![]() |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| eleştirel söylem çözümlemesi ve toplumruhbilim bağlamında bir metin incelemesi : inci aral'ın "gölgede kırk derece" adlı öyküsü : nalan büyükkantarcıoğlu : 20112001 | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
1. Giriş : Eleştirel Söylem Çözümlemesi Üzerine Gölgede Kırk Derece, öykülerinde
toplumumuzdaki kadınların sorunlarına eğilen yazar İnci Aral'ın 2000
yılında yayınlanan aynı adlı öykü kitabının ilk öyküsüdür. Kitabın
arka kapağında yer alan tanıtım yazısında şöyle denilmektedir: Bu kısa alıntıdan da anlaşılabileceği
gibi, bireyler saklı iç dünyalarına ve farklı sorunlarına karşın ortak
bir paydada birleşmektedirler. Bu ortak payda, bireylere toplum tarafından
sunulan ve benimsetilen değerler ve yargılar bütünüdür. Yazarın deyişi
ile, "yazılmamış kurallar, dayatılan roller, giydirilen giysiler"dir.
Dış gerçeklik, her toplumun kendi değerlendirmesi ile sınıflandırılmış
ve bireyin davranışlarını belirleyen öznel gerçekliklere dönüşmektedir.
Dış gerçekliği nasıl algıladığımız, nasıl yorumladığımız ve nasıl
aktardığımız bize toplumca sunulup benimsetilen ideolojilerle yakından
ilgilidir. Toplumsal ideolojiler bütünü, anlamın oluşumunda, cinsiyet
rollerinin, bireysel ve toplumsal kimliklerin biçimlenmesinde ya da
söylemin kurgulanmasında simgesel bir düzen sunar. Öyle ki, bireyin
kendini bu simgesel düzenden soyutlayabilmesi çoğu kez olanaksızdır.
Bireyin kimliğini, düşüncelerini, tepkilerini, beklentilerini belirleyen
toplumsal ideolojiler giderek onu çevreleyen ve sıkıştıran bir halkaya
dönüştüğünde, yukarıdaki alıntıda da belirtildiği gibi, "başkaldırmak,
uyum sağlamak ya da çekip gitmek kişisel yaşamın coğrafyasında"
sıradan bir tepki olmaktan öteye gidememekte, diğer bir deyişle, toplumsal
ideolojilerin yerleşikliği bireyi, farkında olsun ya da olmasın, kendi
yarattığı düzenin içine hapsetmektedir. Anlamın toplum tarafından kurgulandığını,
dilin de kurgulanan anlamları yansıtan bir araç olduğunu belirten
felsefecilere ve dilbilimcilere göre, her dilsel metin o toplumun
politik, kültürel ve tarihsel yapılanmasının getirdiği bilinci yansıtır.
Lacan'ın ( Lacan, Bracher içinde, 1993 : 23-40 ) belirttiği gibi,
bireyin "kendim" duygusu ile yarattığı imgesel gerçeklik
ile, toplumsal ideolojiler bütününün oluşturduğu simgesel düzenin
çatışma içinde olması bireyin başkaldırısı ya da uyumsuzluğudur. Dil,
toplumsal ve sistematik bir olgu olarak, geniş toplumsal simgesel
düzenin bir parçasıdır. Ancak, dil ve ideolojik sistem birbiri ile
etkileşen, birbirini oluşturan bir döngü içinde bulunmaktadırlar.
