Bu
yazı Tömer Dil Dergisi'nin Temmuz sayısında yayınlanmıştır.
Emine Yarar : Hacettepe Üniversitesi, İngiliz Dilbilimi Bölümü Araştırma
Görevlisi
1.
Giriş
Bilindiği gibi
yazınsal ürünler yazarlarının ve dolayısıyla yazarın içinde yaşadığı,
bir parçası olduğu toplumun kültürünü, yaygın düşüncelerini ve yazarın
kendisine, çevresindekilere, kısaca yaşama bakışını yansıtır. Romanlarda,
şiirlerde, öykülerde yazarlar, şairler kendilerini, çevresinde bulunanları
ya da çevresinde olmasa da kendilerini etkileyen diğer kişileri, varlıkları
anlatır; onlara ya da kendilerine ilişkin düsüncelerini okurlarına
aktarır ve bir anlamda okurlarıyla paylaşırlar.

Öykülerde işlenen,
üzerinde durulan aşk, yalnızlık, yabancılaşma gibi yaygın konuların
yanı sıra kedilerin de ele alındığı kimi öykülere hem yabancı dillerde
yazılan kısa öykülerde hem de Türkçe yazılan kısa öykülerde rastlamak
olası. Diğer bir deyişle, pek çok yazar öykülerinde 'insanoğlunun
en özgür düsünceli arkadaşı' olarak nitelenen kedileri konu edinmiştir.
Çeker (1995) kedilerin sıklıkla yazınsal eserlerde konu edinmelerinin
nedeni olarak insanlarla hayvanlar arasında kurulan dostluklar arasında
en fazla bilineninin kedilerle kurulmus olan dostluklar olabileceğini
belirtir.
Sanatçılar ile
kediler arasında oluşan yakınlığın ise kendine özgü özellikleri vardır.
Dünya yazınında özellikle kedileri konu alan öykülerin oldukça fazla
sayıda olduğu belirtilmektedir (Çeker, 1995). Ancak Türk öykücülüğünde
kedilerin konu edildiği öykülerin sayısı çok da fazla değildir. Ülkemiz
sanatçıları, yazın insanları gerek anılarında gerekse kendileriyle
yapılan söyleşilerde kedilere olan düşkünlüklerini dile getirmektedirler.
Bununla birlikte sanatçıların ürettikleri eserlerde kedilere yoğun
şekilde yer verdiğini söylemek pek olası değildir.
Bu çalışmada Alper
Çeker tarafından derlenen 25 kedi öyküsünü içeren Çağdas Türk Edebiyatından
Kedi Hikayeleri (1995) başlıklı kitap incelenerek kedilerin Türk öykücüleri
tarafından ele alınma yolları belirlenmiştir. Bu şekilde söz konusu
kitapta yer alan öyküler kedilerin konu edilme biçimi temel alınarak
sınıflandırılmıştır. Bunun yanı sıra kedilere ilişkin öykülerde yansıtılan
görüşler, yirminci yüzyılın başlarından son döneme dek, çeşitli yazarlardan
alıntı yapılarak ortaya konmustur.
2.
Kedi öykülerinin sınıflaması
Yukarıda adı geçen
kitapta yer alan 25 kedi öyküsü kedilerin öykülerde konu edilme biçimleri
temelinde asağıda sunulduğu şekilde başlıca iki gruba ayrılabilir:
A.
Kedilerin baş kişi olarak ele alınmadığı öyküler
B.
Kedilerin baş kişi olduğu öyküler
2.1.1
Kedilerin baş kişi olarak ele alınmadığı öyküler
Kitapta yer alan
25 öyküden, S. Faik'in Bir Kıyının Dört Hikayesi ve O. Kutlar'ın Hadi,
ikisinde kediler doğrudan konu edilmemektedir. Faik adayı dört ayrı
açıdan betimlediği öyküsünde, adadaki kedileri de anlatır, onların
yaşantılarından kısaca söz eder.
Kutlar ise söz
konusu öyküsünde evli bir çifti anlatırken ortamda bulunan kediye
de kısaca yer verir.
