![]() |
|||||||||||
| öyküde bütüncül düzeni (schema) oluşturan olgulara ve ideolojiye dilbilimsel yaklaşım : aysu erden : 14112001 | |||||||||||
|
Giriş 1950 ile 1980 yılları arasındaki dönemde
biçembilim, yapısalcı ve dönüşümlü dilbilgisi gibi akımlardan büyük
ölçüde etkilendi, araştırmacıların ilgi odağı oldu ve akademik bir
disiplin olarak kabul edildi. Bu dönemde biçembilim, şiir, dil
ve bunları değerlendirme yöntemleri ile ilgilendi. Biçembilimde,
biçimsellik (formalism) ve işlevsellik gibi yaklaşımlar
ayrıca önem kazandı. 1980'li yıllarda biçembilime gösterilen ilgi
azaldı. Araştırmacılar, düzyazı, durumsal bağlam (situational
context) ve yorum konularına yöneldiler (Carter ve Simpson,
1989: 17-18). Son on yıl içindeyse biçembilimde bu
özelliklere ek olarak söylem önem kazandı. Bu son yaklaşımda okuyucunun
yazınsal metinlerden ne anladığından yola çıkılarak yeni yöntemler
geliştirildi. Okuyucunun Yazınsal metinlerde yazarın öncelediği
anlatı birimlerini incelemeyi hedefleyen geleneksel biçembilimin
biçimci (formalist) ve yapısalcı (structuralist) yöntemlerine
karşı çıkan söylem biçembilimi, yazınsal metinlerin dayandırıldıkları
ve derin yapılarının temellerini oluşturan düşünsel akımların (ideology)
çözümlenmesi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Söylem biçembiliminin amacı,
yapısalcı biçembilimin aşırı nesnelliğinin (objectivity) aksine, yazınsal
metnin içinde bulunan kişisel inançları ve değerleri araştırmaya yöneliktir.
Böyle bir yaklaşım, aslında okuyucuları eleştirel okumaya, yazınsal
metnin yüzeysel yapısının gerisinde gizlenmiş olan ideolojileri fark
etmeye ya da görebilmeye yönlendirir. Diğer bir deyişle, pedagojik
bir yaklaşımdır bu. Eleştirel biçembilim (Critical stylistics)
olarak da adlandırılan bu tür biçembilim okuyucuyu, öyküyü okurken
şu sorulara yanıt aramaya yöneltir (Weber, 1992: 1-3): 1. Bir öykünün temelinde var olan ideolojiler,
okuyucunun zihninde yeniden nasıl yapılandırılabilir? Her öykünün bir yazarı vardır ve her
öykünün içinde en az bir öykü kişisi bulunur. Öykü kişilerinin her Zellig Harris (1952) ve Roland Barthes (1966) gibi yapısalcı görüşü benimseyen dilbilimci ve yazın eleştirmenleri, anlatı metinlerinin yapılarının incelenmesi için öncelikle bu tür metinlerde kullanılan dilin dilbilim açısından betimlenmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Onlara göre, bu tür metinlerde, tümcelerin betimlenmesi ilk aşamadır ve betimlenmeyi gerektiren en üst birimleri oluştururlar. Çünkü tümceler metin içindeki işlevlerin (functions), eylemlerin (actions), olguların nasıl gerçekleştiğine işaret ederler. İşlevler, eylemler ve olgular ise tümcelerin ele alınmasından sonra incelenmesi gereken alt birimlerdir. Anlatı metinlerinde eylemler, işlevlerin bir araya gelerek birleşmelerinden oluşur. Yazınsal anlatı metinlerinde tümcelerin dilbilimsel olarak betimlenmesi, aslında, amaç değil, sadece bir araçtır. Dilbilimsel betimleme, dil ile öykü dışındaki gerçek dünyanın dilde temsil ediliş biçimleri arasında ilişki kurar. Bu durum da, bütüncül düzen kuramıyla yakından ilgilidir (Cook, 1994: 151-152). Barthes anlatı metinlerinin tüm anlamını gerçek dünyadan kazandığını; anlatının temelinde bulunan dizgenin arkasında ise gerçek dünyada yer alan toplumsal, ekonomik ve ideolojik dizgelerin var olduğunu belirtmektedir (Barthes, [1966] 1977: 115). Amaç ve Yöntem Bu araştırmanın amacı, öykünün derin yapısında bulunan iletilerin ve anlamların oluşturduğu bütüncül düzeni araştırmaya yöneliktir. Bu nedenle Jacques Weber'in (1992) öyküde bütüncül düzeni oluşturan olgular dizisi ve ideolojiyi incelemek amacıyla önerdiği ve James Joyce'un Evelyn adlı öyküsüne uyguladığı yöntem, İnci Aral'ın (1986) toplumda "kadın" konusunu ele alan Ağda Zamanı adlı öyküsüne uygulanmaktadır. Böylelikle, söz konusu öykünün derin yapısındaki "kadın" konusuyla ilgili olan yaygın ve baskın ideolojinin bu yapıyı nasıl oluşturduğu araştırılmaktadır. Ancak öyküyü bu yönteme göre incelemeye başlamadan önce, bu yöntemin kimi boyutlarını netleştirmek amacıyla, öyküde bütüncül düzen kuramı, öyküde "kadın" konusu ve kadın yazarların "kadın" konusuna bakış açısı, öykü dili ve ideoloji konularına kısaca değinilecektir. Öykü ve Bütüncül Düzen Kuramı (Schema
Theory) Bütüncül düzen kuramının temelleri ilk
kez İngiliz psikolog Frederic Bartlett tarafından 1932'de atılmıştır.
Schema sözcüğünün kullanımı Kant'a kadar uzanmaktadır ve plan
ya da harita anlamına gelmektedir. Bütüncül düzen kuramının
temelinde, bir olgunun geçmiş zamanda yaşanan deneyimlerin ışığında
yorumlanması gerekliliği yatmaktadır. (Cook, 1994: 14). Barlett insanların
bir olguyu algılarken ilk anda anlamadıklarını ve birer boşluk olarak
kalan bölümleri, geçmişte benzer durumlarla karşılaştıkları zaman
yaşadıkları deneyimlerin ışığında tamamladıklarını söylemektedir.
