şiirler - poems : didem gökçay : 14052003  
 
bu park içindenim
cenin in amerikanya
isimsiz cisimsiz gelincikken gelin
kadıncıkken kadın
adı dost
eylül mercan
geceler bitmez öykü
günbatımı yazık
buraların güzeli ümitsizin ümitsizine


sadness grows crippling it is ...
an inward getaway feelings
eye i i = 1
eyes in mirrors


bu park

Burada kalmak istiyorum.
Sea grove parkında...
Bugün, yarın,
ve ölünce.

Martı çığlıklarında yaşamak
Saçımda kumlarıyla koşmak
Rüzgarında bir ruh olup uçmak istiyorum
gömülünce.

Zamanı durdurmak,
güneşine göz kırpıp,
işte ben buyum, böyle kalacağım
diye bağırmak istiyorum
ayaklarım sularına değince.

24 Mart 2001

cenin

Hiç görmeden bildim seni
Düşündüm ara sıra
Olmayan gözlerini

Can verdik
Ama hak vermedik sana
Büyüklerin bile ezildiği bu dünyada
Yoktu ellerin, ayakların,
Ne beyin, ne dimağ,
Ne de kafa tutacak varlığın
Aramızdan ayrıldığında

Halbuki giydirmiştim ben seni
Ciciler almıs, süslemiştim olmayan bedenini
Sürükledim bir seferinde beraberimde
Belki de sandın ki carşıya gittik,
"Uç uç böceğim, annen sana terlik pabuç alacak"
Oysa bu gezintide
Annen celladın olacak

Dönüşünde yeni bir gecenin
Kanatlanıp uçtun bilinmeze
ah nazlı cenin...

12 Nisan 2002

isimsiz cisimsiz

Uzaklara götür beni

Yıldızların soluklaşıp
Bulutların silindiği,
Sessizliğin mutlak
Kavramların mefhum olduğu
o bulanık noktada
buluşalım

Çolukların çoçuk
İnsanların beşer
Kadınların dişi
Adamların erkek olmadığı bu mekanda
havadan sudan konuşalım

Kol bacak, saç sakal kalmasın
üzerimizi çıkarttığımızda.
Bu varlıktan arınınca
sade bakışlarda kavuşalım.

19 Mart 2002

adı dost

Öyle kişiler vardır ki hayatımızda
albümlerde yeralmazlar.
Onların resmini
sadece gözlerimizle çekmişizdir.
Sırf bu yüzdendir,
resimleri eskimez
bedenleri yaşlanmaz.

Öyle kişiler vardır ki
çok uzakta olsalar da
farketmez
Onları kalbimizde taşımış,
özlediğimizi
ancak kavuşunca anlamışızdır.

Öyle kişiler vardır ki
yıllar sonra bile
karşılaşınca giriş, gelişme, sonuç gerekmez.
Onlarla beraber
zamanı yakalamışızdır.

Temmuz 2001

eylül

Bir başkadır Eylül Ankaramda.
Okulların açılacak olması
Ayrı bir hüzün estirir sokaklarında

O sokaklar ki -belediyeler sağolsun-
her kaldırımı ayrı bir renktir.
Kapıcı çocuklarının çıplak ayakları
Yaz boyunca kanat çırpan
birer kelebektir.

O çocuklar ki Eylül ayında
Yakaları kolalanmış
Saçları gergin taranmış
Muzip bakan gözleri
öğretmen azarıyla susturulmuş
Bembeyaz kurdeleli bir pamuk tarlasında
Marş söyleyen
Yeknasak, tek bir yürektir.

O büyükler ki Ankara sonbaharında
Yarım kalmış çocukluklarını
mahzun taşıyan birer bebektir.

1 Eylül 2001

geceler bitmez

Yıllardan beri
süregeli
izlerim ince uzun
o gölgeleri geceleri

İzleri ki
gölgelerin
dolar geçer
içinden ışıkların
İnce,
uzun,
uzandıkça olgun

Geçer dolar da
içinden ipince
Uzattıkca geceleri
o sade suskun
gecelerin gölgeleri
yorgun

21 Ağustos 2002

günbatımı

Önce öpüşün eskidi
Sonra bakışın,
ve dokunuşun.

Bu dudaklar,
bu gözler,
bu soluk
tanıdık.
Ama farklı.

Artık günbatımları
bize yasaklı.

9 şubat 1994

buraların güzeli

Güzelsin, çok güzel.
Anladık.

