türk öykücülüğünde "kedi" imgesi : emine yarar : 09012002  
     
 

Bu yazı Tömer Dil Dergisi'nin Temmuz sayısında yayınlanmıştır.
Emine Yarar : Hacettepe Üniversitesi, İngiliz Dilbilimi Bölümü Araştırma Görevlisi

1. Giriş

Bilindiği gibi yazınsal ürünler yazarlarının ve dolayısıyla yazarın içinde yaşadığı, bir parçası olduğu toplumun kültürünü, yaygın düşüncelerini ve yazarın kendisine, çevresindekilere, kısaca yaşama bakışını yansıtır. Romanlarda, şiirlerde, öykülerde yazarlar, şairler kendilerini, çevresinde bulunanları ya da çevresinde olmasa da kendilerini etkileyen diğer kişileri, varlıkları anlatır; onlara ya da kendilerine ilişkin düsüncelerini okurlarına aktarır ve bir anlamda okurlarıyla paylaşırlar.

Öykülerde işlenen, üzerinde durulan aşk, yalnızlık, yabancılaşma gibi yaygın konuların yanı sıra kedilerin de ele alındığı kimi öykülere hem yabancı dillerde yazılan kısa öykülerde hem de Türkçe yazılan kısa öykülerde rastlamak olası. Diğer bir deyişle, pek çok yazar öykülerinde 'insanoğlunun en özgür düsünceli arkadaşı' olarak nitelenen kedileri konu edinmiştir. Çeker (1995) kedilerin sıklıkla yazınsal eserlerde konu edinmelerinin nedeni olarak insanlarla hayvanlar arasında kurulan dostluklar arasında en fazla bilineninin kedilerle kurulmus olan dostluklar olabileceğini belirtir.

Sanatçılar ile kediler arasında oluşan yakınlığın ise kendine özgü özellikleri vardır. Dünya yazınında özellikle kedileri konu alan öykülerin oldukça fazla sayıda olduğu belirtilmektedir (Çeker, 1995). Ancak Türk öykücülüğünde kedilerin konu edildiği öykülerin sayısı çok da fazla değildir. Ülkemiz sanatçıları, yazın insanları gerek anılarında gerekse kendileriyle yapılan söyleşilerde kedilere olan düşkünlüklerini dile getirmektedirler. Bununla birlikte sanatçıların ürettikleri eserlerde kedilere yoğun şekilde yer verdiğini söylemek pek olası değildir.

Bu çalışmada Alper Çeker tarafından derlenen 25 kedi öyküsünü içeren Çağdas Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri (1995) başlıklı kitap incelenerek kedilerin Türk öykücüleri tarafından ele alınma yolları belirlenmiştir. Bu şekilde söz konusu kitapta yer alan öyküler kedilerin konu edilme biçimi temel alınarak sınıflandırılmıştır. Bunun yanı sıra kedilere ilişkin öykülerde yansıtılan görüşler, yirminci yüzyılın başlarından son döneme dek, çeşitli yazarlardan alıntı yapılarak ortaya konmustur.

2. Kedi öykülerinin sınıflaması

Yukarıda adı geçen kitapta yer alan 25 kedi öyküsü kedilerin öykülerde konu edilme biçimleri temelinde asağıda sunulduğu şekilde başlıca iki gruba ayrılabilir:

A. Kedilerin baş kişi olarak ele alınmadığı öyküler

B. Kedilerin baş kişi olduğu öyküler

2.1.1 Kedilerin baş kişi olarak ele alınmadığı öyküler

Kitapta yer alan 25 öyküden, S. Faik'in Bir Kıyının Dört Hikayesi ve O. Kutlar'ın Hadi, ikisinde kediler doğrudan konu edilmemektedir. Faik adayı dört ayrı açıdan betimlediği öyküsünde, adadaki kedileri de anlatır, onların yaşantılarından kısaca söz eder.