(Barlett, 1932: 14). Bu durum zihinsel süreçlerin işlemesi ile ilgilidir. Öykü dili, yazarın kendine özgü dilbilimsel
seçimlerinden oluşur. Okuyucu öyküyü okurken öykü metninin içinde
bir bütünlük, birliktelik ve kimi anlamlar bulunduğunu fark edecektir.
Bu bütünlüğü, metni oluşturan dil yapıları arasındaki bağdaşıklık
(cohesion), bağlaşıklık (coherence), ve metnin kendine özgü
yapısı oluşturur. Bütüncül düzen, yazınsal dil ile okuyucunun zihninde
bulunan öykü dışı dünya ile ilgili olan bilgi birikimleri arasındaki
ilişkiyle bağlantılıdır. Bu ilişki okuyucu ile yazarın, öykünün içinde,
dış dünya ile ilgili olan aynı bilgileri paylaştıkları yerlerde ortaya
çıkar. Öykü metninin içinde okuyucunun zihinsel yetilerini uyaran
ve anahtar sayılabilecek olan kimi dilbilim öğeleri vardır. Bu öğeler
okuyucunun zihninde öyküyle ilgili bir düzenin oluşmasını sağlar.
Kısacası, öyküde bütüncül düzen öykünün okuyucu tarafından algılanması
ile ilgilidir. (Cook, 1994: 14-15). Öykünün bütüncül düzeninin incelenmesindeki
aşamaları ve söz konusu düzeni oluşturan düzlemleri aşağıda görüldüğü
üzere özetlemek olasıdır: Öyküdeki bütüncül düzenin incelenmesindeki
iki aşama:
Öykünün bütüncül düzenini oluşturan farklı düzlemler
Öyküde "Kadın" Konusu ve
Kadın Yazarların "Kadın" Konusuna Bakış Açısı Öyküde belirli bir ideolojiyle ilgili
bilgi ve yaklaşımlar, yazar tarafından belirli bir çerçeve içinde
kullanılır ve geliştirilir. Dolayısıyla, "kadın" konusuna
değinen öykülere bakıldığında, yazarların yapıtlarında toplumun cinsel
politikasını genellikle kendi bakış açılarından görüp yorumladıkları
görülmektedir. Bilindiği üzere pek çok kadın içinde yaşadığı toplumun
yerleşik ve tutucu değer yargılarının baskısı nedeniyle olaylara karşı
tepki göstermeyen, etkinlikleri olmayan, başkalarının etkilerine katlanan,
eylemsiz ve edilgin kişiler olarak görülmektedirler. Yazarlar da kadın
imgelerini, sorunlarını, klişe kadın tiplerini, kendilerine özgü cinsel
ideolojileri, cinsel tutum ve inançları ve kadınlara karşı aldıkları
tavırları anlatırken kendilerine özgü dil yapıları ve kalıpları kullanırlar.
(Erden, 1998b: 40) Kadın öykü yazarlarının, erkek yazarlardan farklı olarak basıl bir gelenek oluşturdukları konusunun incelenmesi öykünün dilbilimsel örüntüsünün betimlenmesiyle başlar. Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri adlı kitabında yazar olarak kadına yönelik eleştiriyi ele alan Virginia Woolf (1924), Janet Kaplan (1975), Ellen Moers (1976), Elaine Showalter (1977) gibi eleştirmenlerden söz ederken şöyle demektedir: Kadın yazarların ayrı bir geleneği vardır, çünkü tarihte kadınlar aynı türden baskılara maruz kalmışlardır. Bu durumda kadın yazarların dünyayı ve yaşamı, erkeklerden farklı şekilde algılamaları doğaldır, ama bu farklılık biyolojik bir ayrımdan kaynaklanmaz. Kadınların toplumda uğradıkları aynı türden baskıların bir sonucudur. Kadınlar toplum içinde bir alt-kültür oluştururlar ve bundan ötürü kadın yazarların ... dile getirdikleri yaşantılar, sergiledikleri davranışlar ve savundukları değerler arasında bir birlik, en azından bir benzerlik vardır. (Moran, 1994:234) Bir öykünün dilbilimsel örüntüsünü oluşturan dil kullanımları bilişsel toplumbilim (cognitive sociology), politik toplumbilim (political sociology) ya da düşünsel felsefe (philosophy of mind) gibi disiplinlerle yakından ilgilidir. Dilbilimciler de bu dil kullanımlarını zihinsel süreçler bağlamında incelemek zorunluluğu duyarlar. Bu durum da onları, kaçınılmaz olarak, öykünün farklı insani boyutlarına götürecektir. Bu boyutlar şöyle sıralanabilir: Düşünce tarzları, bilinç, davranış, hareket, yorum, çıkarım, anlam ve kültür. (Burton, 1982: 197-200). Öykü Dili ve İdeoloji Her birey içinde yaşadığı toplumun kültürel,
ideolojik ve kurumsal özellikleri tarafından şekillendirilmiş kendine
özgü bir dil kullanımına sahiptir. Okuyucu bir öyküyü okurken yazarın
dil kullanımını ve öykü metninin derin yapısında bulunan ideolojiyi
anlamak durumundadır. Bunu gerçekleştirebilmek için de kendi dil kullanımından
yola çıkar. Ancak okuyucu okurken yorumunu belirli bir dizgeye oturtmayı
ve eleştirel bir yaklaşım geliştirmeyi amaçlamalıdır. Öykünün yorumlanmasına
yöneltilen dizgesel ve eleştirel yaklaşım biçembilimin temelinin oluşturur.
