![]() |
||
|
nasreddin hoca'nın söylemi üzerine bir deneme : firdevs karahan : 01122001 |
||
|
Giriş Gülmece insanın her zaman ihtiyaç duyduğu, kültür yaşamının ayrılmaz bir parçası ve temel taşlarından biridir. Dünyanın hiçbir yerinde gülmeceye kapalı bir kültür yoktur. Bir toplumun bireyleri dil aracılığıyla birbirleriyle iletişimde bulunurlar; gülmece de dili kullandığı için bir iletişim aracı olarak karşımıza çıkar. Gülmecenin bu özelliği dil ve gülmece arasında sıkı bir ilişki olduğunu gösterir. Eastman’a göre (1936:290-326; Raskin 1985:19’da) "Gülmecenin On Emri" vardır. Bunlar; 1. İlginç olması, 2. Sakin biçimde söylenmesi, 3. Çaba göstermeden yapılması, 4. Gülmece içeren bir söz söyleyenin şaka yapmakla, insanları gülümsetmek arasındaki ayrımın bilincinde olması, 5. Mantıklı olması, 6. Beklenmedik bir anda olması, 7. Basit olması, 8. Zamanlamasının uygun olması, 9. Dozunun uygun olması, 10. Hayal kırıklıklarını düzeltmesi. Bir gülmece konusu olarak fıkra ele alındığında Türk gülmecesinin önemli kilometre taşlarından olan Nasreddin Hoca karşımıza çıkmaktadır. Nasreddin Hoca, fıkralarında, ince bir biçimde gösterdiği alay yeteneğini, hazırcevaplılığını, zekasını ve fıkraları yoluyla insanlara verdiği dersleri sergilemektedir. Bunu yaparken tabidir ki Eastman’ın ilkelerine uymak gibi bir kaygısı yoktu. Doğuştan gelen bu yeteneği, içinde yaşadığı sosyal grubun, Türk kültürünün özellikleriyle birleşti. Bu birleşim Greig’in sözleriyle (1923:71; Raskin 1985: 16-7’de) şöyle özetlenebilir; "Hiçbirşey kendi içerisinde komik değildir: Komik olan şeyler özelliklerini, o şeylere gülen insandan ya da insan gruplarından alır. Eğer o insan ya da topluluk hakkında iyi bir bilgi birikiminiz yoksa, onların, anlattıklarınıza güleceklerini garanti edemezsiniz. Aynı şakalara gülen insanlar sadece ortak toplumsal mirasa sahip olan insanlardır…" Aynı çizgide Viktoroff (1953:14; Raskin 1985:17’de) ise şunları söylemektedir: "… gülme her zaman belirli bir toplumsal gruba aittir, herhangi birimiz eğer o grubun normlarını, duygu ve düşüncelerini paylaşmıyorsak - kısaca o grubun bir üyesi değilsek - o gülmeye ortak olamayız." Greig ve Viktoroff gibi araştırmacılar sözcük oyunlarının, şakaların ve fıkraların kültür-bağlantılı olduklarını göstermeye çalışmışlarsa da, Nasreddin Hoca’nın fıkralarına gülen dünyanın pek çok köşesinden insanlar vardır. Bu da bize Hoca’nın fıkralarında evrensel özelliklerin olduğunu göstermektedir. Bu evrensel özellikler insan zekasının ve karakterinin ortak özellikleridir. Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında dilbilimdeki gelişmeler gülmece öğelerinin incelenmesine olanak sağlamıştır. Bu öğeler edimbilimsel, anlambilimsel, toplumdilbilimsel, ruhdilbilimsel, toplumsal ve kültürel temellere dayalı olarak incelenebilir. Apte (1988), Davies (1987), Raskin (1987), Özünlü (1991) gibi pek çok araştırmacı ve dilbilimci gülmece öğelerinin anlambilimsel, edimbilimsel, toplumsal ve kültürel boyutunu vurgulayan çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmada Türk gülmece kültürünün büyük ustası Nasreddin Hoca’nın fıkralarına söylem çözümlemesi alanında ortaya çıkmış ve doğal ortamda geçen konuşmayı çözümlemeye yönelik çeşitli yaklacımlardan Konuşma Çözümlemesi ve Sözeylem Çözümlemesi yönünden bakılacaktır. A. Konuşma Çözümlemesi (Conversation Analysis) Yönünden Bu bölümde Nasreddin Hoca’nın fıkraları konuşma çözümlemesi yönünden irdelenecektir. Önce konuşma çözümlemesinde yer alan önemli kavramlar açıklanacak, daha sonra bu kavramlar ışığında çözümlemeye gidilecektir. 1. Konuşma Çözümlemesinde önemli kavramlar Richard ve diğerleri (1985; Carsaro 1985’de) konuşma çözümlemesini konuşmanın dilbilimsel özelliklerini ve günlük yaşamda nasıl kullanıldığını bulmak için doğal konuşmaların incelenmesi olarak tanımlamaktadır. Konuşma çözümlemesinde iki değişik boyut bulunmaktadır. a. Konuşma sırası (turn taking) çalışmalarında olduğu gibi toplumsal olmaktan çok ruhdilbilimsel bilişsel işlemi (psycholinguistic cognitive processing) ve bağımsız sıralama kurallarını (autonomous sequencing rules) vurgulayan boyut; bitişken sözceleri (adjacency pairs) analizin birimi olarak kabul eder ve resmi olmayan konuşmalarda konuşma sırasını düzenleyen sıralama mekanizmasını vurgular. b. Uygulanabilir çıkarımların ve toplumsal bilincin ilkelerini vurgulayan boyut; toplumsal grubun üyelerinin (konuşan ve dinleyenlerin), birbirleriyle etkileşim halinde bulunan olayların, konuların ve olaylar içerisinde öyküler, şakalar gibi dil kullanımlarının akışının toplumsal konumlarını bilme ve devam ettirme yollarıyla ilgilenmek için tümcelerin yinelemeli çözümlerinden öteye giden ilkeleri ve gönderim kurallarını vurgular. 