Kutlar ise söz konusu öyküsünde evli bir çifti anlatırken ortamda bulunan kediye de kısaca yer verir.

Bu iki öyküde anlatılan olayların baş kişileri kediler değildir ancak olay ya da durum kedilerden bahsedilmeksizin aktarılmamaktadır. Bu da kedilerin her ne kadar baş kişi olmasalar da önem taşıdıklarının bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Her iki öyküde yer verilen kedilerin özel adları yoktur, görüntüleri de ayrıntılı olarak okuyucuya verilmemektedir.

Kedilerin ayrıntılı olarak ele alınmadığı öykülerde yer alan kedi imgeleri şu şekilde örneklenebilir:

2.1.1 a) "Adanın kedileri zaten çoktu. Sonra, yazlığa gelenler küçük sepetler içinde, bazan torbalarla daha güzellerini, daha tombullarıinı getiriyorlardı. Sonra onlar, birbirlerini, çayırların, kiremitlerin üzerinde boğarak, ısırarak seviyorlardı. Yedi sekiz yavru, evin içini doldurduğu zaman, sokağa bırakılıyorlardı." (Faik 1995: 50)

b) "Kedinin kuyruğu belirsiz sorularla kıvrılıyor, sonra bir hayvan içgüdüsünün sürüklediği pıtırtılar duyuluyordu. Sofa, içindeki o eski kokuları sessizliği, genişliği küçük soluyuşlarla odaya boşalıyordu. " (Kutlar 1995: 126)

2.1.2 Kedilerin baş kişi olduğu öyküler

Kitapta yer alan öykülerden büyük çoğunlugunda (23'ünde) kediler her birinde farklı şekillerde olay ya da durumun baş kişisini oluşturur. Bu öykülerde belli bir kedi ya da kediler anlatılmakta, onların yaşadıkları konu edilmektedir.

Bu türde yazılan kedi öykülerini üç alt başlıkta toplamak olasıdır:

a. Belli kedilerin anlatıldığı öyküler

b. Olayları kedilerin anlattığı öyküler

c. Kedilerden yola çıkarak felsefi yorumların yapıldığı öyküler

2.1.2.1 Belli kedilerin anlatıldığı öyküler

Belli kedilerin konu edildiği öyküler, kedi öyküleri arasında en fazla tercih edilen anlatım türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Kitaptaki on iki öyküde genellikle özel adı bulunan kediler baş kişidir; öykü, bu kedilerin yaşadığı olayları kapsar. Bu öykülerde öykü yazarı ya kendisinin, ailesinin ya da arkadaşlarının, tanıdıklarının kedilerini anlatır. Söz konusu öykülerde kimi zaman daha kısa süreli bir kesitte kimi zaman ise kedinin küçüklüğünden yaşamının sonuna dek kedinin yaşadıkları yazarın gözlemlerine dayalı olarak aktarılmaktadır. Bu tür öykülerde kedilerin oldukça duygusal bir şekilde, yazarın ailesinin bir bireyiymiş gibi konu edildikleri görülmektedir. Bu grupta yer alan kedi öykülerinin hemen hemen tümünde kedilerin kişileştirildiği, insan özellikleri açısından değerlendirildikleri yaygın olarak dikkat çekmektedir.

2.1.2.1 a) "Bir kedi nedir? O da bir baba sulbinden gelme bir sevda mahsulü, bir ana yavrusu değil mi? Onlar da çocuk, ihtiyar olmak gibi hayatın üç devrini yaşayarak ölmüyorlar mı?" (Gürpınar 1995: 7)

b) "Nazlı müddeti hayatı olan on iki sene zarfında dünyaya otuz altı yavru getirdi. Bu otuz altıdan bir tanesi yalnız anaya benzedi. Onun gibi tüylü ve güzel oldu... Sekiz dokuz yaşından sonra kedide evvelki vücut taraveti kalmadı. Tüyleri seyreldi. Adeta kalın, kaba kıl haline geldi." (Gürpınar 1995: 14)

