıl gözlemlenebileceğinin önemli bir uğraş olduğu vurgulanır. Bir kadın yazarın erkek yazarlardan farklı yazıp yazmadığı sorusu bu bağlamda ele alınmamaktadır. Daha çok, metinlerdeki cinsiyetle ilgili ipuçlarını saptamak ve bu bağlamda gerek yazarın biçemini, gerekse toplumsal oluşumlarını ortaya koymaya çalışmak üzerinde durulur ve cinsiyeti önemseyen bu yaklaşımın metnin yorumlanma sürecine "kazandırdıklarına" bakmak amaçlanır (Mills 1995:21). Psikoloji, yazınsal eleştiri, toplumdilbilim gibi bir çok alanın katkısıyla oluşan feminist incelemede tek bir feminist dil yaklaşımından söz etmek olası değildir. Ancak, feminist dil yaklaşımında genel anlamda üç ana eğilimden söz edilir. Bunlar kısaca şu şekilde özetlenebilir: dil toplum içinde cinsiyet ayrımlarına yol açar, dil toplum içindeki cinsiyet ayrımcılığının ancak bir yansıması olabilir, dil ve toplumsal yapı birbiriyle sürekli etkileşim içindedir ve cinsiyet konuları bu etkileşimin bir yansımasıdır (Stanton 1999'da geçtiği şekliyle: Graddol ve Swann 1989). Lakoff'a göre dil yalnızca toplum içinde var olan cinsiyet ayrımcılığını yansıtır, dil bir etken değildir, etkilenendir (Mills(1995:86)'da geçtiği şekliyle R.Lokoff:1975). Feminist biçembilimsel yöntemlere genel olarak bakıldığında belirli ana başlıklar altında inceleme yapıldığı göze çarpmaktadır. Bu ana başlıklar kısaca şu şekilde verilebilir:
Çalışma kapsamında incelenen metin Türkçe olduğu için, metne yaklaşımda verimli sonuçlar ortaya konabilmesi amacıyla yukarıda ana hatları çizilen genel başlıklar ve yaklaşım bir temel olarak kullanılmış ve metin, benzer ancak yer yer geliştirilmiş veya kısaltılmış bir yöntemle incelenmiştir. İNCELEME: Verilen bilgiler ışığında, feminist biçembilimsel bir yöntemle incelenen, toplumda "kadın" konulu Ağda Zamanı adlı öyküde (İnci Aral 1986), öykünün baş kişisi Leman'ın üç aylık bir dönem içinde yaşadıkları, annesi, erkek arkadaşı Murat, Murat'ın annesi ve iş arkadaşları ile olan ilişkileri, hayalleri ve iç dünyası anlatılmıştır. Leman, otuzüç yaşında, bekar, ortaokul mezunu ve çalışan bir kadındır. Öykü, Leman ve Murat arasındaki arkadaşlığın, bir ilişkiye ve Leman açısından bir aşka dönüşmesiyle başlar ve Murat'ın bir avukat kızla nişanlanmasıyla son bulur. Leman'ın bu dönemde yaşadığı inişli çıkışlı duygular onun erkeklerin kendisi gibi kişilikli kadınlara katlanamadıkları sonucuna varmasıyla sona erer (Erden 1998:15). Öykünün dili incelenmiş ve inceleme, kullanılan sözcükler ve sözcük birliktelikleri, sıfatlar, deyimler ve söylem boyutu olarak dört ana başlık altında yapılmıştır. I. Sözcükler ve sözcük birliktelikleri: Öyküde kadını ve kadın dünyasını çağrıştıran veya kadınlarla özdeşleştirilen sözcüklerin kullanımı: Öyküden seçilen örneklerin, öykü bağlamından çıkarıldıklarında bile toplumun genelinde ilk olarak kadını çağrıştırdığı dikkat çekmektedir. Toplumun kadına yüklediği rollerin ve özelliklerin doğal olarak dil kullanımına yansıdığı, toplumun birer bireyi olan yazarların da, gerek bilinçli gerek bilinçsiz olarak, bunlara eserlerinde yer verdikleri gözlenmektedir. Örneklerde, kadınların doğuştan sahip oldukları bir takım özelliklerin yanı sıra toplumsal cinsiyetin, diğer bir deyişle toplumun kadın ve erkeğe yüklediği rollerin de dil ile yansıtıldığı görülmektedir. Öyküden seçilen örnekler bu bağlamda ele alınmalıdır:
Kullanılan sözcük ve sözcük birliktelikleri incelendiğinde, öykünün baş kişisi olan Leman'ın dünyasını yansıtmak için, kadınların gerek doğuştan getirdikleri bir takım özelliklerine yönelik, gerekse toplumun yüklediği görevleri ve özellikleri betimleyen sözcüklerin sıkça kullanıldığını görülmektedir. Leman'ın dış görünüşüne verdiği önem ve "kadınların kendilerine bakmaları gerektiği" düşüncesinin yazar tarafından bu bağlamda kullanılan sözcüklerin sıkça tekrarlanması yoluyla üstü kapalı bir şekilde eleştirildiği söylenebilir. Leman, boş kafalı, üniversite mezunu, boya küpü olarak nitelendirdiği kadınları yermekte ve kendisi "ortaokul mezunu olduğu halde, bol bol kitap okuduğunu" belirtmektedir ama iç dünyasının yansıtıldığı, günceyi andıran öyküde, okuduğu kitaplardan çok (öykü boyunca bir kez "kitapçı" sözcüğü, bir kez "gazete okumak", bir kez de "okumak" sözcüğü geçmiştir.), dış görünüşüne yönelik konulardan söz etmektedir. Bir yandan çevresindeki insanları beğenmeyen, büyük bir kentte yaşasa değerinin anlaşılacağını belirten Leman, bir yandan da çevre tarafından beğenilme ve saygı duyulan bir kadın olma çabası içindedir. Eleştirdiği insanların değer yargıları onun için hem önemlidir hem de alay konusudur. Cinsellik onun için önemlidir ama erkeklerle arkadaşlıkları konusunda dikkatlidir. Çocuk kartpostalları biriktirmesi, Leman'ın çocuklara duyduğu sevgi ve çocuk sahibi olma ve evlenme arzusu olarak değerlendirilebilir ancak yine de evlenmediğine sevindiğini söylemektedir. Öyküde, kullanılan sözcükler ışığında, Leman'ın, kadınların ince, görgülü, bakımlı ve ahlaklı olması gerektiğini düşündüğünü söyleyebiliriz. Yazarın da Leman'ın bu düşüncelerini bu bağlamda seçilen sözcüklerle sürekli olarak vurguladığı görülmektedir. Bu noktada, Leman'ın, toplumun belirli bir kesimindeki kadınları simgelediği düşünülebilir. Yukarıda verilen örnek tümcelerde kullanılan sözcüklerin çoğunun "sezdirimi veya çağrışımı" kadın ve kadın dünyasıdır. Bağlamdan çıkarıldığında bir erkeğin dünyasını anlatmak için kullanılabilecek sözcükler sınırlıdır. Örneğin "Alt yanı bir sofra kuracak. Tencere kapaklarını düşürür, çorbayı taşırıp ocağı hatırlar, tabakları şangur şungur üstüste yığar".(Sf.22) tümcesi sakar bir erkeği veya geçimini ahçılık yaparak sağlayan bir erkek için de kullanılabilir. "Evi baştan aşağı elden geçirdim." (Sf.28) tümcesinin evin tüm tamiratını yapan bir erkek için kullanıldığı düşünülebilir ama burada belki de asıl çarpıcı olan bir kadın söz konusu olduğunda bu tümcenin evin "bütün temizlik işlerini yapmak" olarak algılanabileceği ve bir erkek söz konusu olduğunda "tamirat ve onarım işleri yapmak" olarak yorumlanabileceğidir. Diğer örnekler için de aynı durum geçerlidir, erkekler söz konusu olduğunda sözcüklere daha farklı anlamlar yüklenebilmektedir. II.Sıfat kullanımı: a) Öyküde kadınları betimlemek için kullanılan sıfatlar