Öyküyü yorumlarken okuyucunun dizgesel ve eleştirel olması dil kullanımının
toplumsal ve işlevsel yönleriyle ilişkilidir. Okuyucu öyküyü okurken yaptığı çıkarımlarla
anlamı oluşturur. Bunu gerçekleştirirken öyküden öğrendiği yeni bilgileri,
belleğinde daha önceden birikmiş olan eski bilgilerle birleştirerek
çıkarımlarda (inferences) bulunur. Yine okuyucu öyküdeki anlamlara
ulaşmak için öykü dışı gerçek dünya ile ilgili kendi bilgilerine dayanmak
zorunluluğu duyar. Öyküdeki anlamlar yazarın, öykünün baş kişisinin
ve diğer kişilerinin ideolojilerini de kapsar. Okur öyküdeki dil kullanımlarının
derin yapılarında saklı olan bu ideolojilere kendi ideolojik varsayımlarından
yola çıkarak ulaşır. Durum böyle olunca da, zaman zaman aynı öyküyle
ilgili farklı yorumlar ortaya çıkar. Ancak benzer varsayımlara sahip
olan okuyucuların birbirlerininkine benzer yorumlar da yaptığı durumlar
bulunmaktadır. Bu tür okuyucuların belirli bir yorumsal topluluk (interpretive
community) oluşturdukları düşünülebilir. İşte bu tür okuyucuların
sahip oldukları ve aynı türden olan varsayım dizileri de (set of assumptions)
kısacası "ideoloji" (düşünsel akım ya da bir konunun
temelinde bulunan düşünceler bütünü) olarak adlandırılabilir
(Weber, 1992: 13-14). Eleştirel dilbilim (Critical linguistics) açısından
ideoloji toplumsal bir grup tarafından paylaşılan ve tartışmasız
kabul edilen varsayımlar, inançlar ve değer dizgelerinden oluşur ve
bir dili yazılı ve sözlü olarak kullanan kişinin söylediklerinin ve
yazdıklarının toplumla nasıl bir ilişki içinde olduğunu tanımlar (Simpson,
1993: 6) Weber'in (1992) öyküde bütüncül düzenin nasıl oluştuğunu dizgesel olarak tanımlamak amacıyla önerdiği yöntem, yazarın öyküdeki ideolojik dünyaları yapılandırırken kullandığı dilbilimsel öğeleri incelemeye yöneliktir. Diğer bir deyişle yazarın belirli bir konuyla ,ilgili inanç ve varsayımlarının öykü dilinde ortaya çıkış biçimlerini okuyucunun dizgesel olarak nasıl çözebileceğini gösterir. Ayrıca şu soruya da yanıt bulmaya çalışır: Acaba öykü kişileri sadece yazarın toplumu nasıl algıladığını göstermeye yarayan birer araç mıdırlar, yoksa okuyucuya alternatif dünya görüşleri mi sunarlar? Weber'in söz konusu yöntemi dört düzlemden oluşmaktadır (33-40) : I. Öyküde konuşanları (yazar, öykünün
baş kişisi, diğer kişiler, toplum) ve onların ideolojik bakış açılarını
yansıtan dil kullanımlarının saptanması: II. Öyküde henüz gerçekleşmemiş olan
olguları yansıtan anlatı birimlerine (narrative units) işaret eden
dil kullanımlarının saptanması III. Öyküdeki kişilerin bilişsel dünyalarını
yansıtan önermeleri (propositions) yansıtan dil kullanımlarının saptanması IV. Öyküdeki bilişsel dünyalar arasında
var olan karmaşık ilişkileri yansıtan dil kullanımlarının saptanması. V. Öyküdeki farklı bilişsel dünyaların okuyucunun varsayımlarıyla karşılaştırılması. Yöntem ve Bir Öykü: "Ağda Zamanı" Bu yöntemin bir öyküye nasıl uygulanabileceğini
İnci Aral'ın (1986) toplumda "kadın" konusunu işleyen Ağda
Zamanı adlı öyküsünden seçilen örneklerle aşağıdaki şekilde açıklamak
olasıdır. Ancak önce öykünün konusuna kısaca değinmek yerinde olacaktır: Aral'ın öyküsünün baş kişisi Leman öykü boyunca, aynı yıl içinde Mart başı ile Mayıs ortası arasındaki zaman diliminde kendisi, annesi, iş arkadaşları, komşuları, evlenmeyi düşlediği sevgilisi Murat'la ilgili görüşlerini, duygularını ve eleştirilerini dile getirmektedir. Ortaokul mezunu olan Leman kendini iyi yetiştirdiğine ve "diplomalı boş kafalı bebekler" den çok farklı olduğuna inanmaktadır. Dul bir ev kadını olan annesini hiç beğenmeyen Leman, Murat'ın hareketli annesine hayranlık duymaktadır. Ancak Murat'ın bir avukat kızla nişanlandığını ve kendisini küçümsediğini öğrenen Leman öykünün sonunda erkeklerin kendisi gibi kişilikli kadınlara katlanamadıkları sonucuna varır. I. Öyküde konuşanları ve onların ideolojik bakış açılarını yansıtan dil kullanımları: (Bu tür dil kullanımlarını örneklemek için her biri birer anlatı birimi olan tümce ve tümce öbekleri seçilmiştir.) (1) Dilbilimsel bakış açısı: Öyküdeki bakış açısını dilbilim açısından
incelemek için öyküyü anlatan sesin (narrating voice) dil İnci Aral Ağda Zamanı adlı öyküsünde
toplumda kadın konusundaki duygu, düşünce ve eleştirilerini, öykünün
baş kişisinin ağzından vermektedir, onun ötesine geçmemektedir. Bu
anlatım ise öyküde bağımsız ve dolaysız bir anlatım tarzı oluşturmaktadır.
Öykünün baş kişisi bir kadın olarak kendisini, annesini, kendinden
daha eğitimli olan kadınları, erkekleri, toplumu, ve insan ilişkilerini
kendi bakış açısından eleştirmektedir. Onun bakış açısı, aslında toplumdaki
belirli bir kadın kesiminin de düşünce tarzı ve hayat felsefesinin
simgelemektedir. Leman çok geleneksel ve basit bulduğu annesinin şöyle
eleştirmektedir. (a) Leman'ın bakış açısından annesi: ÖRNEK 1: Uyarsam, anlatsam değiştiremem.
Göreneksiz, üstelik yeteneksiz. Kendine benzer komşularıyla bile anlaşamıyor.
Geçimsiz, huysuz, geveze. Neden anneanneme çekmemiş. Ne hanım kadındı.
