![]() |
||
| değerlendirme yerine ... : g. gonca gökalp - alpaslan : 20112001 | ||
|
Kant felsefesine yönelik bir yüksek lisans dersi almak, felsefeye ve hele Kant'a dair altyapısı olmayan bir kişi için gereksiz, anlamsız, işlevsiz görülebilir; hatta benim açımdan bakıldığında biraz da ürkütücü... Nitekim Kant ile ilgili derse girdiğim ilk günden bu yana, kendimi hiç bilmediğim bir dilin konuşulduğu bir ortamda hisettiğimi de itiraf etmeliyim. Ama benim dersten beklentim, Kant'ı öğrenmek değildi zaten; çünkü bir dönem süresince alınan bir ders ile Kant'ı öğrenebilmeyi ummak, hem akademik hem de bireysel bakımdan pek mümkün değildir. Amacım, Kant hakkında bir şey öğrenmekten çok, Kant gibi bir filozofa, bu konunun uzmanı olan bir bilimadamı nasıl bakar, neler arar, nerede arar, aradıklarını nasıl ve hangi araçlarla nerede bulur, sorularının yanıtlarını, yetkin bir bilimadamının tavrından çıkartmaktı. Bu durumda benim için sorun Kant değil, Kant'a yaklaşım tarzı oldu başından itibaren; çünkü incelikli, titiz, ayrıntıcı, dikkatli, bilgece bir tavırla karşı karşıyaydım. Belki bana Kant felsefesine yönelik bir dersi alma cesaretini veren de bu tavırdı. O halde Kant dersinin sonuçlarından önce, bu ders yılında felsefe bölümünden ders almış olmamın sonuçları üzerinde durmam gerekir: 'Değer' kavramı ve 'değerlendirme' sorunu,
yaşamımda oldukça önemli bir yer kaplıyor artık. Şimdiye kadar el
yordamıyla, sezgilerimle, iç muhakememle ulaştığım kimi 'değer' ölçütleri,
çağdaş bir felsefecinin bilgisi ve deneyimiyle berraklık kazandı zihnimde
ve yaşamımda. Hâlâ daha tökezlediğim, emin olamadığım noktaların varlığına
rağmen, 'değer felsefesi problemleri'ne ilişkin bir ders almış olmamın
akademik ve kişisel yaşamımda bana doğru ölçütler kazandırdığına inanıyorum.
Ayrıca edebiyat bilimi adına, 'eser değerlendirmesi'ne yönelik çalışmaların
çoğu zaman 'doğru değerlendirme' olmaktan çok uzak kalabildiğini görmenin
sıkıntısını ve sorumluluğunu duyuyorum. Bu durumda yapılması gereken
epey iş, katedilmesi gereken uzun ve zor bir yol var önümde/önümüzde...