Öyküde kullanılan ve kadınları betimleyen sıfatlar incelendiğinde genelde olumsuz anlamlar içeren sıfatların kullanıldığı söylenebilir. Bu sıfatların bir çoğunun, Türk ekininde, ancak çok kısıtlı bağlamlarda, erkekleri nitelemek için kullanıldıklarını söylemek mümkündür. Aşağıda bunlardan bir kaçı örneklenmektedir:
Yukarıda belirtilen sıfatların, Türkçe'de, belirli özel durumlar veya sıra dışı sözcük birliktelikleri dışında yalnızca kadınlar için kullanıldığı söylenebilir. Ayrıca, kullanılan sıfatlar yoluyla birçok kadın tipinin çizildiği de gözlemlenmektedir: Bilgili kadınlar, mahalle kadınları, kasaba kızı, dul kadın, cadaloz ana, boş kafalı bebekler, kafası çalışan kadınlar vb. Eserde erkekleri betimlemek için seçilen sözcükleri de örneklemenin, öyküde/toplumda kadına ve erkeğe bakış açılarını karşılaştırma olanağı sağlaması açısından verimli olabileceği düşünülmüştür: b) Öyküde erkekleri betimlemek için kullanılan sıfatlar
Erkekler için kullanılan sıfatlara baktığımızda, yakışıklı, çapkın, pısırık gibi sıfatların, öyküde ve toplumda genellikle erkekleri betimlerken kullanılan sıfatlar olduğu göze çarpmaktadır. Bu sıfatlara/erkeklere yüklenen anlamlar/roller konusu söylem başlığı altında incelenmektedir. III) Deyimler: Öyküde içinde "kadın" sözcüğü geçen ve/veya kadınları betimlemek için kullanılan deyimler ve kalıplaşmış sözcük birliktelikleri:
Deyimler ve kalıplaşmış sözcük birlikteliklerini oluşturan sözcükler bir araya geldiklerinde, sözcük düzeyinde ayrı ayrı sahip oldukları anlamlardan çok farklı anlamlara bürünebilirler. Ancak, öte yandan da bu deyimleri ve deyimleri oluşturan sözcükleri teker teker incelemenin ilginç bir takım sonuçlar ortaya koyabileceği görülmektedir: 1-hanım kadın sözcük birlikteliği oturaklı, terbiyeli, ölçülü gibi anlamları içerebilmektedir, hanım sözcüğü,- kadın anlamında kullanılabilir, kadın ise erkek olmayan anlamını taşımaktadır. Bu sözcük birlikteliğini oluşturan sözcüklerin anlamları ayrı ayrı incelendiğinde eşanlamlı sözcükler olduğu ve "hanım kadın" sözcük birlikteliğine yüklenen anlamdan, bir kadının veya hanımın kendisinden beklenen şeyin zaten oturaklı ve ölçülü davranmak olduğu sonucuna varılabilir. "Hanım" sözcüğüne böyle bir anlam yüklenmiştir. 2-Sende kadınlık olsa- Sende kadınlık olsa deyimi toplum içinde ev işlerinden anlamak, tatlı dilli olmak, alttan almak, erkeğin halinden anlamak gibi anlamlar içerebilmektedir. "Kadınlık" sözcüğüne yüklenen bu anlamlardan faydalanılarak oluşturulan bu deyim, betimleyici herhangi bir sıfat kullanmadan yukarıda verilen anlamları aktarabilmektedir. 3-Adam etmek- "Adam etmek" veya "adam olmak " veya "adam gibi adam" sözcük birliktelikleri, başarılı olmak, iyi okumak, iş güç sahibi olmak, mert, kendi başına yeten insan olmak gibi anlamlarda kullanılmaktadır. "Adam" sözcüğü, "başarılı", "akıllı", "işgüç sahibi" gibi betimleyici sözcükler kullanılmadan da bu anlamları içermektedir. 