1.1. Konuşma sırası (turn taking) ve Bitişken Sözce (adjacency pair) Konuşma çözümlemesinde kullanılan birinci boyuta göre konuşmanın düzenlenmesinde iki önemli terim vardır; konuşma sırası (turn taking) ve bitişken sözce (adjacency pair). Konuşma sırası, bir konuşmada belirli bir zamanda konuşan rolünün alınması ve tek bir birey tarafından konuşan rolünün gerçekleştirildiği sürede neyin söylendiği ya da yapıldığıdır. Bir konuşmadaki temel konu konuşanın ve dinleyenin rollerinin değişmesidir. Ne zaman, kimin konuşacağı konusunda katılımcılar aynı görüşte olmalıdırlar (Edmondson 1981; Coulthard 1985’de). Konuşma sırası üç ilke ile kontrol edilir: 1. Konuşan bir sonraki konuşanı seçer. O andaki konuşan bitişken sözcenin ilk bölümünü söyleyerek bir sonraki sözcenin biçimini de belirler. 2. İlk başlayan kişi, konuşan rolünü alır. 3. Konuşan kendi sözlerini kullanır ve bunlarla devam eder (Sacks, Schegloff, ve Jefferson 1974; Akmajian ve diğerleri 1990’da). Normalde konuşan değişimi tümcelerin sonunda olur ve herhangi bir konuşmada, her bir konuşma sırasında eğer bir öykü, fıkra vb. anlatılmıyor ise genelde sadece bir tümce söylenir. Eğer bir sonraki konuşan sıranın kendisinde olduğunun belirtilmesine karşın sırasını almıyorsa, bir önceki konuºan ya bir soru ile ya da son sözünü tekrar ederek bir son tamamlayıcı (post completor) söylemek durumunda kalır. Sacks ve diğerleri (1974; Akmajian ve diğerleri 1990’da) değişik konuşma değişim dizgelerini (speech exchange systems) konuşma sırasının düzenlemesine göre şöyle sınıflandırmaktadır: 1. Önceden düzenlenmiş dizgeler (pre-allocated systems): Konuşan konuşmasının kesilmesi kaygısını taşımaz, konuşma uzun sürme eğilimindedir. 2. Sıralı dizgeler (turn-by-turn allocation): Diğer katılımcılardan yoğun bir baskı vardır, her bir konuşma birer tümce uzunluğundadır. Olası bir bitirişten sonra konuşmasına devam etmek isteyen konuşan, Sack’in (1972; Coulthard 1985’de) sözce tamamlamayıcılar (utterance incompletor) olarak adlandırdığı ‘ama’, ‘ve’, ‘bununla birlikte’ gibi ve tamamlamama belirteci (incompletion marker) olarak adlandırdığı ‘eğer’, ‘-den dolayı’ ya da herhangi bir yan tümce bağlacı kullanabilirler, ya da konuşmanın oldukça büyük bir bölümünü ‘iki noktayı belirtmek istiyorum….’, ‘öncelikle’, ‘ilkin’, ‘birinci olarak’, ‘ikinci olarak’, gibi sözcükleri kullanarak önceden düzenleyebilirler. Bitişken sözceler düzenli bir süreklilik gösteren konuşma sıralarıdır. Sorular yanıtlarını alırlar, selamlama selamlamayı gerektirir, davetler rededilirler ya da kabul edilirler. Bitişken sözcelerin üç özelliği vardır. 1. İki konuşma parçası ardardadır ve değişik konuşanlar tarafından söylenir. Eğer ikinci konuşan ilk konuşanın sorusuna yanıt vermeden başka bir şey söylerse bu garip karşılanır. 2. İki konuşma parçası da sıralanmıştır. 3. Anlaşmazlıkları önlemek için birinci ve ikinci konuşma parçası uygun olarak bir araya getirilmelidir (Finegan ve Besnier 1989). 1.1.1. Konuşma sırası ve bitişken sözce açısından Nasreddin Hoca’nın fıkralarının çözümlemesi (1) Yabancı bir bilim adamı Anadolu’nun en zeki insanıyla çeşitli konular üzerine konuşmak üzere Timur’un yanına gelir ve bu isteğini çevirmen yardımıyla iletir. Timur ve adamları Anadolu’nun en zeki insanı olarak Hoca’yı bilirler ve onunla konuşabileceğini söylerler. Bunun üzerine Hoca’ya gidilir, istek bildirilir ve gün belirlenir. Gün gelir çatar. Hoca ve yabancı misafir Timur ve adamları huzurunda bir araya gelirler. Önce yabancı misafir ortaya gelir ve yere bir daire çizer ve Hoca’dan bir yanıt bekler. Hoca’da dairenin ortasından bir çizgi çizer. Yabancı yanıttan