Bu iki öyküde
anlatılan olayların baş kişileri kediler değildir ancak olay ya da
durum kedilerden bahsedilmeksizin aktarılmamaktadır. Bu da kedilerin
her ne kadar baş kişi olmasalar da önem taşıdıklarının bir göstergesi
olarak yorumlanabilir. Her iki öyküde yer verilen kedilerin özel adları
yoktur, görüntüleri de ayrıntılı olarak okuyucuya verilmemektedir.
Kedilerin ayrıntılı
olarak ele alınmadığı öykülerde yer alan kedi imgeleri şu şekilde
örneklenebilir:
2.1.1
a) "Adanın kedileri zaten çoktu. Sonra, yazlığa gelenler
küçük sepetler içinde, bazan torbalarla daha güzellerini, daha tombullarıinı
getiriyorlardı. Sonra onlar, birbirlerini, çayırların, kiremitlerin
üzerinde boğarak, ısırarak seviyorlardı. Yedi sekiz yavru, evin içini
doldurduğu zaman, sokağa bırakılıyorlardı." (Faik 1995: 50)
b)
"Kedinin kuyruğu belirsiz sorularla kıvrılıyor, sonra bir hayvan
içgüdüsünün sürüklediği pıtırtılar duyuluyordu. Sofa, içindeki o eski
kokuları sessizliği, genişliği küçük soluyuşlarla odaya boşalıyordu.
" (Kutlar 1995: 126)
2.1.2
Kedilerin baş kişi olduğu öyküler
Kitapta yer alan
öykülerden büyük çoğunlugunda (23'ünde) kediler her birinde farklı
şekillerde olay ya da durumun baş kişisini oluşturur. Bu öykülerde
belli bir kedi ya da kediler anlatılmakta, onların yaşadıkları konu
edilmektedir.
Bu türde yazılan
kedi öykülerini üç alt başlıkta toplamak olasıdır:
a.
Belli kedilerin anlatıldığı öyküler
b.
Olayları kedilerin anlattığı öyküler
c.
Kedilerden yola çıkarak felsefi yorumların yapıldığı öyküler
2.1.2.1
Belli kedilerin anlatıldığı öyküler
Belli kedilerin
konu edildiği öyküler, kedi öyküleri arasında en fazla tercih edilen
anlatım türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Kitaptaki on iki öyküde
genellikle özel adı bulunan kediler baş kişidir; öykü, bu kedilerin
yaşadığı olayları kapsar. Bu öykülerde öykü yazarı ya kendisinin,
ailesinin ya da arkadaşlarının, tanıdıklarının kedilerini anlatır.
Söz konusu öykülerde kimi zaman daha kısa süreli bir kesitte kimi
zaman ise kedinin küçüklüğünden yaşamının sonuna dek kedinin yaşadıkları
yazarın gözlemlerine dayalı olarak aktarılmaktadır. Bu tür öykülerde
kedilerin oldukça duygusal bir şekilde, yazarın ailesinin bir bireyiymiş
gibi konu edildikleri görülmektedir. Bu grupta yer alan kedi öykülerinin
hemen hemen tümünde kedilerin kişileştirildiği, insan özellikleri
açısından değerlendirildikleri yaygın olarak dikkat çekmektedir.
2.1.2.1
a) "Bir kedi nedir? O da bir baba sulbinden gelme
bir sevda mahsulü, bir ana yavrusu değil mi? Onlar da çocuk, ihtiyar
olmak gibi hayatın üç devrini yaşayarak ölmüyorlar mı?" (Gürpınar
1995: 7)
b)
"Nazlı müddeti hayatı olan on iki sene zarfında dünyaya otuz
altı yavru getirdi. Bu otuz altıdan bir tanesi yalnız anaya benzedi.