O değil de ben benzemişim. .. Ne güzel dolma yapardı. (Aral, 1986:24) ÖRNEK 2: Kızım var diye övünç duyamadım
hiç. Kızım kendi havasında. Oraya buraya gider, en yüksek tabakadan
insanlarla konuşur, beni götürmez. Utanıyorsun benden biliyorum. Kendine
yakıştıramıyorsun. Ne derler, civciv çıktığı kabuğu beğenmezmiş. (Aral,
1986:23) (b) Leman'ın bakış açısından Murat'ın
annesi: ÖRNEK 3: O soylu kadın hakkında ileri
geri konuşup çilden çıkarıyor beni. Evlenince annemi yanımıza almayız.
Kayınvalidemle oturmamız gerekir. Onu annemden çok seviyorum. (Aral,
1986:29) ÖRNEK 4. Murat'ın annesi dernek başkanı
oldu. Baktım gizliden istiyor, destekledim. Çok sevindi. "Aman
Leman yardımcı ol. Sensiz yürütemem" diyor. Geçen gün evine uğradım.
İşi çoktu. Ütüsünü yapıverdim. Beni gelini gibi benimsedi. (Aral,
1986:30) ÖRNEK 5: Duyduğuma göre anası "kendine
kendine gelin güvey olmuş ayol, biz hiç düşünmedik" demiş. (Aral,
1986:31) (c) Leman'ın bakış açısından diğer kadınlar: ÖRNEK 6: Avukat Recep Tunalı'nın karısı
bir şoförle basılmış. Dernekte duydum dün. O kadını hiç gözüm tutmuyordu,
yanılmamışım. Kocası da pısırığın biri. Alırlar böyle kişiliksiz
kadınları. Başları yanar. (Aral, 1986:29) ÖRNEK 7: İl başkanı olmam söz konusu.
Benden başka kim var bu işi adamakıllı çevirebilecek? Çoğu mahalle
kadınları.... Mübeccel abla'yla Murat'ın annesi "sen ol"
diyorlar .. (Aral, 1986:29) ÖRNEK 8: Diplomalı boş kafalı bebeklerden
olmadım. (Aral, 1986:27) ÖRNEK 9: Murat geçen ay sonu ansızın
nişanlandı. Eğri bacaklı boyalı saçlı bir avukat kızla. (Aral, 1986:31) ÖRNEK 10: Şunu da anladım, erkekler kişilikli
kadınlara katlanamıyorlar. Süheyla "bilgiç bilgiç pozlara girip
çok konuşuyorsun, erkekler sevmez bunu" dedi. (Aral, 1986:31) ÖRNEK 11: Murat biliyor bunları. Anlıyor
beni, değerlendiriyor. (Aral, 1986:28) ÖRNEK 12: Murat kınadı. "Kasaba kızı mısın sen. İleri görüşlü sanıyordum seni...." dedi. (Aral, 1986:29)
ÖRNEK 13: Bunlar beni ne sanıyor? Kala
kala bir ilkokul öğretmenine mi kaldım? "Bir kez gör gez anlaş"
diyor. Tamam. Bunu yapmaya kalkıştın mı açarlar ağızlarını... Toplumun
çürük, anlamsız yargılarına karşı koyabilecek düşünce yapısındayım
elbet... Aldırmam ben onlara... Ama toplumu da yadsıyamam. Bana duydukları
saygıdan, beğeniden uzak kalmak yıkar beni. (Aral, 1986:27) Görüldüğü üzere, 3-13. Örnekler kendi aralarında beklentiden düş kırıklığına doğru dönüşüm gösteren bir dolanım (cycle) oluşturmaktadırlar. (2) Uzamsal bakış açısı Bu tür bakış açısı öykünün okuyucu tarafından
izlendiği kamera açısı olarak düşünülebilir. Bu bakış açısında, öyküdeki
nesnelerin ve olayların, kimin gözleriyle nasıl görülmesi gerektiği
ya da görüldüğü önemlidir. Dolayısıyla da, öyküde bu tür bakış açısını
bulabilmek için, okuyucunun şu sorulara yanıt araması gerekmektedir:
Olayları izleyen. Nesneleri gören kimdir? Bu kişinin özellikleri nelerdir?
Kişi, nesne ve olayları nasıl görmekte, nasıl betimlemektedir? Okuyucu,
Aral'ın öyküsündeki olayları, kadın ve toplum konularına yönelik eleştirileri
ve nesnelerin nasıl olduklarını belirli bir zaman dilimi içinde
ve mekanda, öykünün baş kişisi Leman'ın gözlerinden izlemektedir.
Mekan Leman'ın evi, işyeri ve nişanlısı Murat'ın evidir. Zaman dilimi
ise Mart başı ile Mayıs ortası arasındaki iki buçuk aylık bir süredir.
Yazar bu mekanlarda ve bu süre içinde Leman'ın davranışını, düşünce
tarzını ve fiziksel özelliklerini, her biri birer anlatı birimi olan
şu tümcelerde belirtmektedir: (a) Leman'ın kendi fiziksel özelliklerine
ve diğer nesnelere bakışı: ÖRNEK 14: Giysilerime uydururum çoraplarımı.
Mavi eteğimi giydiğimde lacivert çoraplarım kirli ise ne yapacağım?
(Aral, 1986: 23) ÖRNEK 15: Cildim yağlanıyor mu ne? Yatarken
tıraş fırçasıyla derinlemesine temizlemeli. Ardından canlandırıcı
tonik. Nemlendiriciyi de değiştirmem gerek. (Aral, 1986: 22) ÖRNEK 16: Anneme kırk kez söyledim. "Kızartma
köfteleri" diye. Sahanda yapsa olmaz. "Yemeklere az yağ
koy, bu dondurulmuş çiçek yağları mideme dokunur... Sirkeli salata
yiyemiyorum. Bulaşıkları iyi durula, deterjan artıkları kanser
yapıyormuş, konserveler zararlı" diyorum. Aldırdığı yok. (Aral,
1986: 22) ÖRNEK 17: Siyah çorap moda bu yıl. Yakışıyor
bana, bacaklarım güzeldir. Önümüzdeki ay derneğin balosu var. Siyah,
yakası açık uzun etekli bir giysi diktiriyorum. Baloda dikkat çekeceğim
kesin...(Aral, 1986: 29) ÖRNEK 18: Müdürle takıştım Angaryaya
dayanamam. (Aral, 1986: 21) ÖRNEK 19: Sıradan insanlarla ilişki kuramıyorum.