Bu nedenle, dil incelemelerinde toplumsal, toplum incelemelerinde
de dilsel ögelerin vazgeçilmez önemi vardır. İdeolojiler bütününden
oluşan simgesel düzen kendini dil yolu ile ifade etmekte, böylece
dilin kullanımı ile oluşan söylemin çözümlenmesi sonucu bu toplumsal
simgesel düzenin ayrıntılarına varılabilmektedir. Eleştirel Söylem
Çözümlemesi olarak adlandırılan bu yöntemle bireyi imgesel evreninden
koparıp, simgesel düzeni benimsemeye koşullayan güç ilişkileri, değerler,
ideolojiler, kimlik tanımlamaları gibi çeşitli toplumsal olguların
dilsel kurgulamalar yoluyla yansıması belirlenebilmektedir (Eleştirel
Söylem Çözümlemesi ile ilgili daha geniş bilgi için, bkz. Caldas-Coulthard
& Coulthard 1996; Fairclough 1989,1992, 1995; Kress 1985, 1989,1991;
Van Dijk 1985; Yağcıoğlu 1994, 1996, 1997; Oktar 1997; Oktar, Cem-Değer
ve Göregenli 1998; Wodak 1995, 1996, 1997; Wodak ve Reisigl 1999;
Wodak ve Matouschek 1993). Bu öykünün incelenmesinde eleştirel söylem
çözümlemesi yöntemi kullanılmasının amacı, öyküdeki karakterlerin
yaşamı algılamalarında, düşüncelerinde ve değerlendirmelerinde söyleme
yansıyan toplumsal ideolojileri belirlemektir. Sözü edilen yöntemle
açık dilsel yapılardan örtük ideolojik yapıların sistematik ve nesnel
biçimde çıkarsanması amaçlanmaktadır. 2. Öykü özeti Gölgede Kırk Derece adlı öykü,
40 yaşına yaklaşmış, hukukçu ve hiç evlenmemiş bir kadın olan Bedia'nın
geçmişi ve yaşadığı zaman birimi arasında geçişler yaparak anlattığı
yaşamını, içinde yaşadığı toplumun ve değerlerin geçmişten o güne
değişimini, kendi ruhsal durumunu ve karakterlerde yansıyan kadın
ve erkek kimliklerini dile getirmektedir. Bu yaşam düşlerle gerçeklerin,
umutlarla umutsuzluğun, kararlılıkla çaresizliğin çatışmasıdır. Öykü,
14 Mayıs, 14 Haziran ve 14 Temmuz alt başlıklarında birer aylık aralarla
üç bölüme ayrılmıştır. Bu tarihler bir güncenin bölümleri olabileceği
gibi, karakterin üç aylık yaşam kesitindeki iniş-çıkışları belirleyen
tarihler olarak da düşünülebilir. Bedia, mutsuz bir anne ile dışa
dönük bir babanın sağlıksız evliliği içinde yalnızlıklar ve kitaplarla
beslenerek büyür. Çocukluk anılarında küçük mutluluklar yok değildir,
ancak, kendisine biçilen kimlik ve benimsetilen davranış biçimleri
içinde gelişen yalnızlığı, genç kızlığındaki sevgi arayışlarında yaşadığı
düş kırıklıkları yetişkinlikte de peşini bırakmaz. Varlıklı bir ailenin
bu iyi eğitim almış kızı, bir yandan bulunduğu yaşa dek evlenme düşlerini
gerçekleştirememiş olmanın ve arayışlarının, diğer yandan kendisine
benimsetilen değerler ile cinselliği yaşama içgüdüsünün çatışmasını
yaşar. Tanıştığı bir erkek için ilk kez benimsediği kuralları yıkma
cesaretini gösterir. Ne var ki, yaşamına soktuğu kişi ile ilgili tüm
olumsuzlukların farkında olmasına karşın özveriyle sarılmaya çalıştığı
mutluluk düşü onu derin bir düşkırıklığına ve pişmanlığa sürükler.
Babası, geçmişte tanıdığı erkekler ve bu son kişi çoğu açıdan benzer
özellikler sergileyen ortak bir erkek kimliği sunarlar. Zaten kuvvetli
olmayan özgüveni daha da zayıflar; bir ara intiharı düşünecek kadar
çaresiz ve işe yaramaz hisseder kendini. Sonuçta yine yalnızdır. Ertesi
gün hava aşırı sıcak, gölgede kırk derece olacaktır. 3. Yöntem : Öykünün çözümlenmesinde Eleştirel Söylem
Çözümlemesine getirdikleri yaklaşımla Viyana Okulu olarak adlandırılan
grubun modeli benimsenmiştir. Bu grubun başlıca temsilcileri arasında
Wodak, de Cillia, Matouschek, Januschiek ve Liebhart sayılabilir.