4-Adamakıllı- Bir işi adam akıllı yapmak, çekip çevirmek, bir işi layıkıyla yapmak, hakkını vermek, yarım yamalak yapmamak anlamlarını içermektedir. "Adamakıllı" sözcüğünü bileşenlerine ayırdığımızda "adam" ve "akıllı" sözcükleri karşımıza çıkmaktadır. "Adam", "yetişkin erkekler için kullanılan bir sözcük olup "- "Akıllı", kafası çalışan, zeki insanlar için kullanılan bir sıfattır. "Akıllı" sıfatının "erkek" sözcüğü ile bileşiminden bir işi "tam anlamıyla yapmak" anlamı türetilmiştir. "Adamakıllı" sözcüğü çeşitli bağlamlarda, hem kadınlar hem de erkekler için kullanılmaktadır. Yukarıda incelenen örnekler ışığında, öyküde cinsiyete ve cinsiyetle özdeşleştirilen bir takım özelliklere yönelik deyimler ve kalıplaşmış sözcük birlikteliklerine rastlandığını söylemek mümkündür. Öyküde kadınların "ince, narin, zor işlerin altından tek başına kalkamayan ve de seçilen kişiler", erkeklerin ise "akıllı, güçlü, seçen kişiler" olduğuna dair çıkarımların yapılabileceği türden sözcüklerin kullanıldığı saptanmıştır. IV) Söylem Boyutunda İnceleme: Öykü incelendiğinde, Leman'ın fiziksel özelliklerini betimleyen çok sayıda tümcenin/sözcüğün/sıfatın bulunduğu öte yandan Murat'ın herhangi bir fiziksel özelliğinden bahsedilmediği dikkat çekmektedir. Ancak bu Leman'ın öykünün baş kişisi olmasından ve Murat'ın ise öyküde Leman'a kıyasla daha ikincil bir öneme sahip olmasından kaynaklanmış da olabilir. Çünkü öyküde konu edilen diğer kadınların da fiziksel özelliklerine pek fazla değinilmemiştir. Öyküde söylem boyutunda irdelenebilecek bir diğer unsur da, Leman'ın, annesinin ve öyküdeki diğer kadınların en sık kullandığı sözcükler ve tümcelerden, Leman'ın (Leman'la ortak bir takım özelliklere sahip, toplumdaki diğer kadınların) ve Leman'ın annesinin (Leman'ın annesi ile ortak özellikler taşıyan kadınların) öyküde (genelde) ilgilendikleri konular ortaya çıkmaktadır. Aşağıda verilen örnekler, öyküdeki kadınların aralarında geçen konuşmalardan ve kadınların düşüncelerini anlatan bölümlerden alınmıştır. Sözcükler -Tümceler ve Kullanım Sıklıkları: a)Dış görünüş ve güzellikle ilgili sözcükler:
b)"Kadın "sözcüğünün kullanımı ve kadınların doğuştan getirdikleri bir takım özelliklerine yönelik sözcük kullanımı:
c)Sevgi ve Cinsellikle ilgili sözcük kullanımı:
d)Ev işlerine yönelik sözcük kullanımı -
Ağda Zamanı başlıklı öyküde, Leman'ın, Leman'ın annesinin ve öyküdeki diğer kadınların en sık kullandıkları sözcüklerin, dış görünüş ve güzellik, evlilik, kadınların doğuştan sahip oldukları fiziki özellikler, cinsellik, aşk, ev işleri ile ilgili olduğu ortaya çıkmaktadır. Öyküde, Leman'ın işinden, paradan ve toplumun değer yargılarından bahsettiği tümceler de bulunmaktadır ancak bu konulardaki düşüncelerini aktaran tümceler çok azdır ve bunları çoğunlukla yukarıda söz edilen konulara ilişkin başka bir tümce takip etmektedir. Söylem boyutunda, öykünün kurgusu ve içeriği hakkında da bir takım yorumlarda bulunmak mümkündür. Öykü ile ilgili olarak varılabilecek bir takım olası yorumlar aşağıda verildiği gibi olabilir. Leman'ın öykü boyunca kadınları sınıflandırması (mahalle kadınları, bilgili kadınlar, diplomalı boş kafalı bebekler, kasaba kızı, kişiliksiz kadınlar gibi), ama aslında kendinin de toplumda belirli bir sınıfa ait olduğunu görmemesi arasında bir çelişki