Özümde yaradılıştan gelme bir soyluluk taşıdığımın farkındayım. (Aral,
1986: 22) ÖRNEK 20: Babasız büyüdüm. Dengesiz bir ananın elinde yıpranmadan, yenilmeden bugüne geldim. Ortayı bitirir bitirmez çalışmaya başladım. On beş yıldır evin bütün yükü bende. Okuyamamış olmanın acısı tükenmiyor yüreğimde, ama kendimi yetiştirdim. Elime geçeni okudum. Diplomalı boş kafalı bebeklerden olmadım. Kimi kez, sıradan bir kız olsaydım belki daha mutlu olurdum diye düşünüyorum. Kusursuzları aramak giderek tüketiyor beni. . (Aral, 1986: 27) (c) Diğer öykü kişilerinin bakış açısından
Leman'ın kişilik özellikleri ÖRNEK 21.... Evlenemedin gittin. Beğenemedin
kimseleri. (Aral, 1986: 26) ÖRNEK 22: Kızım kendi havasında. Oraya
buraya gider. En yüksek tabakadan insanlarla konuşur. . (Aral, 1986:
23) ÖRNEK 23: Leman'cığım ne ince, ne bulunmaz
kızsın. (Aral, 1986: 28) ÖRNEK 24: 'Leman, kafası çalışan kadın
o kadar az ki' diyor bana. (Aral, 1986: 22) (3) İdeolojik bakış açısı: Kavramsal (conceptual) bakış açısı
olarak da adlandırılabilecek olan bu tür bakış açısına yukarıda sözü ÖRNEK 25: Düş kuruyor. Kim ister onu,
ben katlanamazken. Bırakır giderim evlenince. Otursun evinde. Barışık
olamıyoruz hiç. .. Bütün suç onda mı? Bilemiyorum. Bencilliklerimizi
atlayamıyoruz. Aşamıyoruz kendimizi. İçimizdeki bilinçsiz öfkeleri
birbirimize yöneltiyor, açığa koyamıyoruz. (Aral, 1986: 25) Kendisini ve annesini yargılayan Leman'ın
kullandığı olamıyoruz, atlayamıyoruz, aşamıyoruz, koyamıyoruz yüklemlerinin
yapısı [ eylem + gücüllük kipi eki + olumsuzluk eki + şimdiki zamanda
süreklilik eki + 1. Çoğul kişi eki ] şeklindedir. Bu dil yapısı
anne-kızın toplum içindeki ve evdeki yaşamlarında fiziksel ve duygusal
başarısızlıklarını ve yetersizliklerini yansıtmaktadır. Yine Leman'ın
kullandığı otursun yüklemi ise ÖRNEK 26: Fişsiz kömür çok pahalı alamam.
(Aral, 1986: 26) ÖRNEK 27: ... mutemetle atıştım... Üç
aylık birikmişimi alacağım, hazırlayamadı gitti. Sersem herif. ÖRNEK 28: İçim sıkılıyor Leman. Bu evi
kiraya versek, düz ayak bir kata çıksak diyorum. (Aral,
1986: 26) ÖRNEK 29: Evlenemedin gitti. Beğenemedin
kimseleri... Damadım deyip bağrıma basamadım. (Aral, 1986:
26) ÖRNEK 30: Büyük kentte olsam çoktan
biri kapardı beni. . (Aral, 1986: 27) ÖRNEK 31: Okuyamamış olmanın acısı
tükenmiyor yüreğimde...sıradan bir kız olaydım belki daha mutlu
olurdum. . (Aral, 1986: 27) ÖRNEK 32: Küçümsenecek bir kız olamam
ben. . (Aral, 1986: 29) ÖRNEK 33: ...Murat bana öteden beri yakınlık
duyarmış ama söyleyemiyormuş .. Duygularımızın bizi hangi sonuca
götüreceğini bilemezmişiz... . (Aral, 1986: 29) ÖRNEK 34: Evlenince annemi yanımıza alamayız.
Kayınvalidemle oturmamız gerekir. (Aral, 1986: 29) ÖRNEK 35: "Ben aç duramam
kızım . (Aral, 1986: 30) ÖRNEK 36: Erkekler kişilikli kadınlara
dayanamıyorlar (Aral, 1986: 31). Yukarıdaki örneklere bakıldığında hazırlayamadı,
dayanamıyorlar, duramam, okuyamamış, olamam, söyleyemiyormuş gibi
eylemlerde gücüllük kipiyle olumsuzluk eki birlikte kullanılmaktadır.
Bu durum da öykünün baş kişisinin yaşamında özlem duyduğu hiçbir eylemi
gerçekleştiremediğine, elde etmek istediklerine ulaşamadığına işaret
etmektedir. Yine aynı durum Leman'ın gerek içinde bulunduğu zaman
diliminde gerekse gelecekte dilediklerine ulaşamayacağını göstermektedir
çünkü gerekli olan koşullar istediği yönde oluşmamaktadır. Yine örneklere bakıldığında az sayıda
da olsa istek (versek, çıksak), koşul (olsam, olaydım),
zorunluluk (oturmamız gerekir) kipleri görülmektedir. Aral'ın
Ağda Zamanı adlı öyküsünün bütüncül düzenini oluşturan olgular
yüzeysel yapıya aşağıda verilen sıraya göre çıkmaktadırlar: 1. İstek Anne ve kızın kendi bakış
açıları doğrultusunda kimi istekleri vardır: (Örnek: 26, 35) II. Öyküde henüz gerçekleşmemiş ya
da hiçbir zaman gerçekleşemeyecek olan olayları yansıtan Bu tür birimler, öykünün ideolojik temelini
oluşturur. Bu birimler, öykü kişilerinden biri tarafından (I) Açık olan birimler a. Kiplik belirten birimler Bu tür birimleri içeren tümceler istek,
koşul, gücüllük ve söylenti kiplerini yansıtan yüklemlere
sahiptirler ve belirli bir gerçeği değil de, söz konusu olayla ilgili
kişinin, öykü zamanı içinde o gerçeğe aykırı düşecek olan kişisel
yorumunu, beklentisini ve sonuçta da düş kırıklılığını belirtirler.