hoşnut kalmıştır ve daireyi dörde bölecek şekilde başka bir çizgi çizer. Hoca kolunu kaldırır ve başını sallar. Yabancı konuk aldığı yanıttan yine hoşnuttur. Daha sonra yabancı misafir elini havaya kaldırır ve bir lale gibi bir kaç kez elini açıp kapatır. Hoca ise hiç beklemez ve aynı şekilde elini yere doğru açıp kapatır. Bilge garip birşey daha yapar ve kendini işaret eder. Parmaklarını yerde yürüyen bir hayvan gibi havada yürür işareti yapar. Sonra midesini işaret eder. Hoca cebinden bir yumurta çıkarır ve kollarını havada uçan bir kuş gibi çırpar. Bilge ayağa kalkar, yerlere kadar eğilir ve Hoca’nın elini öper. Tartışma (konuşma) bitmiştir. Tercüman "Hoca gerçekten çok akıllı bir adam!" der.Timur tercümana tartışmayı açıklaması için bilgeye sormasını ister. Bilge ise şöyle yanıt verir "herkesin dünyanın yaratılışıyla ilgili değişik düşünceleri vardır. Buraya en zeki insanınızla bu konuyu görüşmek üzere geldim. Önce bir daire çizdim. Bu daire dünya idi. Dünya bir daire gibi yuvarlaktır. Hoca da benimle aynı düşüncede olduğunu belirterek ortasından geçen bir çizgi çizdi. Bu çizgi ise ekvatordu. Yanıttan çok memnun oldum ve daireyi dörde bölecek şekilde bir başka çizgi çizdim. Hoca başını salladı ve dairenin üç çeyreğini aldı birini bana verdi. Böylelikle dünyanın dörtte üçünün su olduğunu, geri kalanının ise karadan oluştuğunu anlatmak istedi. Daha sonra cennetteki Tanrı hakkında, parmaklarımı gökyüzüne doğru kaldırarak konuştum. Onun herşeyi yarattığını, yeryüzünden ağaçların, minerallerin ve daha pekçok şeyin çıktığını anlatmaya çalıştım. Hoca ise parmaklarını yeryüzüne doğru işaret ederek Tanrının cennetten yağmuru gönderdiğini ve bunun herşeyi yetiştirdiğini anlatmaya çalıştı.Daha sonra hayvanlar hakkında konuştum. Kendimi işaret ettim ve hayvanların diğer hayvanlardan geldiklerini anlatmaya çalıştım. Pekçok hayvanın olduğunu ve bunun nedenini bilmediğimizi söyledim. Sonra Hoca cebinden bir yumurta çıkardı ve kollarını uçan bir kuş gibi çırptı. Bununla insanların doğduğunu, öldüğünü ve ruhlarının da cennete uçtuğunu anlatmak istedi. Böylelikle Hoca Tanrı, dünya, cennet ve insan ruhu hakkında herşeyi anlatmış oldu. O dünyadaki en zeki insan". Sonra herkes Hoca’ya döndü ve yorumlarını istedi. Hoca’ya "Bilgeyi nasıl anladın?" diye sorduklarında Hoca şöyle dedi"Ona bilge demeyin. O sadece aç, zavallı bir adam. Önce bir daire çizdi. Bu bir tepsi demekti. Bugün bir şey yemediğini aç olduğunu söylemek istedi. Tepsinin üzerine ekmek koymamı istedi. Bende daireyi ikiye böldüm ve ekmeği onunla paylaşacağımı söyledim. Yarısı onundu yarısıda benim. Ancak bilge kibar bir adam ve bu kadar büyük bir parçayı alamayacağını söyleyerek daireyi dörde böldü. Bende üç parçasını aldım bir parçasını ona verdim. Sonra ellerini havada salladı bir tabak princi anlatmak istedi. ‘Ekmek güzel, ancak princi ekmekten daha çok severim’ demek istedi. Ben de ona katıldım ve ‘içine tuz ve biberle daha güzel olacağını söyledim’. Daha sonra parmaklarını havada yürüttü ve midesini işaret etti. Böylelikle bugün çok yürüdüğünü daha kahvaltı bile yapmadığını anlatmak istedi.Ben de bugün birşey yemediğimi ama kahvaltımı yanımda getirdiğimi söyledim ve cebimden yumurtayı çıkardım. Ondan daha aç olduğumu bir kuş kadar hafif olup uçabileceğimi söyledim. Herşey bu kadar basitti" diyerek herkesi ağzı açık bırakıp oradan ayrıldı. (Renkliyıldırım 1985). Bu fıkrada Hoca ve yabancı bilim adamı birbirlerinin dilini bilmemektedirler. Vücut dili ile birlikte bazı işaretleri kullanarak birbirleriyle iletişim kurmaktadırlar. Fıkranın ilk bölümünde çizgiler kullanılmıştır. Yabancı, bir düzenek seçerek iletişime başlamıştır, bu da çizgilerdir. Hoca bitişken sözcedeki yerini alır ve aynı düzeneği yani çizgileri kullanmaya devam eder. Konuşmanın ikinci bölümünde yine yabancı düzeneği belirler, bu da vücut dilidir. Hoca da aynı şekilde, aynı düzeneği kullanarak iletişime devam eder. Fıkranın üçüncü bölümünde ise konuşanlar değişir. Timurlenk ve adamları ilk konuşanlardır, bunun nedeni de yabancı ile Hoca arasındaki tartışmayı merak etmeleridir. Timurlenk ile yabancı arasındaki, yine Timurlenk ile Hoca arasındaki konuşma değişim