Ve ne mutlu ki, az da olsa, doğru örneklerle de karşılaşabiliyoruz. * Görülen odur ki, Kant'tan çok felsefe dersinin ve dersi veren kişinin tavrının etkisi altındayım ve bu ders yılının sonunda felsefe bilgisinden çok, yaşama felsefesi edinmiş görünmekteyim. Şimdiye dek sahip olmaya çalıştığım kimi doğruları pekiştirmiş, kimi eksikliklerin daha çok farkına varmış olmak epey büyük bir kazanç benim için. Sanırım asıl amaçlanan da buydu. Öte yandan, bir felsefe öğrencisi ya da eğitmeni kadar değilse de, kendi sınırlarımı aşabilmek için ulaşabildiğim kadarıyla, daha çok ve daha yoğun olarak felsefe metinleri okumaya gereksinim duyduğum da bir gerçek... Önemli olan, bir noktadan başlamaktı ve en doğru kişiyle, en zor, en titiz fakat en tutarlı, duyarlı ve açık noktadan başlamış olduğuma inanıyorum. Bir dönemin değil bir ders yılının,
bir konunun değil bir tavrın bana kazandırdıklarını kısaca belirledikten
sonra, sıra Kant'ta...Fakat bu değerlendirmenin amacı, benim açımdan,
Kant'ın söylediklerini yorumlamak ya da tartışmak olamaz. Çünkü bunun
için gerekli ve yeterli bilgiye, birikime sahip değilim. O halde ulaştığım
sonuçlar, bir 'kuşbakışı okuyuş' sonunda edinilmiş, izlenime dayalı
saptamalardır: İnsan: Kant'ın üzerinde durduğu, tartıştığı, eleştirdiği, önerdiği bütün düşünce, kurum ve kavramların (örneğin özgürlük, akıl, ahlak, ödev...) hepsinin temelinde daima 'insan' bulunur. Doğa, tanrı, nesne vb. bütün kavramlar, 'insan için', 'insanla birlikte' vardır. Kant'ın insana yönelik tavrı, yaşamın akışına uygun, ahlaka önem veren, özgürlükçü ve doğal bir tavırdır. Kişinin merkeze alınması ve ondaki 'iyi'nin ortaya konulması, toplumu da iyiye götürecektir. Çünkü insanda ahlaklılık, akıl ve ödev esas alındığında, doğal ve dolaylı olarak, toplum için de sağlıklı ve doğru olana ulaşmak amaçlanmış demektir. O halde birey olmak; özgür olmakla, düşünmekle, ödev kavramıyla, ahlaklılıkla, seçmek olanağıyla ve bütün bunların sorumluluğuyla bağıntılıdır; ayrıca 'kişinin değeri'ni, 'kişiye saygı'yı getirir karşımıza. "İnsan kendi başına amaç olarak vardır" diyen Kant'ın çağdaşlığı da buradadır işte. Özgürlük, Ahlak, Mutluluk: Özgürlüğü saf akıl için, teorik akıl için ve pratik akıl için temel kavram olarak kabul eden Kant, bu kavramın akılla olduğu kadar ahlakla da bağını kurar ve onun ahlak yasasının bir koşulu olduğunu belirtir. Bu durumda "Öyle eyle ki, senin istemenin maksimi, hep aynı zamanda genel bir yasamanın ilkesi olarak da geçerli olabilsin"(Pratik Aklın Eleştirisi,sf.35) derken, Kant, bir yandan bireyi özgür bırakmakta öte yandan da onu sorumlu kılmaktadır. Demek ki, kişinin kendi istemesi ve kendi mutluluğu tek başına yeterli değildir, olmamalıdır. Öyleyse özgürlük, ahlak yasası, mutluluk iç içe ve birlikte olduğunda bireyi ve toplumu doğruya, iyiye ulaştıracaktır. Bu, bütün dünyada hâlâ daha ulaşamadığımız bir uygarlık ve insanlık düzeyidir aslında. Kant'ın 18. yüzyılda önesürdüğü yaklaşımın bugün bile anlaşılamıyor ve uygulanamıyor olması ise düşündürücüdür. Son olarak şunu belirtmek gerekir ki, bu yazı, ne bir dönem ne Kant değerlendirmesidir, ne de bir araştırma. Değerlendirme yazısı olması için en azından karşılaştırma objesinin bulunması gerekirdi; bir araştırma olabilmesi için de ayrıntılı ve geniş bir kaynakçasının, yoğun bir bilgi birikiminin ve nesnel bir ifade tarzının. (Üstelik her ikisine göre daha kısa olmakla birlikte çok daha uzun zamanda ve çok daha zorlanarak yazılmıştır.) O halde bu yazı, bir ders yılına ve bir konuya dair öznel bir sonuç çıkarma denemesi ve -bu sayede- bir teşekkürün dolaylı bir ifadesidir. Türkiye Felsefe Kurumu Bülteni, 3, Ağustos 1995: 7-8'de yayınlandı. |
||