Onun gibi tüylü ve güzel oldu... Sekiz dokuz yaşından sonra kedide
evvelki vücut taraveti kalmadı. Tüyleri seyreldi. Adeta kalın, kaba
kıl haline geldi." (Gürpınar 1995: 14)
c)
"Kadın birkaç kez, bir bahane uydurup, mutfağa kadar, Ayvaz geldi
mi diye gidip baktı. Erkek her cigara yakışta, kalktı, bahçeye, balkona
açılan kapıların önünde durdu. Camlardan dışarıda Ayvaz geldi mi diye
arandı. Kulakları sesteydi ikisinin de. Duydukları en küçük gürültüde,
ikisi de gözlerini pencereye dikiyor, Ayvaz'in sırtını kamburlaştırarak,
cama sürünmesini, pencereyi açmalarını beklemesini görür gibi oluyorlardı."
(Cumalı 1995: 88)
d)
"Öleceğini anladığım günden başlayarak, arkasında bırakacağı
somut boşluğun, yaşamımızda tuttuğu somut yere baskın çıkacağını sezmiştim.
Bir yazının başına oturarak son anları kendime zehir etmemeye karar
verdim. Zeynep Hanım, temizlik yapıyor. Gülüver, yatağın altında,
sessizce ölüyor, acı çekmiyor belli, ama arasıra birşeyden korktuğunu
belirtircesine, bağırarak beni çağırıyor. Başını okşadığımda susuyor."
(Uyar 1995: 142)
2.1.2.2.
Olayları kedilerin anlattığı öyküler
Kitapta yer alan
öykülerden F. Edgü tarafından yazılan Kedi ile Fare ve N. Cehiz tarafından
yazılan Yazar, Kadın, Kedi 'de öykü konusunu kediler anlatır.
F. Edgü'nün öyküsünde
kedi ile fare arasında var olan ezeli çekişme kedi ve fare tarafından
sorgulanır; bu ezeli çekişmenin her iki taraf açısından nedenleri
kedi ve fare tarafından dile getirilir.
N. Cehiz'in öyküsünde
postmodern yaklaşımın uzantısı olarak değerlendirilebilecek şekilde,
aynı mahallede yaşayan bir yazar, bir kadın ve bir kedi birbirlerini
anlatır. Kadın sokak kedisini evine aldıktan sonra ise kadın ve kedi
yaşadıklarını kendi açılarından yorumlar.
Bu iki öyküde
de kişileştirme kullanılmaktadır. Bundan da ötesi söz konusu öykülerde
kediler (ve elbette fare) konuşmaktadır. Bu tür kedi imgelerinin klasik
öykücülerimiz olan H. R. Gürpınar, M. S. Esendal tarafından kullanılmadığı,
son dönem öykücülerin bunları tercih ettiği görülmektedir.
Kedilerin konuşarak
olayları anlattığı öykülere ilişkin örnekler asağıda verilmektedir.
2.1.2.2
a) "Biliyorum, dedi kedi. Belki başa çıkamayacağınız
için bir düşmanlık duymuyorsunuz. Ama sizin içinizde de, bize karşı
bir kin olmalı. Ömründe ilk kez bir kedi gören bir fındık faresi bile
kaçacak delik arıyor.
Bu yalnızca bir
korku, dedi fare. Yalnız sizden değil, insanlardan da korkup kaçıyoruz
biz.
Kaçtığınıza göre
bunun bir nedeni olmalı, dedi kedi.
Söyledim, dedi
fare. Yalnızca korku.
Şimdi de korkuyor
musun? Dedi kedi.
Evet, dedi fare.
Böyle iki pençenin arasındayken nasıl korkmam?" (Edgü 1995: 110-111)
b)
"Bana gitgide bağlanıyor. Her zaman temiz, her zaman tokum. Rahatlık
iyi hoş ama o kadar bağımlıyım ki!... Çaba gösterecek neden yok, en
ufak bir emek harcamak yok, rahatlığın böylesi fazla geldi galiba...
Bu görünümümle sokağa çıksam hemen etrafımı çevirirler hain erkekler,
yanaşır beni cezbetmeye çalısırlar; bense bu sokağın kedilerine asla
yüz vermez, doğru iyi cins kedilerin bulunduğu sokakları arşınlarım.
Hey gidi günler hey, bu güzellikle sokakta nasıl da hava atılır."