c) "Kadın birkaç kez, bir bahane uydurup, mutfağa kadar, Ayvaz geldi mi diye gidip baktı. Erkek her cigara yakışta, kalktı, bahçeye, balkona açılan kapıların önünde durdu. Camlardan dışarıda Ayvaz geldi mi diye arandı. Kulakları sesteydi ikisinin de. Duydukları en küçük gürültüde, ikisi de gözlerini pencereye dikiyor, Ayvaz'in sırtını kamburlaştırarak, cama sürünmesini, pencereyi açmalarını beklemesini görür gibi oluyorlardı." (Cumalı 1995: 88)

d) "Öleceğini anladığım günden başlayarak, arkasında bırakacağı somut boşluğun, yaşamımızda tuttuğu somut yere baskın çıkacağını sezmiştim. Bir yazının başına oturarak son anları kendime zehir etmemeye karar verdim. Zeynep Hanım, temizlik yapıyor. Gülüver, yatağın altında, sessizce ölüyor, acı çekmiyor belli, ama arasıra birşeyden korktuğunu belirtircesine, bağırarak beni çağırıyor. Başını okşadığımda susuyor." (Uyar 1995: 142)

2.1.2.2. Olayları kedilerin anlattığı öyküler

Kitapta yer alan öykülerden F. Edgü tarafından yazılan Kedi ile Fare ve N. Cehiz tarafından yazılan Yazar, Kadın, Kedi 'de öykü konusunu kediler anlatır.

F. Edgü'nün öyküsünde kedi ile fare arasında var olan ezeli çekişme kedi ve fare tarafından sorgulanır; bu ezeli çekişmenin her iki taraf açısından nedenleri kedi ve fare tarafından dile getirilir.

N. Cehiz'in öyküsünde postmodern yaklaşımın uzantısı olarak değerlendirilebilecek şekilde, aynı mahallede yaşayan bir yazar, bir kadın ve bir kedi birbirlerini anlatır. Kadın sokak kedisini evine aldıktan sonra ise kadın ve kedi yaşadıklarını kendi açılarından yorumlar.

Bu iki öyküde de kişileştirme kullanılmaktadır. Bundan da ötesi söz konusu öykülerde kediler (ve elbette fare) konuşmaktadır. Bu tür kedi imgelerinin klasik öykücülerimiz olan H. R. Gürpınar, M. S. Esendal tarafından kullanılmadığı, son dönem öykücülerin bunları tercih ettiği görülmektedir.

Kedilerin konuşarak olayları anlattığı öykülere ilişkin örnekler asağıda verilmektedir.

2.1.2.2 a) "Biliyorum, dedi kedi. Belki başa çıkamayacağınız için bir düşmanlık duymuyorsunuz. Ama sizin içinizde de, bize karşı bir kin olmalı. Ömründe ilk kez bir kedi gören bir fındık faresi bile kaçacak delik arıyor.

Bu yalnızca bir korku, dedi fare. Yalnız sizden değil, insanlardan da korkup kaçıyoruz biz.

Kaçtığınıza göre bunun bir nedeni olmalı, dedi kedi.

Söyledim, dedi fare. Yalnızca korku.

Şimdi de korkuyor musun? Dedi kedi.

Evet, dedi fare. Böyle iki pençenin arasındayken nasıl korkmam?" (Edgü 1995: 110-111)

b) "Bana gitgide bağlanıyor. Her zaman temiz, her zaman tokum. Rahatlık iyi hoş ama o kadar bağımlıyım ki!... Çaba gösterecek neden yok, en ufak bir emek harcamak yok, rahatlığın böylesi fazla geldi galiba... Bu görünümümle sokağa çıksam hemen etrafımı çevirirler hain erkekler, yanaşır beni cezbetmeye çalısırlar; bense bu sokağın kedilerine asla yüz vermez, doğru iyi cins kedilerin bulunduğu sokakları arşınlarım. Hey gidi günler hey, bu güzellikle sokakta nasıl da hava atılır." (Cehiz 1995: 171)