Bu durumu açıklamak için "ideolojik bakış açısı" adlı bölümde
verilen kimi örnekleri tekrar ele almak yerinde olacaktır: (I)
Örnek 29'da Leman'ın annesi kızının evlenmemesinin nedenini
onun kimseleri beğenmemesine bağlayarak kızının üstün, zor
beğenen ve seçici birisi olduğuna inanmaktadır. Ancak bu inanç Leman'ın
öykünün sonunda nişanlısı ve ailesi tarafından beğenilmeyerek terk
edilmesi gerçeğiyle aykırılık oluşturmaktadır. (II) Örnek 31'de, "sıradan...olsaydım
mutlu olurdum" koşul tümcesini kullanarak diğer kadınlardan,
özellikle de üniversite mezunlarından üstün olduğunu kendi kendine
kanıtlamak isteyen Leman, öykünün sonunda mutsuzluğunun nedeninin
sıradan bir kız oluşu gerçeği olduğunu anlayacaktır. (III) Örnek 32'de küçümsenecek
bir kız olmak istemeyen Leman öykünün sonunda nişanlısı ve ailesi
tarafından gerçekte küçümsendiği, ancak bunun farkında olmadığı ve
kendini öykü boyunca aldattığı gerçeğini fark edecektir. (IV) Örnek 33'de, Leman, nişanlısının karşılıklı duygularının kendilerini nereye götüreceğini bilemeyeceklerini söylemesini, okuyucuya, şüphe bildiren söylenti (dubitative) kipiyle şöyle aktarmaktadır:" Duygularımızın bizi hangi sonuca götüreceğini bilemezmişiz." Aslında nişanlısı Leman'a sonucun olumsuz olabileceğini ima etmektedir ancak Leman bunu olumlu olarak algılamakta, nişanlısının kendisini aldatabileceğine ihtimal vermemekte ve yine öykünün sonunda gerçekle karşılaşınca düş kırıklığına uğramaktadır. b. Olumsuzluk belirten birimler Bu tür birimler de öyküdeki kişinin kişisel
beklentilerini ve düş kırıklıklarını yansıtır. ÖRNEK 37: Doktor anlamadı. İlacı
yaramıyor. (Aral, 1986:23) Doktorun anlamasını ve verdiği ilacın iyi geleceğini sanan ve bu fikirden memnun olan Leman sonuçta yaptığı bu tahmini düş kırıklığına uğrayarak açıkça ret etmek zorunda kalacaktır. ÖRNEK 38: Erkekler kişilikli kadınlara
katlanamıyorlar (Aral, 1986: 31) Kendisinden daha eğitimli olan kadınlardan daha kişilikli ve akıllı olduğuna inanan Leman, Murat'ın kendisini bu nedenlerden dolayı üniversite mezunu "boyalı bebeklerden" daha üstün gördüğünü ve tercih ettiğini sanmaktadır ve bu durumdan hoşnuttur. Oysa Murat tarafından terk edilince nasıl bir yanılgı içine düştüğünü fark eder. Dolayısıyla "erkekler kişilikli kadınları istiyorlar" fikrini düş kırıklığın uğrayarak ret etmek zorunda kalır. [katlan + a + mı + yor + lar] yüklemindeki gücüllük eki {-a} ve olumsuzluk eki {-mı} Leman'ın bakış açısına göre erkeklerin böyle kadınlara katlanma beceri ve gücünden yoksun olduğunu göstermektedir. (2) Örtük olan birimler a. Ön sayıltı belirten birimler Öyküdeki kimi birimler diğer birimlerin
ön sayıltısı olabilir: ÖRNEK 39: (1) Günün belirli saatlerine
sıkıştırılmış oyalanmalardan öte ne var yaşamımda? (2) Tümünün
uydurulmuş avuntular olduklarını gece olup da kendimi evde
buluverince anlıyorum. (Aral, 1986: 24) Birinci ve ikinci tümcelerdeki edilgen
eylemlerin (sıkıştırılmış ve uydurulmuş) önsayıltıları olarak
derin yapıda her ikisinde müşterek olan iki ayrı özne vardır: Toplum
ve Leman'ın kendisi. Dolayısıyla da, bu tümcelerin yorumu ve
genişletilmiş biçimi şöyle olacaktır: ÖRNEK 40: Günün belli saatlerine kendim/toplum
tarafından sıkıştırılmış oyalanmalardan öte ne yaşamımda? Tümünün
kendim/toplum tarafından uydurulmuş avuntular olduklarını gece
olup da kendimi evde buluverince anlıyorum. Bu durum da, Leman'ın sadece toplum tarafından değil, aynı zamanda kendisi tarafından da baskı altında tutulduğunu göstermektedir. b) Çıkarımlar sonucu ortaya çıkan
anlatı birimleri Okuyucu, öyküde anlam açısından var olan
kimi boşlukları belirli dil yapılarından kendi bilgi birikimlerine
ve varsayımlarına dayanarak gerçekleştirdiği çıkarımlarla dolduracaktır.
Öykünün yüzeysel yapısında varlıkları, dil kullanımlarıyla açıkça
belirtilmediği için yokmuş gibi görünen ve ancak çıkarımlarla bulanabilen
kimi anlatı birimleri, öykünün kişilerinin genel özelliklerine katkıda
bulunurlar: ÖRNEK 41: (1) İçimizdeki bilinçsiz öfkeleri
birbirimize yöneltiyor, açığa koyamıyoruz. (2) kapılarımız
kapalı. (3) Yaşadığımız aynı yokluk oysa. (4) Onunki geçmiş
yoklukların birikimi sürüp giden. (5) Benimki umuttan kesilmeden
çoğalan... (6) Ben daha yoksulum.(7) O tanıdı, tattı, bildi
kadınlığını. (8) Kısa da sürse yaşayıp yitirdi.(9) Bende yaşanmamış
özlemler yoğunlaşıyor... (Aral, 1986: 27) Örnek 41'deki her tümce, geniş çağrışım alanları olan (öfke, kapılarımız kapalı, yokluk, umuttan kesilme, yoksul, yitirdi, yaşanmamış özlemler) anahtar sözcük ya da sözcük öbekleri içermektedir. Okuyucu okurken bu tümcelerde anahtar sözcüklerle ilgili kimi sorular soracak ve bunlara kendi varsayımları ve yorumları doğrultusunda yanıtlar bulacaktır. İşte bu yanıtlar da, okuyucunun , öyküdeki anne-kız çatışmasının derin yapısıyla ilgili kimi kişisel çıkarımlarını oluşturacaktır:
Tümce 2: Hangi kapılar neden kapalıdır?