dizgeleri önceden düzenlenmiş dizgelere (pre-allocated system) göre yapılandırılmıştır. Bunun nedeni ise yabancı ile Hoca’nın sözlerini hiçbirşey kesmemiştir. Dinleyenler yönünden ise konuşma sırası sıralı dizgelere (turn-by-turn allocation) göre düzenlenmiştir. Burada sadece bir tümcelik konuşmalar vardır. Bunun nedeni ise Timurlenk ve adamlarının sadece tartışmayı dinleyen durumunda olmaları, Hoca ve yabancının ise cennet, Tanrı, dünyanın yaratılması gibi değişik konuların konu edildiği iletişimin içinde bizzat bulunan insanlar olmasıdır. Bu fıkrada bitişken sözce olarak üç tür bitişken sözce sıralanabilir; 1. yabancı ve Hoca’nın sözlerinin yeraldığı bitişken sözceler, 2. Timurlenk (ve adamları) ile yabancının sözlerinin yeraldığı bitişken sözceler, 3. Timurlenk (ve adamları) ile Hoca’nın sözlerinin yeraldığı bitişken sözceler. Her bitişken sözce, iki bölümde, ardarda sıralı ve değişik konuşanlar tarafından söylenmektedir. Birinci ve ikinci bölümler birbirine uygun olarak biraraya getirilmişlerdir. Hem yabancı hem de Hoca konuşmayı ‘ilkin’, ‘sonra’ gibi sözcükler kullanarak önceden düzenlemişlerdir. Hoca son tamamlayıcı kullanarak konuşmayı sonlandırır; ‘işte herşey bu kadar basitti.’ Bu fıkranın dinleyeni gülümseten yanı yabancı ve Hoca tarafından çizgi ve vücut dili kullanılarak gösterilen simgelerin değişik yorumlanmasıdır. (2) Sıcak bir günde Hoca evinin sundurmasında şekerleme yaparken bir rüya görür. Rüyasında bir yabancı eline on altın saymaya söz vermiştir. Yabancı birer birer bütün altınları Hoca’nın eline saymaya başlar ancak onuncu altına geldiğinde tereddüt eder. Bunun üzerine Hoca "Niçin bekliyorsun? Bana on tane söz vermiştin" der ve uyanır. Birde bakarki eli boş. Tekrar gözlerini yumar ve "tamam, dokuz tanesine de razıyım" der. Bu fıkrada bitişken sözce Hoca ile bir yabancı arasında Hoca’nın rüyasında oluşmuştur. Ancak sadece Hoca konuşmaktadır, yabancı ise bir iş gerçekleştirmektedir; Hoca’nın eline altınları saymak. Can alıcı nokta ise Hocanın uyanması ve elinin boş olduğunu görmesidir. Bitişken sözce önceden düzenlenmiş dizgelere (pre-allocated system) göre yapılandırılmıştır. Yabancıdan herhangi bir sözü kesmeye yönelik baskı yoktur. Hoca ile yabancı arasındaki tek taraflı konuşmada bir kesinti gözlenmektedir; Hocanın uyanması. Uyandıktan ve elinin boş olduğunu gördükten sonra Hoca konuşmayı bir son tamamlayıcı (post completor) ‘tamam…’ kullanarak bitirir. Hoca’nın diğer fıkralarındaki konuşma sıralarının ve bitişken sözcelerin yapılarına tek tek değinemeyeceğiz. Bunun yapılmasına da zaten olanak yok; ancak genel olarak tarandığında Hoca’nın fıkralarında konuşma sırası önceden düzenlenmiş dizgelere (pre-allocated system) göre yapılandırılmıştır; önce Hoca ya da diğer konuşan konuşmaya başlar, ancak fıkra her zaman Hoca’nın sözleriyle biter. Bunun nedeni de diğer konuşanın Hoca’nın sözleri üzerine daha fazla söyleyecek söz bulamamasıdır. Bitişken sözcenin (sözcelerin değil) akışı ise genel olarak Hoca’nın konuşma sırasından sonra kesilmektedir. Nedeni ise Hoca’nın sözlerinin bir sonraki konuşana olanak tanımamasıdır. 1.2. İlkeler (Maxims) Konuşma çözümlemesinin ikinci boyutunu Grice tarafından ortaya atılan konuşma ilkeleri oluşturmaktadır. Bunlar dört başlık altında toplanmaktadır: nicelik, nitelik, bağıntı ve tarz ilkeleri. Raskin (1985: 101-3; Kınay 1993:61-2’de) bu ilkelerin ve İşbirliği İlkesinin, dürüst, ciddi, sözel iletişimin bilgi taşıyan şekli olan gerçek (bona-fide) iletişim için geçerli olduğunu savunmaktadır. Bu yazının konusu ise gerçeğe ait, ciddi olan iletişimden değişik olan gülmecedir. Diğer yandan fıkra anlatmak bazen gerçek dışı (non-bona-fide) bir iletişim biçimidir, yani ciddi, sözel iletişimin bilgi taşıyan biçimi değildir. Raskin’e göre (1985) iletişimin fıkra anlatmak şekli Grice’ın İşbirliği İlkesinden çok değişik bir işbirliği ilkesini içermektedir. Böylelikle, fıkra anlatmanın gerçek dışı (non-bona-fide) olan iletişim biçimi için işbirliği ilkesinin dayandığı ilkeler de değişik olmalıdır: a. Nicelik İlkesi: Olanaklar elverdiğince nükte için çok bilgi verilmesi. b. Nitelik İlkesi: Sadece nükte ile uyumlu şeylerin söylenmesi. c. Bağıntı İlkesi: Sadece nükteyle ilgili şeylerin söylenmesi. d. Tarz İlkesi: Nüktenin etkili bir şekilde söylenmesi. Anlatım bulanıklığından kaçınılması. Bu ilkeler ışığında, sözel nüktelerin çözümlemesi iki şekilde yapılabilir; ilkelere uyulması ya da uyulmaması incelenebilir; bazen bir ilkeye ya da ilkelere uyulması gülmece içeren bir metinle sonuçlanabilir, bazense bir ilkeye ya da ilkelere uyulmaması aynı sonucu verebilir. Grice tarafından fıkra anlatmanın gerçek dışı (non-bona-fide) iletişim biçimi için ortaya konulan ilkeleri nükte için gerekli olan parçaları bir araya getirmektedir (Kınay 1993:70’de). 