2.1.2.3 Kedilerden yola çıkarak felsefi yorumların yapıldığı öyküsel denemeler

B. Karasu ve K. Yazıcıoğlu'nun öyküsel denemelerinde, kediler belli bir olayla bağlantılı olarak anlatılmaz. Bu denemelerde özel adı olan kedilerin yaşantılarına da yer verilmez, genel olarak kedi imgesi ele alınır ve bunun temelinde felsefi yorumlar geliştirilir. Bu kedi imgeleme yolu da postmodern yazın yaklaşımı işareti olarak görülebilir.

B. Karasu öyküsel denemesini 1.a, 1.b, 2.a, 2.b türü bölümler şeklinde oluşturmuş ve genellikle b bölümlerini kedilere ilişkin yorumlarına ayırmıştır.

K. Yazıcıoğlu da kendine özgü kedi imgeleme yoluyla kediler temelinde geliştirdiği görüşlerini okuyucusuna aktarmaktadır.

Bu tür kedi imgelemesine ilişkin örnekler asağida sunulmaktadır:

2.1.2.3 a) "1 b.

Kedi sevmek, kedinin, kendisini seven (kendisinin de sevdiği) kişi karşısındaki umursamaz bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir. O umursamaz bağımsızlığı, sırasi gelince, kendi de göstermek olanağını -çocukça bir haklılık duygusuyla- elinde tutmak demektir. Kedi, kendi canı istediği zaman sokulur size; canı istemiyorsa, çağrılarınızı karşılıksız bırakır. Üç beş okşayışla mırıltılar, gırıltılar başlar, bunlar gitgide yükselir; bir birliktelik kurulmuştur." (Karasu 1995: 96)

b) "Sayın okuyucu eğer Borgesyen bir sınıflamaya izin verirse kediyi şunların yanına koyardım: Deliler, çocuklar, Kassandra, hiç insan görmemiş hayvanlar, sürgünde yasamış sanatçılar, Kierkegaard ve bu listeye alternatif oluşturanlar." (Yazıcıoğlu 1995: 180)

3. Öykülerde yer alan kedilere ilişkin görüşler

Bu bölümde Türk toplumunda kedilere ilişkin yaygın olarak var olan görüşlerden, kedi öykülerine aksedenler örnekler verilerek sunulacaktır. Kuşkusuz kedi imgesinin öyküde aktarılmasının temelini bu görüşler oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra söz konusu kedi öykülerinde toplumda yaygın olarak görülen görüşlerin yanında çok fazla yaygın olmayan görüşlere de rastlanmaktadır. Öte yandan bu öykülerin kimilerinde kedilere ilişkin var olan yaygın görüşlere karşı çıkıldığı, bunların yerine başka görüşlerin geliştirildiği de görülmektedir.

3.1 Kedi öykülerinde kedilere ilişkin toplumda var olan görüşlere karşıt görüşler

3.1.1 Kedi yavrularının yetişkin kediler tarafından yenmesi

Kedilere ilişkin olumsuz ve yaygın görüşlerden biri, kedi yavrularının büyük kedilerce yenmesidir. Dişi kedilerin ya da erkek kedilerin yavruları yediğine ilişkin toplumumuzda sıklıkla savunulan görüş, öykülerde sıklıkla görülmektedir, örneğin:

3.1.1 a) "Ertesi gün, yavrular tekrar aç... Akşam eve geldim, tekrar aç... Ben ciğer getirmekte devam ediyorum; fakat o yavrularına süt vermiyor... Sonra bir akşam Hayri, tutmuş anasını ve yavruları dolaba kapamış. Ancak, ertesi sabah dolaptan anaları çıkmış, yavrular ise yok... Çocukların anası, yavrularını yediğini söyledi. Biz, çocuklar ve ben, sıçan çektiğine zahip olup dolabı araştırdık, delik deşik ettik de yok. Vakıa, görülüyor ki, yine anaları yemiş olacak." (Esendal 1995: 46)

b) "Sonra onlar da, açlıktan ve kocaman erkek kedilerin dişlerinden kurtulanlar da büyüdüler" (Faik 1995: 50).