Kişiler neden böyle hissetmektedir? Okuyucu bu tümceden birbiriyle
bağlantılı iki ayrı çıkarımda bulunacaktır: (i) Şansın kapıyı çalacağı
inancını hatırlattığı için,anne-kızın şanslarının olmadığına inandıkları,
(ii) Örnek 29'da annenin damadım deyip bağrıma basamadım tümcesine
gönderimde bulunarak baba ya da koca vasıfları taşıyan
bir erkeğin kapılarını çalmadığı. Tümce 3-4, 6: Yokluğun ve yoksulluğun
nedenleri nelerdir? Yokluk sözüyle ne kastedilmiştir?Okuyucu
yokluk ve yoksulum sözcüklerinden para, baba, eş,
mutluluk, başarı, eğitim ve kendi kendisiyle barışıklık gibi farklı
konularda anne-kızın yetersiz oldukları hakkında çıkarımlarda bulunmaktadır. Tümce 5: Baş kişinin umuttan kesilmesinin
nedeni ve çözümü nedir?Okuyucu, Leman'ın umuttan kesildiği için
çoğalan yokluğunun geciken bir evlilik ve yaşın ilerlemesi olduğu
çıkarımında bulunacaktır. Tümce 8: Yitirilen nedir? Yitirilen şey
ya da kimse tüm umutsuzlukların nedeni midir? Okuyucu, yitirdi
yükleminden, boşanma ya da ölüm nedeniyle bir eşin kaybedildiği
çıkarımında bulunacaktır. Ancak yitirmek eylemi daha ziyade
ölüm olgusunu çağrıştıracaktır. Tümce 9: Yaşanmamış özlemler ve nedenleri
nelerdir? Okuyucu bu sorunun yanıtının mutlu bir evliliğin gerekleri
olduğu ve Leman'ın bunlara erişmek istediği çıkarımında bulunacaktır. Görüldüğü üzere, okuyucu nedensel bağlantılar, imalar, çağrışımlar aracılığıyla çıkarımlarda bulunmaktadır. Örneğin, Leman'ın bir kasabada yaşadığına, 30.
Tümcedeki koşul tümcesinden yapılan çıkarımlarla ulaşmak olasıdır.
Leman bu tümcede büyük kentte olmadığı için evlenemediğini ima etmektedir. 1. Murat'ın annesi - Diğer kadınlar
(Leman nişanlısının annesi dışında tüm hem cinslerini küçümsemektedir.
Buna annesi de dahildir.) 1-13. Örnekler. 2. Kendi fiziksel görünümü- Üniversite
mezunu boyalı bebekler (Leman kendi fiziksel görünümünü öncelemektedir)
14-20 örnekler 3. Soyluluk- Sıradanlık (Leman
kendi soyluluğunu vurgulamaktadır. Kendisi ve Murat'ın annesinin dışında
herkesin sıradan olduğunu düşünmektedir) 19-20 örnekler. 4. Eğitimsiz- Eğitimli /Leman
böyle bir ayrım yaparken kendini eğitimsiz olduğu halde üstün görmekte,
üniversite mezunu kadınları "boş kafalı" olarak nitelendirmektedir.) 5. Dar çevre (Kasaba) - Geniş
çevre (Büyük kent) (Leman evlenememesinin nedenini büyük kentte
olmamasına bağlamaktadır) Leman'ın yukarıdaki sıraya göre kendisini Murat'ın annesiyle özdeşleştirmesi, üstün ve soylu görmesi, eğitimsiz oluşu ve bu haliyle büyük kentte olmuş olsaydı üstün olduğunu varsaydığı tüm erkeklerin kendisiyle evlenmek isteyeceğini sanması, okuyucuya Leman'ın yanılgı içinde olduğu, öykünün sonunda düş kırıklığına uğrayacağı konusunda imalarda bulunmaktadır. III.Öyküde kişilerin bilişsel dünyalarını
yansıtan önermeleri yansıtan dil kullanımları: Aral'ın öyküsünde dört tür konuşan ve
bunlara bağlı olarak da dört tür dünya vardır: (1) Yazarın dünyası: Kendisi de kadın
olan yazar öyküsünde yaşı ilerlemiş bekar bir kızın, annesinin, (2) Leman'ın dünyası: Öykünün baş kişisi
olan Leman'ın kendi fiziksel özelliklerine, kişiliğine, (3) Diğer kişilerin dünyası: Leman'ın
annesinin, nişanlısının ve ailesinin, komşu ve iş arkadaşlarının ona (4) Toplumun belirli bir kesiminin yaşama ve evde kalmış, orta öğrenimli, çalışan bir kadına bakış açısını ve tutumunu yansıtmaktadır. IV. Öyküdeki bilişsel dünyalar arasında
varolan karmaşık ilişkileri yansıtan dil kullanımları: Aral'ın öyküsünün bütüncül düzenini,
öykünün sıradan bir kadın olan Leman'ın çevresinde oluşan farklı bilişsel
dünyalar oluşturmaktadır. Aslında bu dünyaların her biri kendi içinde
birer dizgedir ve öyküde çıkış sıralarına göre Leman'ın aşk, aile,
iş ve arkadaşlık dünyalarıdır. Yazar öyküde 1. kişi tekil ekini
kullanarak Leman'ın ağzından konuştuğu ve onun gözleriyle gördüğü
için onun kendi kendisini ve çevresini eleştirmesine yanılgı ve düş
kırıklıklarına katılmaktadır. Ancak yazarın bu tutumu Leman'la aynı
konumda olduğu için, ya da onunla aynı yaşam deneyimini paylaşmış
olduğu için değildir. Yazarın amacı okuyucusunu Leman'ın simgelediği
bir kesim kadın ve onun toplumdaki sorunları hakkında bilgilendirmektir.