(Cehiz 1995: 171)
2.1.2.3
Kedilerden yola çıkarak felsefi yorumların yapıldığı öyküsel denemeler
B. Karasu ve K.
Yazıcıoğlu'nun öyküsel denemelerinde, kediler belli bir olayla bağlantılı
olarak anlatılmaz. Bu denemelerde özel adı olan kedilerin yaşantılarına
da yer verilmez, genel olarak kedi imgesi ele alınır ve bunun temelinde
felsefi yorumlar geliştirilir. Bu kedi imgeleme yolu da postmodern
yazın yaklaşımı işareti olarak görülebilir.
B. Karasu öyküsel
denemesini 1.a, 1.b, 2.a, 2.b türü bölümler şeklinde oluşturmuş ve
genellikle b bölümlerini kedilere ilişkin yorumlarına ayırmıştır.
K. Yazıcıoğlu
da kendine özgü kedi imgeleme yoluyla kediler temelinde geliştirdiği
görüşlerini okuyucusuna aktarmaktadır.
Bu tür kedi imgelemesine
ilişkin örnekler asağida sunulmaktadır:
2.1.2.3
a) "1 b.
Kedi sevmek, kedinin,
kendisini seven (kendisinin de sevdiği) kişi karşısındaki umursamaz
bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir. O umursamaz bağımsızlığı,
sırasi gelince, kendi de göstermek olanağını -çocukça bir haklılık
duygusuyla- elinde tutmak demektir. Kedi, kendi canı istediği zaman
sokulur size; canı istemiyorsa, çağrılarınızı karşılıksız bırakır.
Üç beş okşayışla mırıltılar, gırıltılar başlar, bunlar gitgide yükselir;
bir birliktelik kurulmuştur." (Karasu 1995: 96)
b)
"Sayın okuyucu eğer Borgesyen bir sınıflamaya izin verirse kediyi
şunların yanına koyardım: Deliler, çocuklar, Kassandra, hiç insan
görmemiş hayvanlar, sürgünde yasamış sanatçılar, Kierkegaard ve bu
listeye alternatif oluşturanlar." (Yazıcıoğlu 1995: 180)
3.
Öykülerde yer alan kedilere ilişkin görüşler
Bu bölümde Türk
toplumunda kedilere ilişkin yaygın olarak var olan görüşlerden, kedi
öykülerine aksedenler örnekler verilerek sunulacaktır. Kuşkusuz kedi
imgesinin öyküde aktarılmasının temelini bu görüşler oluşturmaktadır.
Bunun yanı sıra söz konusu kedi öykülerinde toplumda yaygın olarak
görülen görüşlerin yanında çok fazla yaygın olmayan görüşlere de rastlanmaktadır.
Öte yandan bu öykülerin kimilerinde kedilere ilişkin var olan yaygın
görüşlere karşı çıkıldığı, bunların yerine başka görüşlerin geliştirildiği
de görülmektedir.
3.1
Kedi öykülerinde kedilere ilişkin toplumda var olan görüşlere karşıt
görüşler
3.1.1
Kedi yavrularının yetişkin kediler tarafından yenmesi
Kedilere ilişkin
olumsuz ve yaygın görüşlerden biri, kedi yavrularının büyük kedilerce
yenmesidir. Dişi kedilerin ya da erkek kedilerin yavruları yediğine
ilişkin toplumumuzda sıklıkla savunulan görüş, öykülerde sıklıkla
görülmektedir, örneğin:
3.1.1
a) "Ertesi gün, yavrular tekrar aç... Akşam eve geldim,
tekrar aç... Ben ciğer getirmekte devam ediyorum; fakat o yavrularına
süt vermiyor... Sonra bir akşam Hayri, tutmuş anasını ve yavruları
dolaba kapamış. Ancak, ertesi sabah dolaptan anaları çıkmış, yavrular
ise yok... Çocukların anası, yavrularını yediğini söyledi. Biz, çocuklar
ve ben, sıçan çektiğine zahip olup dolabı araştırdık, delik deşik
ettik de yok. Vakıa, görülüyor ki, yine anaları yemiş olacak."