Bu okulun 1990'dan başlayarak geliştirdigi yaklaşımın diğer Eleştirel
Söylem Çözümlemesi yaklaşımlarından başlıca farkı disiplinlerarasi
olması ve daha çok söylemin işlevsel yanına önem vermesidir. Kress,
Hodge, Fowler, Fairclough gibi İngiliz okulunun temsilcileri Foucault'
nun söylem kuramından yola çıkmakta ve çözümleme yöntemlerini Firth
ve Halliday'in sistemli dil kuramı ile yine Halliday'in toplumsal
göstergebilim kuramına dayandırmaktadırlar. Diğer yandan, Van Dijk'in
çalışmalarında da izleneceği gibi, Hollanda okulu bilişsel yaklaşımı
benimsemiştir. Bireysel ve toplumsal bilişsel yapının toplumsal ve
dilsel yapılarla bağlantısı ön plandadır. Viyana okulunun yaklaşımında
bir yandan Bernstein'in toplumdilbilimsel yaklaşımının, diğer yandan
felsefik, toplumsal ve tarihsel boyutları ile Eleştiri Kuramı'nın
(Critical Theory) izleri görülebilir. Bu yaklaşımda, dizgesel-işlevsel
dilbilgisi yaklaşımında ağırlık verilen sözcük ve sözdizim özellikleri
tümüyle göz ardı edilmemekle birlikte, çözümleme dilsel ögelerle sınırlandırılmamaktadır.
Farklı disiplinlerin kuram ve yöntemlerinden de yararlanılarak çoğulcu
bir model geliştirilmiştir. Bu modelde söylem bağlamının üç farklı
boyuttan oluştuğu belirtilmektedir (Wodak ve diğerleri 1999: 9-10)
: (1) Bu boyutlardan ilkinde, bir sözcenin
kendinden önceki sözcelerle ilişkisinden doğan iç/eş bağlam (co-text)
anlatılmaktadır. Buna göre, bir konuşmacının kendinden önceki konuşmacının
sözcesine olumlu ya da olumsuz tepki olarak ürettiği sözcesi ideolojik
boyut taşır. Bu bağlam, bir yandan dilsel-ideolojik diğer yandan,
bireysel-psikolojik göstergeler sunar. Kısaca, Viyana Okulu'nun yaklaşımında
"bağlam" terimi dilsel, toplumsal, tarihsel ve psikolojik
boyutların bileşimi olarak ele alınmaktadır. Söylemin bağlamı bu şekilde
açıklandıktan sonra, metnin eleştirel çözümlemesi için üç aşamalı
bir yöntem önerilmektedir. (1) Metnin ya da söylemin tematik içeriğinin
belirlenmesi (contents) Birinci aşamada, metin içinde öne çıkan
tematik alanların belirlenmesi daha sonraki aşamalar için anahtar
işlevi görmektedir. Bu tematik alanlar, üç boyutlu bağlam tanımında
sözü edilen dilsel ve dil-dışı diğer toplumsal etmenlerle de yakından
ilişkilidir. Tematik içerik, ikinci aşama olan stratejilerin de söylemi
oluşturan tarafından belirlendiği bir alt-oluşum olarak düşünülebilir.
Stratejiler ise, söylemin alt yapısında yer aldığı düşünülen ideolojik
yapılanmayı gerçekleştirmek için bilinçli şekilde planlanarak ya da
bilinçsiz olarak planlanmadan otomatik olarak uygulanan süreçlerdir.
Her iki durumda da söylemi üretenin ideolojik yapılanmasını belirtir.