1.2.1. İlkelere göre Nasreddin Hoca’nın fıkralarının Çözümlemesi (3) Birgün Hoca köyün kahvehanesine girer ve "ay, güneşten daha yararlıdır" der. Oradakilerin nedenini sorması üzerine de şöyle bir açıklamada bulunur, "çünkü geceleyin karanlık olduğundan aydınlık olan gündüze göre daha çok ışığa ihtiyacımız var!" Hoca’nın bu fıkrasındaki nükte nitelik ilkesine uyulmasından kaynaklanmaktadır. Hoca gerçek yaşamda doğru olan mantıksal yanıtı yani gece gündüze göre daha çok ışığa ihtiyaç duyduğumuzu söylemiştir. (4) Birgün Hoca’nın bir arkadaşı gelir ve eşeğini ödünç almak istediğini söyler. Hoca’da eşeğini bir başkasına ödünç verdiğini söylediği anda eşek ahırdan bağırır. Bunun üzerine arkadaşı "ayıp Hoca ayıp, eşeğin ahırda ya!" der. Hoca işi pişkinliğe vurup "benim sözüme inanmayıp eşeğin sözüne inanan adama birşey ödünç verilmez" der. Dördüncü fıkranın ilk bölümünde ise nicelik ilkesine uyulmuştur, nedeni ise Hocanın soruya olumsuz bir yanıt vermesi ve eşeği niçin ödünç veremeyeceğini açıklamasıdır. Fıkranın son bölümünde ise bağıntı ilkesine uyulmamıştır çünkü Hoca neden eşeği vermek istemediğini açıklamak yerine ilgisiz bir yanıt vermiştir. (5) Birgün Hoca’nın komşularından biri Hoca’ya "Neden bir soruya her zaman başka bir soruyla cevap veriyorsun, Hoca?"diye sorar. Hoca ise "öyle mi?" diye cevap verir.(Renkliyıldırım 1985). Hoca’nın bu çalışmada aldığımız beşinci fıkrasında nicelik ilkesi gözardı edilmiştir. Hoca’nın komşusu bir soru sorar ancak Hoca gerekli yanıtı vermez ya da neden bir soruya başka bir soruyla karşılık verdiğine ilişkin açıklamayı yapmaz. Hoca’nın kişiliğini gözönüne alırsak, soruları yanıt yerine kullanmasındaki amacı uzun açıklamalardan kaçınmaktır diyebiliriz. Bunu yaparkende dinleyeni düşünmeye ve anlatmaya çalıştığı şeyi anlamak için zorlamaktadır. (6) Hoca’ya birgün ahaliden biri sorar "Bilgeliğe nasıl erişilir, Hoca?". Hoca şöyle yanıtlar "akıllı ve bilgili insanlar sana birşey anlatırken dikkatlice onları dinle ve başkalarına konuşurken ne söylediğini iyi bil." (Renkliyıldırım 1985). Beşinci fıkranın tersine, altıncı fıkrada nicelik ilkesine uyulduğu ancak tarz ilkesine uyulmadığı gözlenmektedir. Hoca bilgeliğini uzun, karmaşık bir yanıtla göstermeye çalışırken ilk bakışta sıradan bir insan tarafından kolaylıkla anlaşılamamaktadır. Bu tür uzun yanıtlar dinleyenin aklını karıştırmakta ve fıkranın vermek isteği anlamı yakalamasını güçleştirmektedir. (7) Birgün Hoca eşeğini kaybeder. Eşeğini ararken ise şarkı söyleyip oynamaktadır. Bunu görenler neden bu kadar mutlu olduğunu anlayamazlar ve nedenini sorarlar. Hoca ise "Oynarım tabii, eşek kaybolduğunda Allahtan bende üstünde değildim. Yoksa ben de şimdi kaybolmuş olacaktım" der. (Renkliyıldırım 1985). Hoca’nın burada ele aldığımız yedinci fıkrasında nitelik ilkesine bağlı kalındığı görülmektedir. Hoca gerçek dünyaya ilişkin şeyleri söylemektedir. Eğer eşeğini o sürüyor olsaydı, mantıksal olarak o da kaybolacaktı (tabii ki buradaki karşıtlık eşeğinin üstünde olsaydı kendisi sürdüğü için, eşeğin kaybolmasını önleyecekti). (8) Hoca birgün komşusundan bir kazan ödünç alır. Bir süre sonra aldığı kazanın içine bir küçük kazan daha koyarak komşusuna geri verir. Komşusu küçük kazanı sorunca Hoca "Kazanın doğurdu!" der. Komşusu buna çok sevinir ve kazanını alır. Bir süre sonra Hoca komşusundan kazanını tekrar ödünç ister. Ancak bu defa kazanı geri vermez. Komşusu kazanının geri almaya geldiğinde Hoca "kazanın öldüğünü" söyler. Komşusu "Hoca, kazan hiç ölür mü?" diye şaşkınlığını belirtir. Hoca cevabı yapıştırır "kazanın doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne niye inan mıyorsun?Be adam!" Bu fıkranın ilk bölümünde, nükte dünyası ile uyumluluğu ve gerçekliği gerektiren nitelik ilkesinin çiğnendiği gözlenmektedir. Cansız olan bir kazanın doğuramayacağı ve ölemeyeceği ortada iken Hoca tersini söylemektedir. Ancak fıkranın sonunda Hoca nitelik ilkesine uyar ve bir kazanın doğuramayacağını ve ölemeyeceğini söyler, bu da akıllı geçinen komşuyu komik duruma düşürür. Gerçeğin komşunun yüzüne vurulması dinleyeni hem gülümsemeye hem de düşünmeye iter. Fıkraların, ilkeler ışığında yapılan bu kısa çözümlemesinden anlaşılacağı gibi anlatılanların ilkelere uygunluk göstermesi ya da göstermemesi dinleyeni güldürmektedir. Sonuçta her iki durumda da gülmece başarıyla oluşturulmaktadır. B. Sözeylem Kuramı (Speech Act Theory) Yönünden Fıkraların çözümlenmesi konusunda, sözce anlamını bağlama ilişkin duruma getiren önemli bir diğer kavram da sözeylemdir.Austin’in sözeylem kuramına göreiİnsanlar tümceleri söylediklerinde, değişik eylemleri de aynı zamanda yaparlar, örneğin birşeyi bildirmek, soru sormak, ricada bulunmak, talep etmek, söz vermek gibi (Leech 1981:290). Finegan ve Besnier (1989) ise sözeylemi ‘dil yoluyla gerçekleştirilen eylemler’ olarak tanımlamaktadır. Sözeylemin özellikle kullanımdaki tümcelere işlevsel bir yaklaşımı benimseyen felsefeciler tarafından pek çok çeşidi tanımlanmıştır. Finegan ve Besnier’in (1989) Searle ‘in (1969) sınıflamasını temel alan gruplaması ise şöyledir; 1. Olayların durumunu gösteren sözeylemler göstericilerdir (Yemenici 1995) (representatives). Yanlış ya da doğru olarak belirlenirler. Bu ulamda kullanılan eylemler "vurgulama, yadsıma, yanıtlama, onama, tanımlama" olarak özetlenebilir. Austin, işlevi bir olayı, süreci ya da durumu tanımlamak olan, doğru ya da yanlış olarak kabul edilen bu tür sözcelere betimleyici sözceler (constative utterances) demiştir. 2. Bir konuşanı bir olayın içine sürükleyen sözeylemler zorlayıcılar (Yemenici 1995) (commissives) olarak adlandırılmıştır. Söz vermeler, tehdit etmeler gibi. 3. Dinleyeni bir eylem yapmaya yönlendiren sözyeylemler yönlendiriciler (Yemenici 1995) (directives) olarak belirlenmiştir. Talepler, ricalar, davetler, meydan okumalar, yalvarmalar, cesaret gösterileri gibi. 4. Yeni durumların oluşmasına yol açan sözeylemler bildiriciler (declarations) olarak tanımlanmıştır. Vaftiz etme, "sizi karı koca ilan ediyorum" derken kullanılan "ilan etmek", "suçlu bulundunuz" derken kullanılan "suçlu bulmak" sözcük öbekleri gibi (Yemenici 1995). 5. Konuşanın ruhsal durum ya da davranışlarını gösteren sözeylemler açıklayıcılar (Yemenici 1995) (expressives) olarak sınıflandırılmıştır. Selamlamalar, özür dilemeler, tebrikler gibi. 6. Takdir ya da yargıları gösteren sözeylemler yargılayıcılar (verdictives) olarak ayrı bir grupta toplanmıştır. Tasnifler, kıymet biçmeler, değerlendirmeler gibi. Belirleyici sözcelerin ya da düz sözcelerin, dil kullanımların (performatives) bir çeşidi olduğunu gözönüne serdikten sonra, Austin sözeylem kuramının sonraki aşamalarında şu sınıflamayı yapmıştır; 1. Düzsöz eylemi (locutionary act) bir söz söyleme eylemidir, anlamlı bir sözcenin söylenmesidir. 2. Edimsel eylem (illocutionary act) bir söz söyleyerek aynı zamanda bir eylemin yapılmasıdır; söz verme, bir ricada ya da talepte bulunma, soru sorma gibi. 3. Etki söz eylem (perlocutionary act) bir söz söyleme yoluyla bir eylemin yapılması veya yaptırılmasıdır, birini birşeye ikna etmek, birini birşeye inandırmak, birini kızdırmak gibi (Lyons 1977:730). Austin sözeylemi anlatırken içinde mutlaka bir edimsel eylemin olması gereken bir takım gerçekleşme kuralları (felicity conditions) olduğunu vurgulamıştır. Edimsel eylemin türüne göre değişik gerçekleşme kuralları olacaktır. Bunlar üç ana başlık altında toplanabilir; 1. Ön hazırlık kuralları (preparatory conditions): Belli durumlarda, belli insanlar tarafından belli sözcüklerin kullanıldığı durumları kapsamak için, kabul edilmiş uzlaşımsal sürecin oluşturduğu kurallardır (Coulthard 1976:12). Gülmece açısından, bu kurallara uyulmaması iyi bir nükte kaynağı olabilir; örneğin metinde uygun insan tarafından uygun sözcüklerin söylenmemesi nükteye yol açabilir (Kınay 1993:83). 