(Esendal 1995: 46)
b)
"Sonra onlar da, açlıktan ve kocaman erkek kedilerin dişlerinden
kurtulanlar da büyüdüler" (Faik 1995: 50).
Yukarıda örnekleri
verilen bu görüş daha çok klasik öykücüler tarafından dile getirilmektedir.
Öyküler günümüze
yaklaştıkça bu görüş yaygınlığını kaybeder görünmektedir. Bunun yanı
sıra bu görüşü yanlışlayan görüşlere öykülerde yer verilmektedir.
Kedi yavrularının yetişkin (dişi ya da erkek) kediler tarafından yendiği
görüşünün her kedi için geçerli olmadığını belirten görüşlere de öyküler
de rastlanmaktadır. Aziz Nesin, örneğin, muhalifliğini yazdığı kedi
öykülerinde de sergileyerek bu görüşe karşı çıkmaktadır:
c)
"Erkek kediler, genellikle kedi yavrularına düşmandırlar. Onları
boğarlar. Ama bizim Ako, kışın sokaklardan bakımsız küçük kedi yavruları
toplar, eve getirirdi. Bir de bakarız, dişleriyle ensesinden tuttuğu
bir sıska kedi yavrusunu eve taşımış. Bu yavruları yalar, kurutur,
arıtır, bacaklarının arasıina alıp ısıtırdı." (Nesin 1995: 62)
3.1.2
Kedilerin nankörlüğü
Bilindiği gibi
kediler nankör olarak görülür. Kedilerin insanlar tarafından en fazla
vurgulanan özelliklerinden biri nankör olmalarıdır. Kedi öykülerinde
ise bu yaygın inancın tersine görüşler dile getirilmektedir. Bunun
da ötesine geçilerek kedilerin bu özelliği taşımadığı ileri sürülerek
kedilerin özellikleri yeniden formüle edilmektedir.
3.1.2
a) "Kedinin "nankörlüğü" denen, denilegelen,
kedinin bu "bencilliği"dir; insanca davranış kurallarından
esinlenerek hayvana yakıştırdığımız bir "bencillik..." Onsekizinde
bir delikanlının gücüne erişmiş altı aylık bir bebekle oynamağa kalksaydık,
sonuç daha başka olmazdı ki... Oyunun kuralı, kedinin kedi, insanın
da insan olması değil miydi?" (Karasu 1995: 96-97)
b)
"...köpek kişiye bağlı, kediyse yere bağlı yaratıktır."
(Nesin 1995: 6)
c)
"Kediye nankör diyenler genellikle safdillice konuşmuş olurlar.
Kedi nankör değildir, olamaz da, kedi hiçbir karşılıklı ilişkiye girmez
de ondan. Hiyanet ve güven kediye yabancı kavramlardır. Yaşadığı bütün
evler ona, -bu bütün hayatı boyunca sürse bile- bir konuk evidir,
hepsi o kadar." (Yazıcıoğlu 1995: 177)
3.1.3
Kedilerin köpeklerle olan dostluğu
Kediler ile köpeklerin
birbirine düşman oldukları ve kedilerin köpeklerden çekindiği görüşü
de oldukça yaygın olan bir görüştür. Oysa kedi öykülerinde kedilerin
köpeklerle gayet iyi anlaştıkları, anlaşmazlık durumlarında ise kedilerin
köpeklerden korkmadığı görüşlerine rastlanmaktadır. Bu görüşler daha
çok yakın dönemde yazılan öykülerde yer almaktadır. Bu tür görüşlere
ilişkin örnekler aşağıda verilmektedir:
3.1.3
a) "Konunun aslı esası Nazlı ile Masumi'nin arasindaki
garip ilişki. Masumi iri boy bir köpek... Masumi yalnız kendi yiyeceğini
değil Nazlı'nın nevalesini de tedarik ediyor. Kasapların attıkları,
ya da İbrahim'in yaptığı gibi verdikleri et artıklarından,... uygun
gördüklerini alır, duvar dibinde kendisini bekleyen Nazlı'ya götürür,
önüne koyarmış." (Kayra 1995: 73)
b)
"Kurt köpeği, Damla'ya atılır gibi yaptı. Damla ne kaçtı, ne
oralı oldu...Şöyle biraz tüylerini kabartıp kabardı, o kadar. Kurt
köpeği baktı ki, Damla'ya söktüremeyecek, yiğitlik gene ben de kalsın
gibilerinden, hiçbir şey olmamış gibi durdu. Damla, tam onun karşısına
geçip yalanmaya, kuyruk altını yalamaya başladı. " (Nesin 1995:
65)

4.