Örnek olarak, söylemde yer alan olumlu ya da olumsuz bireysel ya da
toplumsal kimlik oluşturma stratejileri, biz ve onlar bağlamında ayırıcı
ya da bütünleştirici stratejiler, ikna etme stratejileri, benzerlik
kurma stratejileri, vb. sayılabilir. Son aşama, stratejilerin dil
kullanımı yoluyla gerçekleştirilmesidir. Dilsel örneklerin bütününden
oluşan bağlamın stratejiyi desteklemesi beklenir. 3. Öykünün Çözümlenmesi : Gölgede Kırk Derece adlı öykünün tematik yapısı şu şekilde gösterilebilir :
Tematik yapının betimlenmesinde, Osgood (Osgood 1957, Bilgin 2000'de:18-21) tarafından bir içerik çözümleme yöntemi olarak geliştirilen "ilişki analizi" (contingency analysis) yöntemi ile Wodak ve diğerleri (1999: 31) tarafından kullanılan bir üst-kavrama bağlama uygulamasından yararlanılmış, ancak Osgood'un yönteminde önerdiği frekans oranlarının yüzde dağılımı ile bağlantı katsayıları hesaplanmasına gidilmemiştir. Karakterlerde gözlenen sözel ve davranışsal tepkiler anahtar alt-kavramlar olarak saptanmıştır. Bu anahtar alt-kavramlar mutluluk- mutsuzluk, umut-umutsuzluk, dinginlik-öfke, boyun eğme-başkaldırı, pişmanlık-yalnızlık, duyarlılık-duyarsızlık, dürüstlük-yalancılık gibi alt-kavram çiftleridir. Bu alt kavramların öykünün her paragrafında (bağlam birimi) hangi temel üst-kavramlarla ilintili olduğu saptanmıştır. Öyküdeki kadın ve erkek karakterlere ilişkin anlatılar üç temel üst-kavram çerçevesinde odaklanmaktadır : aşk, evlilik ve cinsellik. Örneğin, anne karakterinde gözlenen mutsuzluk, boyun eğiş, yalnızlık ve umutsuzluk gibi alt-kavramlar evlilik üst-kavramı ile ilişkilidir. Benzer şekilde, Bedia'nın kimliğinde de gözlenen bu gibi alt-kavramlar aşk ve cinsellik üst-kavramlarına yöneliktir. Tüm üst kavramların birleşme noktası da toplumsal ideolojiler olarak düşünülmüştür. Bu üst kavramlar öyküde hem geçmişteki, hem de günümüzdeki işleyişleri ile ele alınırken toplumdaki değişime de değinilmekte, ancak toplumsal değerlerdeki kimi değişime karşın öyküdeki kadın ve erkek karakterlerde yerleşiklik gösteren özellikler ön plana çıkartılmaktadır. Bu nedenle, sözü edilen üç üst kavramın öyküdeki kadın ve erkek karakterlere ne ifade ettiğine, diğer bir deyişle, bu kimliklerle bağlantısına bakılmıştır. Bu incelemede, bağlam birimi olarak alınan paragraflardaki anlatılardan yapılan çıkarımlara dayanarak üst-kavramların kadın ve erkek karakterlerle ilişkisi değerlendirilmiş, bu ilişkide toplumsal ideolojilerin rolü belirlenmeye çalışılmıştır. Kadın ve erkek karakterler açısından olumlu (+) ve olumsuz (-) değerler olarak işaretlenen üst-kavramların daha sonra sayısal değerlerine bakılarak, öyküdeki karakterler açısından ideolojik özellikleri şekilde ince, kalın ve noktalı çizgiler olarak gösterilmiştir. Öyküdeki tematik yapı ile söylemin bağlantısından aşağıda sunulan kimi toplumruhbilimsel kavramların örneklerine ve ilgili ideolojilere varılabilmektedir. - kadın ve erkeğe toplumca biçilen roller
ve davranış biçimleri Öykünün birinci tekil anlatıdaki söylemi
içinde sözü edilen temalarla bağlantılı belli stratejiler kullanılmakta
ve bu stratejilere koşut dilsel uygulamalar gözlenmektedir. Öyküde