Öyküde Leman'ın düşünce tarzını belirleyen ve dizgeselleştiren etkenler,
onun aşk, aile, iş ve arkadaşlık dünyalarıdır. Leman'ın öyküdeki kendi
bütüncül düzeni hatalı yorumlarından, varsayımlarından, önyargılarından
ve iki buçuk aylık bir zaman dilimi sonunda gerçekle yüz yüze gelmesinden,
umudunun düş kırıklığına dönüşmesinden oluşmaktadır. Yazarın görevi
Leman'ı kendi yanılgılarını görmeye yöneltmektir. Ancak Leman, öykünün
sonunda son bir gayretle kendi yenilgisini karşı cinse yansıtmaya
çalışacaktır: ÖRNEK 42: Boyun eğmeyi öğrenmem gerek. Yakınmasız ve güçlü. Değmeyecek insanlara değer vermişim... Erkekler kişilikli kadınlara katlanamıyorlar. (Aral, 1986: 31) V. Öyküdeki farklı bilişsel dünyaların
okuyucunun varsayımlarıyla karşılaştırılması: Yazar kadın okuyucusunun Leman'la özdeşleşmesine
izin vermemektedir. Okuyucu, Leman tipi Sonuç Öykünün derin yapısında bulunan düşünsel
akımlar ya da düşünceler bütününe öykü metninin yüzeysel yapısında
bulunan farklı dil yapılarını inceleyerek ulaşmak mümkündür. İdeoloji
olarak da adlandırılabilen bu düşünceler bütünü öykü kişilerinin her
birinin ve öykünün bir bütün olarak kendisinin bütüncül düzenini oluşturur.
Bu düzen dizgeseldir. Dizgesellik okuyucunun bütüncül düzenini oluşturan
kimi dizgeleri, belirli bir çerçeve içinde yine dizgesel olarak çözümlemesini
gerektirir. Okuyucu, bunu gerçekleştirebilmek için de, öykünün metnini
oluşturan tümcelerin gerek içlerinde, gerekse aralarında var olan
nedensel bağlantılardan (causal links) yola çıkarak, öykünün
yüzeysel yapısında görülmediği için eksikmiş gibi görünen kimi iletileri
yaptığı çıkarımlar sayesinde bulur. Weber'in önerdiği yöntemin ışığında,
okuyucu, Aral'ın toplumun "kadın"a bakış açısını ele alan
öyküsünü okurken, öykünün temelini oluşturan ideolojileri zihninde
yeniden yapılandırır, yazarın varsayımlarını tahmin eder ve öykünün
bütüncül düzeninin oluşumunda yazarın dünya görüşünün mü, yoksa öykünün
baş kişisinin dünyaya bakış açısının mı etkin olduğunu tahmin eder.
Bunu gerçekleştirirken de öykünün yüzeysel yapısını oluşturan tümcelerin
içerdikleri açık ve örtük bilgileri çözümler. Bu araştırmada inceleme
konusu olan öyküde düşünceler bütünü şu şekillerde ortaya çıkmaktadır: 1. Okuyucu, öykünün derin yapısını oluşturan
düşünceler bütününün iki ana dizgeden oluştuğunu fark etmekte ve bu
dizgeleri zihninde aşağıdaki biçimlerde yeniden yapılandırabilmektedir: A- Baş kişinin oluşturduğu düşünsel
dizge: Bu dizge baş kişinin kendini, öykünün uzamsal boyutunda
toplumun gerçeklerini kimi zaman kasıtlı olarak görmezlikten gelerek
aldatmasıyla başlamakta, öykünün sonunda ise gerçekleri düş kırıklığını
ve yanılgısını kabul etmek zorunda kalmasıyla son bulmaktadır. Ancak,
öykünün sonunda, baş kişi, son bir gayretle yenilgiyi ret etmeye çalışmaktadır.
Bu dizge aslında üç ayrı yan dizgeden oluşmaktadır: (a) Baş kişinin nişanlısının oluşturduğu
dizge: Bu dizge öykünün başında olumlu bir görüntüyle başlamakta,
öykünün sonunda ise olumsuz bir gerçek şekline dönüşmektedir. (Murat'ın
Leman'ı elde etmek ve annesine yardım ettirtmek amacıyla aldatıcı
sözler söylemesi ve sonunda başka biriyle nişanlanması.) (b) Nişanlının annesinin oluşturduğu
dizge: Bu dizge, yukarıdaki dizgeye koşuttur. Baş kişinin öykünün
başında hayranlık duyduğu müstakbel kayınvalide öykünün sonunda olumsuz
bir gerçek haline dönüşmektedir. (c) Üniversite mezunu kadın imgesinin
baş kişinin zihninde oluşturduğu karşıt ve soyut dizge: Bu dizge,
eğitimsiz bir kadın olan baş kişinin üniversite mezunu kadınları küçümsemesiyle
başlamakta, onlardan birinin karşısında yenilgiye uğramasıyla son
bulmaktadır. (Murat'ın bir avukatla nişanlanması.) Görüldüğü üzere söz konusu dizgelerin
tümü de olumludan olumsuza, düşten gerçeğe, umuttan düş kırıklığına,
varsayımlardan yanılgıya doğru bir değişimi içermektedir. 2. Okuyucu, yazarın öyküyü yazarken sahip
olduğu düşünceler bütününü ayrı bir dizge olarak zihninde yeniden
yapılandırmaktadır. Bu dizgede yazar, okuyucusunun, baş kişinin temsilcisi
olduğu bir kesim kadına olumlu yaklaşmasını engellemek amacıyla, baş
kişiyi, kendi olumsuz bakış açısını yansıtan bir araç olarak kullanmaktadır.
Aslında yazarın öykünün baş kişisine bakış açısı ve eleştirisi toplumun
da bakış açısı olarak görülmektedir.
Kaynakça Aksan, Doğan. (1982). Her Yönüyle
Dil (Ana Çizgileriyle Dilbilim). Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi,
Türk Dil Kurumu Yayınları, Cilt III. |
|||||||||||