Yukarıda örnekleri verilen bu görüş daha çok klasik öykücüler tarafından dile getirilmektedir.

Öyküler günümüze yaklaştıkça bu görüş yaygınlığını kaybeder görünmektedir. Bunun yanı sıra bu görüşü yanlışlayan görüşlere öykülerde yer verilmektedir. Kedi yavrularının yetişkin (dişi ya da erkek) kediler tarafından yendiği görüşünün her kedi için geçerli olmadığını belirten görüşlere de öyküler de rastlanmaktadır. Aziz Nesin, örneğin, muhalifliğini yazdığı kedi öykülerinde de sergileyerek bu görüşe karşı çıkmaktadır:

c) "Erkek kediler, genellikle kedi yavrularına düşmandırlar. Onları boğarlar. Ama bizim Ako, kışın sokaklardan bakımsız küçük kedi yavruları toplar, eve getirirdi. Bir de bakarız, dişleriyle ensesinden tuttuğu bir sıska kedi yavrusunu eve taşımış. Bu yavruları yalar, kurutur, arıtır, bacaklarının arasıina alıp ısıtırdı." (Nesin 1995: 62)

3.1.2 Kedilerin nankörlüğü

Bilindiği gibi kediler nankör olarak görülür. Kedilerin insanlar tarafından en fazla vurgulanan özelliklerinden biri nankör olmalarıdır. Kedi öykülerinde ise bu yaygın inancın tersine görüşler dile getirilmektedir. Bunun da ötesine geçilerek kedilerin bu özelliği taşımadığı ileri sürülerek kedilerin özellikleri yeniden formüle edilmektedir.

3.1.2 a) "Kedinin "nankörlüğü" denen, denilegelen, kedinin bu "bencilliği"dir; insanca davranış kurallarından esinlenerek hayvana yakıştırdığımız bir "bencillik..." Onsekizinde bir delikanlının gücüne erişmiş altı aylık bir bebekle oynamağa kalksaydık, sonuç daha başka olmazdı ki... Oyunun kuralı, kedinin kedi, insanın da insan olması değil miydi?" (Karasu 1995: 96-97)

b) "...köpek kişiye bağlı, kediyse yere bağlı yaratıktır." (Nesin 1995: 6)

c) "Kediye nankör diyenler genellikle safdillice konuşmuş olurlar. Kedi nankör değildir, olamaz da, kedi hiçbir karşılıklı ilişkiye girmez de ondan. Hiyanet ve güven kediye yabancı kavramlardır. Yaşadığı bütün evler ona, -bu bütün hayatı boyunca sürse bile- bir konuk evidir, hepsi o kadar." (Yazıcıoğlu 1995: 177)

3.1.3 Kedilerin köpeklerle olan dostluğu

Kediler ile köpeklerin birbirine düşman oldukları ve kedilerin köpeklerden çekindiği görüşü de oldukça yaygın olan bir görüştür. Oysa kedi öykülerinde kedilerin köpeklerle gayet iyi anlaştıkları, anlaşmazlık durumlarında ise kedilerin köpeklerden korkmadığı görüşlerine rastlanmaktadır. Bu görüşler daha çok yakın dönemde yazılan öykülerde yer almaktadır. Bu tür görüşlere ilişkin örnekler aşağıda verilmektedir:

3.1.3 a) "Konunun aslı esası Nazlı ile Masumi'nin arasindaki garip ilişki. Masumi iri boy bir köpek... Masumi yalnız kendi yiyeceğini değil Nazlı'nın nevalesini de tedarik ediyor. Kasapların attıkları, ya da İbrahim'in yaptığı gibi verdikleri et artıklarından,... uygun gördüklerini alır, duvar dibinde kendisini bekleyen Nazlı'ya götürür, önüne koyarmış." (Kayra 1995: 73)

b) "Kurt köpeği, Damla'ya atılır gibi yaptı. Damla ne kaçtı, ne oralı oldu...Şöyle biraz tüylerini kabartıp kabardı, o kadar. Kurt köpeği baktı ki, Damla'ya söktüremeyecek, yiğitlik gene ben de kalsın gibilerinden, hiçbir şey olmamış gibi durdu. Damla, tam onun karşısına geçip yalanmaya, kuyruk altını yalamaya başladı. " (Nesin 1995: 65)

4. Sonuç

Bu çalışmada kedi öykülerinin yer aldığı bir öykü kitabından hareketle öykülerde kedilerin ele alınması temelli bir sınıflama yapılmaya çalışılmıştır. Bu sınıflama sonucunda kedi imgesinin daha çok öykünün baş kişisi şeklinde gerçekleştirildiği sonucuna varılmıştır. Bu açıdan öykülerin ortak özellik sergiledikleri ileri sürülebilir. Bunun yanı sıra kedi imgesini aktarmada diğer yolların da kullanıldığı görülmüştür.

Ayrıca, öykülerde kedilere ilişkin sıklıkla rastlanan görüşler örnekleri sunularak ortaya konmuştur. Bununla ilintili olarak, kedi öykülerinde yer alan kedi imgesinin toplumdaki yaygın inançlarla kimi zaman örtüşmekle birlikte çoğunlukla çok da fazla yaygın olmayan görüşlere de yer verildiğini öne sürmek olasıdır.

Az sayıda kedi öyküsü bağlamında yapılan bu çalısmanın kapsamı genişletilerek hem kısa öykü sınıflamasına katkıda bulunulabileceği hem de kedilerle ilgili görüşlerdeki çeşitliliğin daha tam olarak ortaya konabileceği düşünülmektedir.

Kaynakça:

Cehiz, N. (1995). "Yazar, Kadın, Kedi", Çağdaş Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 159-175, İstanbul: Parantez Yayınları.

Cumalı, N. (1995). "Kaybolan", Çağdaş Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 81-89, İstanbul: Parantez Yayınları.

Çeker, A. (1995). (Haz.) Çağdaş Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, İstanbul: Parantez Yayınları.

Edgü, F. (1995). "Kedi ile Fare", Çağdaş Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 108-111, İstanbul: Parantez Yayınları.

Esendal, M. S. (1995). "Soysuz Kedi", Çağdaş Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 43-46, İstanbul: Parantez Yayınları.

Faik, S. (1995). "Bir Kıyının Dört Hikayesi", Çağdaş Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 47-53, İstanbul: Parantez Yayınları.

Gürpınar, H. R. (1995). "Kedin Nasıl Öldü?", Çağdaş Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 8-23, İstanbul: Parantez Yayınları.

Karasu, B. (1995). "Masalın da Yırtılıverdiği Yer", Çağdaş Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 90-107, İstanbul: Parantez Yayınları.

Kayra, C. (1995). "Masumi ile Nazlı", Çağdaş Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 72-75, İstanbul: Parantez Yayınları.

Kutlar, O. (1995). "Hadi", Çağdaş Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 125-134, İstanbul: Parantez Yayınları.

Nesin, A. (1995). "Ako", Çağdaş Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 62-63, İstanbul: Parantez Yayınları.

Nesin, A. (1995). "Damla'nın Yiğitliği", Çağdaş Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 64-66, İstanbul: Parantez Yayınları.

Uyar, T. (1995). "Yazılı Günler'den", Çağdaş Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 142-145, İstanbul: Parantez Yayınları.

Yazıcıoğlu, K. (1995). "Kediler Üzerine Serbest Notlar", Çağdaş Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 176-182, İstanbul: Parantez Yayınları.