çok sayıda strateji örneği gözlenmiş olmakla birlikte, bildirinin
süresi göz önünde bulundurularak en çok öne çıkan 5 strateji üzerinde
durulacaktır. Bu stratejiler; 1. kimlik sunum stratejisi (bkz. Tablo
1 ve Tablo 1 örnekleri) Dilsel uygulama ile ilgili olarak verilen
Tablo 1-2-3-4-5 örneklerinde de izlenebileceği gibi, bu stratejiler
öykü içinde birbirleriyle ilişkili bir örgü oluşturmaktadırlar. Hem
her bir strateji kendi içinde, hem de tüm stratejiler kendi aralarında
bir bağlam oluşturmakta ve bu bağlamlar örgüsünden geleneksel ya da
değişen toplumsal ideolojilere varılabilmektedir. Örneklerde ve bu
örneklerde yansımayan öykünün diğer bölümlerinde bireylerin sözceleri,
yaş, cinsiyet, toplumsal konum, sosyo-kültürel alt-yapı gibi dil-dışı
toplumsal değişkeler, yapılan uzamsal, zamansal ya da metinlerarası
gönderimler ve bir olaya ya da sözceye verilen sözel ya da davranışsal
tepkiler açısından toplumsal ideolojilerin yerleşik ya da değişen
özelliklerini yansıtmaktadırlar. Tablo 1'de öykü anlatıcısı olan karakterin
(Bedia) kendisi ve diğer karakterler adına dil kullanımı yoluyla oluşturduğu
bireysel ve toplumsal kimlik özellikleri gösterilmektedir. Öyküde
Bedia'nın özellikle kendi kimliğine ilişkin değerlendirmeleri düşük
özgüven sergilemektedir. Bireyin kendini nasıl gördüğü, toplum içinde
kendi kimliğini diğerlerine kıyasla nasıl değerlendirdiği önemli bir
gösterge olarak belirtilmekte ve toplumsal kıyaslamanın olumlu olduğu
durumların bireysel kimlik üzerindeki olumlu etkilerinden söz edilebilmektedir
(Baron &Byrne : 160-163). Kimliklerin sunumu öyküdeki bireylerin
toplumsal değerlere yaklaşımlarının ve bu değerlerden etkilenme biçimlerinin
aktarılması açısından bir strateji olarak ele alınmıştır. Örneğin,
Bedia'nın annesini betimlediği tümcelerde ya da annesinin kendi sözcelerine
yaptığı gönderimlerle yansıtılan anne kimliğinde, benzer biçimde,
kendi duygularını ve davranışlarını betimlediği tümcelerde yansıtılan
bireysel kimliğinde geleneksel toplumsal yapı içinde kadının konumu
ve rolüne ilişkin ortak özellikler bulmak olasıdır. Bu geleneksel
değerlere göre kadın, erkek-egemen toplum içinde insiyatifsiz, edilgen,
olaylara yön verebilmek yerine olayların kendi adına gelişmesini beklemek
durumunda olan, her an toplumun eleştirisine uğrayabilecek ve bunun
yükünü kaldırmaktan çekinen, kendisine ailenin onurunu koruması gerektiği
bilinci yüklenmiş, isyan etmeksizin boyun eğen ve sabreden bir kişidir.
Özgüvenini güçlendirmeye yönelik girişimlerinde, dilediğince davranabilmesinde
ya da değişen toplumsal değerleri benimseme arzusunda önüne geleneksel
toplumsal ideolojilerin doğru-yanlış kutuplu çatışması çıkar. Bu durumdaki
kadın, toplumsal konumundan, kimin karısı ya da kızı olduğu gerçeğinden,
aile yapısı ve cinsiyetinden ötürü içinde bulunduğu toplumca biçilmiş
rolleri benimsemek zorundadır. Bu rollerin dışına çıktığında yeterli
özgüveni yoksa suçluluk duygusu ağır basacaktır. Geleneksel değerlerin
yerleşikliği ile değişen değerlerin çatışması Tablo 2'de gösterilen
"farklılaştırma ve soyutlama stratejisi"nde de izlenebilir.