2. İçtenlik kuralları (sincerity conditions): Eylemi gerçekleştiren kişi bunu içtenlikle, gerekli inanç ve duygularla yapmalıdır. Konuşan doğru olduğunu bildiği ya da inandığını söylemelidir. Örneğin, X, Y’ye hediyesi için teşekkür ediyorsa, Y’ye karşı minnettarlık ve takdir duygularıyla doludur (tabii içten ise) (Lyons 1977:734). 3. Temel kurallar (essential conditions): Eylemi gerçekleştiren kişi belirli inanç ve niyetlere doğru söylediği sözcelerin edimsel eylemi tarafından itilir. Örneğin "bir şey ısmarlama" sözeyleminde temel kural konuşanın dinleyeni bir eylem yapmaya itmesidir. Bir başka örnekte "söz verme" eylemidir, burada temel kural eylemi gerçekleştirme zorunluluğunu üstüne alan sözlerin söylenmesidir (Coulthard 1975:23-4;Kınay 1993:87’de). 1. Sözeylem Kuramı ışığında Nasreddin Hoca’nın fıkralarının çözümlenmesi Bu bölümde Hoca’nın yukarıda verilen fıkralarında gözlenen sözeylemler kısaca şu biçimde değerlendirilmiştir; İkinci fıkranın ilk bölümü bir yönlendirici durumundadır çünkü Hoca para istemekte, bu isteğini de karşısındakine içtenlik kuralına uyarak bildirmektedir. İkinci bölümde de Hocanın son tümcesi, her ne kadar karşısındaki hayali bir kişi de olsa o kişiyi bir eylem yapmaya yönlendirdiğinden yönlendirici durumundadır. Üçüncü fıkrada Hoca’nın soruya verdiği yanıt gece ve gündüz hakkında mantıksal olarak doğruyu gösteren bir yargıda bulunmasından dolayı bir yargılayıcı ve göstericidir. Hoca inandığı ve doğru bildiğini içtenlik kuralına uyarak en yalın biçimiyle söylemiştir. Beşinci fıkrada Hoca tarafından söylenen son tümce komşunun sorusuna yanıt verirken aynı zamanda bir durum değerlendirmesi de yapmaktadır. Bu sadece bilgi veren basit bir yanıt değildir, bir değerlendirme yapan yargılayıcıdır. Aynı zamanda yanıtlama işlevini gördüğünden gösterici durumundadır. Hoca’nın altıncı fıkrasında soruya verdiği yanıt, bilgeliğe nasıl ulaşılacağını anlattığı için bir yargılayıcıdır. Durumu değerlendirip dinleyene sunmaktadır. Burada ön hazırlık kuralına uyulmaması gülmeceyi doğurmaktadır. Hoca karmaşık bir yanıt vermekle çok okumuş, bilge birinden beklenen yanıtı vermiştir. (9) Birgün komşuları Hoca’ya sorarlar;"Hoca dün gece senin evden sesler duyduk. Hayrola ne oldu?". Hoca "Cübbem merdivenlerden yuvarlandı" der. Komşular ise "ama Hoca, o bir bez parçası nasıl bu kadar gürültü çıkarabilir ki?" diye ısrar ederler. Hoca da "Uzatmayın yahu ben de içindeydim!" der. Komşular tarafından söylenen ilk tümce rahatsız etme eylemini gerçekleştirmektedir. Hoca’yı evden gelen sesin nedenini açıklaması doğrultusunda bir eylem yapmaya yönlendirdiğinden bir yönlendiricidir. Komşuların ikinci tümcesi ise olayın aslını öğrenmek konusunda ısrarlı çabalarını göstermektedir. Hoca gerçeği söylememeye gayret etmesine karşın, sonunda dayanamaz ve içtenlik kuralına uyarak bir gece önce ne olduğunu bütün samimiyetiyle söyler. Sonuç Bu kısa çözümlemede Nasreddin Hoca’nın fıkraları, konuşma çözümlemesindeki iki boyuttan birincisi olan konuşma sırası ve bitişken sözceleri temel alan konuşma sırasını düzenleyen sıralama mekanizmalarını irdelemek yönünden; ikinci boyut olan Grice’ın ilkeleri çerçevesinde Raskin’in gülmeceye uyarladığı ilkeler yönünden; ve sözeylem kuramı yönünden incelenmeye çalışılmıştır. Aşağıda belirtilen bulgular Hoca’nın bütün fıkraları için geçerli değildir, ancak, sanırız, Hoca’nın fıkralarında, metindilbilimsel çözümlemede yer alan konuşma çözümlemesi ve sözeylem kuramı açısından nelerin bulunabileceği konusunda bir bilgi verebilecektir. Hoca’nın fıkralarında konuşma sıralarının yapısı, Hoca için üzerinde sözünün kesilmesi gibi bir baskı olmadığından dolayı önceden düzenlenmiş dizgeleri (pre-allocated systems) ve konuşmaya katılan diğer konuşanlar için Hoca’dan gelen yoğun baskıdan dolayı tek tümcelik sıralı dizgeleri (turn-by-turn allocation) kapsamaktadır. Hoca diğer konuşanın ikinci kez söz almasına ya da bir tümceden daha uzun tümce kurmasına izin vermez. Fıkraların bitişken sözce yapısında, yukarıda belirtilen bitişken sözce özelliklerini görmek olanaklıdır. Konuşma sıraları