gözlenebilmektedir. Hem toplumun çürük, anlamsız yargılarından söz etmektedir, hem de "Avukat Recep Turnalı"nın karısının bir şoförle basıldığını duyunca ona hemen kişiliksiz kadın damgasını vurmuştur. Leman, hem geleneksel değerleri eleştirmektedir hem de geleneksel davranışlar içindedir. Kendisi hayalperest olduğu halde annesini hayalperestlikle suçlamakta, ona kim olduğunu hatırlatan annesine karşı acımasız davranmakta ve ondan kurtulmak istemektedir. Öykünün belirli bölümlerinde Leman'ın aslında özendiği bir takım şeyleri, açıkça ifade etmek yerine kötülemeyi seçtiği gözlenmektedir. Örneğin, eğitimli kadınları ve evliliği yeren tümcelere rastlanmaktadır. Öykünün son tümcesi olan "Ağda zamanı geldi" ve başlık Ağda zamanı arasındaki örtüşüm bize öykünün başındaki Leman ile, başından geçen olaylara rağmen, öykünün sonundaki Leman arasında pek bir fark olmadığı düşüncesine götürebilir. SONUÇ: Ağda Zamanı başlıklı öykü, kullanılan sözcükler ve bunların kullanım sıklıkları, kadınları ve erkekleri betimlemek için kullanılan sıfatlar, içinde kadın veya erkek sözcüğünün geçtiği deyimler ve kalıplaşmış sözcük birliktelikleri ve bunlara bağlı olarak öyküde bahsedilen konular açısından ele alınmıştır. Öyküde, Leman'ın bakış açısı ve toplumun bakış açısı yansıtılmış ve öykünün başlığından da anlaşılabileceği gibi bir kadının (Leman'ın) kişisel dünyası irdelenmiştir. Feminist biçembilimsel bir yaklaşımla incelenmiş olan öykünün, kadın ve erkeklerin dil kullanımı açısından, benzerlikleri veya farklılıkları incelemeye yatkın bir yapısı olmadığı görülmektedir. Bunun neden ise öykünün genelde Leman'ın ağzından aktarılmış olmasıdır. Bu yüzden, ancak Leman'ın iç dünyası yansıtılırken dilin bu bağlamdaki işlevi incelenebilmiştir. Çalışmanın sonuçları kısaca şu şekilde özetlenebilir: Feminist biçembilimsel bir yöntemle bir kadın yazarın öyküsü incelenmiştir. Özgün şekliyle İngilizce yazını incelemeye elverişli olan bir yöntem ve yaklaşım, Türkçe yazını incelemeye uygun olacak şekilde yeniden düzenlenmiş ve geliştirilmiştir. Çalışmanın inceleme bölümünde öyküdeki baş kişinin/kadının söylemi, toplumsal ve kişisel düşünce ve davranışları ve bunların dile ve dille yansıtılması irdelenmiştir. Sonuç olarak, bir kadın tarafından dilin "kendini ifade etmek" için kullanılışının nasıl incelenebileceğine ilişkin olarak bir yöntem önerisi sunulmaya çalışılmıştır. Bu yöntem ve yaklaşımın olası kullanım yaygınlığı ve elde edilen sonuçların verimliliği ancak bu alanda ve kapsamda yapılacak başka çalışmalarla ortaya konabilecektir. Özellikle çağdaş Türk yazınında önemli yerleri olan kadın öykü yazarlarının biçemlerinin incelenmesinde ve gerek dil aracılığıyla kadının yazınsal metinlerde nasıl yansıtıldığını ve bunun toplumdaki hangi düşünce ve ideolojileri yansıttığını irdelemek, gerekse bu yazarların dile getirdikleri çağdaş toplumsal gerçekleri ortaya koymak ve çağdaş yazın hakkında bilgi edinmek açısından önemli bir çaba olarak değerlendirilmelidir. KAYNAKÇA:
Bu yazı daha önce A.Ü. Dil Dergisi Dilbilimsel Eleştiri Özel sayısında (sayı:105, Temmuz 2001) yayınlanmıştır.
|
||