Bu stratejiye ilişkin verilen dilsel örneklerde örtük olarak sunulan
ideoloji, geleneksel toplumsal değerlere sahip olmanın bireyi diğerlerinden
ayıran, hatta yücelten nitelikler olduğu yönündedir. Bu ideolojiden
fazlasıyla etkilenmiş oluşu Bedia'nın çocukluğundan yetişkinliğine
tüm yaşamında ben/biz-onlar ayrımını yapmasına, değişen toplumsal
değerler bağlamında diğer insanların davranışlarına eleştirel bakmasına
ve giderek uyumsuz ve mutsuz olmasına yol açmaktadır. Öyküde Bedia'nın uzamsal, zamansal ve
metinlerarası gönderimlerle betimlediği anne kimliğinin yanı sıra,
aynı şekilde betimlediği baba kimliği de geleneksel ideolojilerin
yansımasıdır. Kocası tarafından aldatılan ve bunun farkında olan anne,
olaylara yön verebilmek yerine çaresiz bir boyun eğişi seçerken, gururu
nedeniyle erkeğin davranışlarından ötürü adeta kendine ceza verir.
Sonuçta etkilenen erkek değil, kendisidir. Öyküde, yine geleneksel
toplumsal değerler doğrultusunda erkeğin aldatması erkeğe dönen bir
ceza olarak gelişmediği için, toplumca kabul görebilen bir davranış
olarak anlaşılmaktadır. Babanın kimliğinde gözlenen duyarsız ve umarsız
erkek imgesi, Bedia'nın daha sonra edindiği erkek arkadaşlarında da
gözlenen, diğer bir deyişle, erkek adına değişmeyen bir özellik olarak
sunulmaktadır. Bu değişmezlik, öyküde "benzerlik kurma ve genelleme
stratejisi" bağlamındaki örneklerde gözlenebilir (bkz. Tablo
3 ve ilgili örnekler).Genelleme stratejisi erkekleri çıkarcı, yalancı,
ve duyarsız kimlikler olarak betimleyici dilsel örnekler sunmaktadır.
Öyküdeki baba kimliği geleneksel aile yapısındaki esnekliği olmayan
tipik baba kimliğidir. Bedia'nın özgüven yoksunu oluşunda annesinin
rolü kadar babasının da önemli rolü olmuştur. Genç kızlığında olduğu
gibi yetişkinliğinde de kendisi ile ilgili kararları alan, sözü geçen,
meslek sahibi olmasına karşın hala Bedia'nın giderlerinden sorumlu
olan babasıdır. Kızının araba kullanamayacağını düşünür, kiminle evlenmesi
ya da evlenmemesi gerektiği konusunda kararlarını uygulatır, avukat
olan kızını kendi hukuk bürosunda çalıştırarak kontrolü altında tutmaya
devam eder. Öyküdeki baba, erkek-egemen toplum yapısında ailenin yaşam
biçimini belirleyen, kararları kendisi veren ve aile bireylerinin
davranışlarından sorumlu olan baba tipidir. Öyküde üst tematik kavramlar olarak belirlenen
aşk-evlilik ve cinsellik kavramlarının, kadın ve erkek tiplemeleri
açısından değerleri değişiklik göstermektedir. Erkek kimlikleri adına
sunulan genellemelerden yola çıkarsak, öyküde bu üst-kavramlardan
cinsellik kavramının erkek için değeri daha çok öne çıkarılmakta,
kadın adına evlilik ve aşk üst-kavramları daha öncül değerler olarak
sunulmaktadır. Bu sunumların çıkış noktası yine örtük olarak değinilen
toplumsal değerler bütünüdür. Toplumsal ideolojilerin baskın rolü
Bedia'nın söyleminde sıkça yer alan evlenme isteğinde de gözlenebilir.
Bu istek ve bir erkek tarafından farkedilme ya da beğenilme arzusu
edilgen kadın kimliğinin de yansımasıdır (bkz. Tablo 4 ve ilgili örnekler). Öyküde değişen toplumsal yapı ve değişen
değerlere de değinilmektedir (bkz. Tablo 5 ve ilgili örnekler). Babanın
sevgilisi, vapurda çevreyi umursamayan genç kızların genç erkeklerle
arkadaşlıkları, bar taburesine tüneyerek etrafa bakış atan serbest
kadın tiplemesi türünden örnekler Bedia'nın yetiştirildiği değerlere
aykırı değer örnekleridir. Bu örneklerde kadın, karşı cinsle bağlantı
kurma yönünde edilgen kimliğinden çoktan sıyrılmış, toplumun eleştirisini
umarsamaz ve özgür bir kimlik sunmaktadır. Bedia, yaşamın bu değişik
yüzünün farkındadır; dahası, kimi kez değişmesi gerektiğini de düşünür.