ardarda gelmiştir ve değişik konuşanlar tarafından söylenmiştir. Burada bu özelliklerden sapma olarak gözlenen en önemli nokta Hoca’nın diğer konuşana ikinci bir kez söz alma fırsatı tanımamasıdır. Bunun nedeni de Hoca’nın zekice, beklenmedik bir biçimde söylediği durumu açıklayan, ders veren ya da yargı gösteren sözleridir. Finegan ve Besnier’in (1989) sınıflamasına göre Hoca’nın fıkralarında, genellikle yargılayıcılar, yönlendiriciler ve göstericiler gözlenmiştir. Bunlar ya bir durumun saptanmasını, tanımlanmasını, ya bir soruya yanıt verilmesini ya da varılan bir yargıyı göstermektedir. Yönlendiriciler bir şeyi isteme, göstericiler bir konu ile ilgili bilgi edinmek için Hoca’ya yöneltilen sorular, yargılayıcılar ise bir durumun ya da gerçeğin saptanıp dinleyene sunulması biçiminde gerçekleşmektedir. Austin’in sınıflamasına göre Hoca’nın fıkralarında edimsel ve etki söz eylemler gözlenmiştir. Edimsel eylemler bir şey isteme, bir konuyla ilgili soru sorma, vb. biçimlerde gerçekleşirken etki söz eylemler de ya Hoca’nın birini bir şeye ikna etmek veya inandırmak ya da diğer konuşanın Hoca’yı ikna etmeye veya inandırmaya çalışması gibi biçimlerde olmaktadır. Fıkralarda Grice’ın ortaya koyduğu ilkelere bazen uyulduğu bazense uyulmadığı gözlenmiştir. Hoca bazen gerçeği söylemekte, bazense gerekli bilgiyi vermemektedir. Bunun yerine anlatmak istediğini sezdirmek için dolaylı yoldan anlatımlarda bulunmuştur. Bu da dinleyeni önce düşünmeye itmekte sonrada ince nükteyi kavrayınca güldürmektedir. Austin’in gerçekleşme kuralları gözönüne alındığında ise Hoca’nın zor durumda kaldığında içtenlik kuralına uyması ya da uymaması nükteyi doğurmaktadır. Bazen ise oldukça bilge bir tavır takınarak verdiği yanıtlar ön hazırlık koşullarına uymamaktadır. Bunun nedeni bazen hiç beklenmedik bir biçimde, saf ancak zekice sözleriyle bu bilge tavrın çatışıyor görünmesidir. Bu kısa çalışma Türk kültürünün ve edebiyatının önemli yapı taşlarından olan fıkralara genel başlık olarak metindilbilim altında yer alan değişik yaklaşımları kullanarak dilbilimsel irdelemelerde bulunulabileceği yönünde bir denemedir. Ancak kültürümüzün ubir parçası olan Nasreddin Hoca’nın söylemi daha kapsamlı ve değişik yaklaşımları gözönüne alarak incelenmesi gereken konu başlıklarından sadece birisidir. KAYNAKÇA Apte, Mahadev. 1988. "Disciplinary Boundaries in Humorology: An Anthropologist’s Ruminations" in International Journal of Humor Research. Vol.I. No.I. Berlin: Mouton and Gruyter. Akmajian, et. all. 1990. Linguistics: An Introduction to Language and Linguistics. London: The MIT Press. Carsaro, W.A. 1985. "Sociological Approaches to Discourse Analysis". In Handbook of Discourse Analysis. Teun A. Van Dijk (eds.). Vol. 1. Academic Press. Coulthard, M. 1976. 1985. An Introduction to Discourse Analysis. London: Longman Group Ltd. Davies, Christie. 1987. "Language, Identity, and Ethnic Jokes about Stupidity". in International Journal of the Sociology of Language. Vol. 65. Finegan, E. and N. Besnier. 1989. Language: Its Structure and Use. San Diego: Harcourt Brace Jovanovich Publishers. Kınay, Sündüs Ş. 1993. The Language of Humour in Turkish Verbal Jokes. Ankara: Unpublished Master’s Thesis.Hacettepe University. Leech, G. 1981. Semantics. 2nd edition. Harmondsworth: Penguin Books. Lyons, J. 1977. Semantics II. Cambridge: Cambridge University Press. Özünlü, Ünsal. 1991. "Fıkralar ve Gülmece Dili" in Çağdaş Türk Dili. Sayı 37.Ankara: Kurtuluş Basımevi. Raskin, Victor. 1987. "Linguistic Heuristics of Humor: A Scriptbased Semantic Approach". In International Journal of the Sociology of Language. Vol. 65. ---. 1985. Semantic Mechanisms of Humour. Netherlands: D. Reidel Publishing Company. Renkliyıldırım, Önder (retold by). 1985. Tales of Hodja. Istanbul: Metro. Yemenici, Alev. 1995. "Söylem Çözümlemesinde Üç Temel Yaklaşım ve Kültürlerarası İletişimde Söylem Çözümlemesinin Önemi". Dilbilim Araştırmaları. Ankara: Bizim Büro Basımevi. Bu makale daha önce şurada yayınlanmıştır: Karahan, Firdevs. 1997. "Nasreddin Hoca’nın Söylemi Üzerine Bir Deneme". H.Ü.İngiliz Dilbilimi Bölümü 25.Yıl Yazıları 1972-1997. Bizim Büro Basımevi. Ankara. |
||