Sonuç
Bu çalışmada kedi
öykülerinin yer aldığı bir öykü kitabından hareketle öykülerde kedilerin
ele alınması temelli bir sınıflama yapılmaya çalışılmıştır. Bu sınıflama
sonucunda kedi imgesinin daha çok öykünün baş kişisi şeklinde gerçekleştirildiği
sonucuna varılmıştır. Bu açıdan öykülerin ortak özellik sergiledikleri
ileri sürülebilir. Bunun yanı sıra kedi imgesini aktarmada diğer yolların
da kullanıldığı görülmüştür.
Ayrıca, öykülerde
kedilere ilişkin sıklıkla rastlanan görüşler örnekleri sunularak ortaya
konmuştur. Bununla ilintili olarak, kedi öykülerinde yer alan kedi
imgesinin toplumdaki yaygın inançlarla kimi zaman örtüşmekle birlikte
çoğunlukla çok da fazla yaygın olmayan görüşlere de yer verildiğini
öne sürmek olasıdır.
Az sayıda kedi
öyküsü bağlamında yapılan bu çalısmanın kapsamı genişletilerek hem
kısa öykü sınıflamasına katkıda bulunulabileceği hem de kedilerle
ilgili görüşlerdeki çeşitliliğin daha tam olarak ortaya konabileceği
düşünülmektedir.

Kaynakça:
Cehiz, N. (1995).
"Yazar, Kadın, Kedi", Çağdaş Türk
Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 159-175,
İstanbul: Parantez Yayınları.
Cumalı, N. (1995).
"Kaybolan", Çağdaş Türk Edebiyatından
Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 81-89, İstanbul:
Parantez Yayınları.
Çeker, A. (1995).
(Haz.) Çağdaş Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri,
İstanbul: Parantez Yayınları.
Edgü, F. (1995).
"Kedi ile Fare", Çağdaş Türk Edebiyatından
Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 108-111, İstanbul:
Parantez Yayınları.
Esendal, M. S.
(1995). "Soysuz Kedi", Çağdaş Türk
Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 43-46,
İstanbul: Parantez Yayınları.
Faik, S. (1995).
"Bir Kıyının Dört Hikayesi", Çağdaş
Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss.
47-53, İstanbul: Parantez Yayınları.
Gürpınar, H. R.
(1995). "Kedin Nasıl Öldü?", Çağdaş
Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss.
8-23, İstanbul: Parantez Yayınları.
Karasu, B. (1995).
"Masalın da Yırtılıverdiği Yer", Çağdaş
Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss.
90-107, İstanbul: Parantez Yayınları.
Kayra, C. (1995).
"Masumi ile Nazlı", Çağdaş Türk
Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 72-75,
İstanbul: Parantez Yayınları.
Kutlar, O. (1995).
"Hadi", Çağdaş Türk Edebiyatından
Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 125-134, İstanbul:
Parantez Yayınları.
Nesin, A. (1995).
"Ako", Çağdaş Türk Edebiyatından
Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 62-63, İstanbul:
Parantez Yayınları.
Nesin, A. (1995).
"Damla'nın Yiğitliği", Çağdaş Türk
Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 64-66,
İstanbul: Parantez Yayınları.
Uyar, T. (1995).
"Yazılı Günler'den", Çağdaş Türk
Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss. 142-145,
İstanbul: Parantez Yayınları.
Yazıcıoğlu, K.
(1995). "Kediler Üzerine Serbest Notlar", Çağdaş
Türk Edebiyatından Kedi Hikayeleri, A. Çeker (Haz.), ss.
176-182, İstanbul: Parantez Yayınları.