Ne var ki, kabuğunu çatlatmaya kendi deyimi ile "yüreği elvermez".
Bu nedenle, umut-umutsuzluk, sessiz isyan- boyun eğiş, bağlantı kurma
isteği ve yalnızlık arasında gidip gelir. Son arkadaşı ile ilişkisinde
attığı adım ise onu pişmanlığa, yalnızlığa ve umutsuzluğa sürükler.
Bedia' nın gözüyle hem bireylerin davranışları, hem de genelde toplum
yozlaşmıştır. İnsanlar duyarsız ve değer yoksunudur. Sıra-dışı giyinmek,
kadın dergilerinde vurgulanıp duran kadın kimliğini benimsemek, kredi
kartlarının, diğer bir deyişle, paranın getirdiği prestiji yakalamış
olmak katmanlar arası uçurumun giderek açıldığı toplumda öne çıkabilmenin
gerekleri gibidir. Bedia'nın deyişi ile "masumiyet günleri"nde
olduğu gibi, geleneksel değerlerin ayırt edici özellikleri çoktan
tükenmiş, herşey "varlık-yokluk" yargısı üzerine odaklanmıştır.
İnsanlar birbirlerinin "içine" değil, "dışına"
bakmaktadırlar. Öyküde geleneksel ideolojinin kız çocuk
yetiştirme modeli de başarı ile anlatılmaktadır. Bu model, koruyan
ve kontrolü asla elden bırakmayan aile tipi içinde genç kıza yasaklar
getirerek eğitim verilmesi üzerine biçimlenmiştir. Oysa, Bedia'nın
şimdi çevresinde gözlemlediği büyük şehir genç kız tipleri çok farklıdır.
Toplum değişmekte, değerler değişmekte, yaşam, eski boyutları taşıyan
özgüven yoksunu kadına fazla şans tanımamaktadır. 4. Sonuç : Bu yazının sınırları içinde eleştirel söylem çözümlemesi yönteminin Viyana okulu tarafından önerilen modelinden yola çıkılarak İnci Aral'ın Gölgede Kırk Derece adlı öyküsü incelenmiştir. Çalışmada, öyküde açık ya da örtük olarak verilen geleneksel ve değişen toplumsal ideolojiler ele alınmakta ve bu bağlamda karakterlerin kimliklerinde gözlenen özelliklerin aslında toplumsal değerlerin yansıması olduğu belirtilmektedir. Öykü, her ne kadar başat karakter olan Bedia'nın yaşamını ve duygularını konu alıyor gibi gözükse de, karakterler bağlamında toplumun yansımasını sunduğu için sıradan bir yaşam öyküsü olarak ele alınmamalıdır. Günümüz toplum gerçeğinde de kadının toplumsal ve bireysel kimliğinin -erkekte de olduğu gibi- ideolojilerin yaptırımı altında olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. İnci Aral'ın diğer öykülerinde de ele aldığı kadınların ve dile getirdiği sorunların toplumsal yapıdan ayrı tutularak düşünülebilmesi olası gözükmemektedir.
(öyküdeki başat kadın ve erkek kimlikleri : Bedia, anne, baba, babanın sevgilisi, T.S., Alim)
Tablo 1 Örnekleri :
Tablo 2 :
Toplumruhbilimsel Betimleme
Tablo 2 Örnekleri :
Tablo 3 :
Toplumruhbilimsel Betimleme
Tablo 3 Örnekleri :
Tablo 4 :
Toplumruhbilimsel Betimleme
Tablo 4 Örnekleri :
Tablo 5 :
Toplumruhbilimsel Betimleme
Tablo 5 Örnekleri :
KAYNAKÇA : Aral,
İnci. 2000. Gölgede Kırk Derece. Can Yayınları. |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||