Saçların saman sarısı.
Boy bos desen,
Endam desen
yerinde.

Sahi, senin
gözlerinin içi nerede?

Gizemli kapıların,
Ateşlerin, maytapların,
Ağladığında seller,
Gülünce açan çiçekler
Nerede?

Derinliğinde kaybolsam diyorum.
Arıyorum,
Arıyorum.

Hani? İçi yok mu
Gözlerinin?

14 Mayıs 1994

içindenim

Ne desem…
Nasıldır memleketten uzaktalık?
Anlatsan da hissedilebilir mi
bu sessiz sedasız
farklılık?

Çocuk sesi duymazsın buralarda
Martıları bile uçmaz
Çığlık çığlığa.

Çıksan gezsen sokaklarda,
Çıplak olsan,
huni taksan
bakmazlar.
Aynı görmez gözler
basma kalıp selam verir.
Geçilir, gidilir.

Bayram görmez,
El öpmezsin.
Ağız dolusu gülemez,
Küfredemezsin.

Şöyle ağız tadıyla konuşamazsın.
Aman herşey kuralına,
kitabına uygun olsun.
Kah gramerim tutsun,
Kah aksanım anlaşılmasın.

Yeter ki karşımdaki
Beni kendinden sansın.

Akşam yorgun dönüşlerde
Köşedeki turşucudan turşu,
Meşhur sahlepciden sahlep,
Alamazsın.
Mısır çarşısındaki baharatları,
40 yıl arasan, koklayamazsın.

Bütün gün,
bütün gece beklesen
nafile.
Simitçiyle bozacıyı
duyamazsın.

İnsanları kibardır.
Neredensin diye
soranlar olur.
Bilmezler ki
içinden miyim?

İçindenim tabii.
hem de en içinden.
Velakin,
dışarısındayım.

7 Şubat 1995

in amerikanya

Uzak değil,
Zamanda 7 saat geride
Amerikanya.

Yakın değil.
Mektuplar, sohbetler, paylaşımlar,
bir gülüşme,
bazen bir ağlayış,
bir özlem ötesi
Amerikanya.

Benim için
buram buram vatanım,
kardeşimin gözleri,
dudağımda türküler,
bir arayış,
bir soluk,

Kırık iklim velhasıl
Amerikanya.

30 Kasım 1993

gelincikken gelin
kadıncıkken kadın

Sığmadı bizim içimize
keşfedilmemişlikler

Önce okul, ders, imtihan dedik
Çocuksu sevinçlerimizi
küçümsercesine erteledik
Ne zaman bir fırça alsak elimize
resmimiz yarım kaldı

Keşfedemedik bedenlerimizi
Utandık.
Sakladık sır gibi
tomurcuklanan memelerimizi

Gelinciktik,
gelin olduk.
Fotoğraflarda gülüşümüz egri,
duvağımız iğreti çıktı
Kahrolası objektifler
kadıncıklara niye bu kadar acımasızdı?

Vaktiyle kalakaldık
bu beden içinde duygularla yalnız
Etkilendik teke tek konuşmamızdan

Attık kitapları bir köşeye,
dinledik ruhumuzun sesini
Bir çay, bir çay daha içtik
İzlerken kenardan
vücudumuzun dirilişini

Bir dönüşüm yaşadık
Kadıncıkken kadın olduk
ancak 35imizde
Boyalar sürmeden ışıldadı yüzümüz
Kadın sahtelerini
acımasızca silerdi
endamımızla yürüyüşümüz

Her engelde güçlendik
Üzüntüyle katlandık
Üredik ve ürettik.
Farkettik, farkettirdik,
ki biz bu hayatta kadın değil
kaya gibi sağlam
karun gibi zengin,
koskocaman,
ezilmez bir yürektik.

29 Nisan 2002, Düzeltme 3 Mayıs 2002

mercan

Uzaktasın.
Ah… Mercan gözlerin.

Pervasızsın
koynunda kimbilir kimin.

Tükenmez lacivert gecelerin
Bitiminde acımasızsın
Varsa yoksa anlık heveslerin.

Yalnızsın, hem de cok yalnız.
Suskun saatler şahidin.

13 Mart 1995

öykü

Ben senin için kısacık bir öykü yazmak istemiştim
Şöyle başlar, şurasında bitiririm demiştim.

Bilemezdim bensiz başlayıp
bensiz bitebileceğini.
Öykümüzün bensiz olabileceğini.

Yolculuğumuz bensiz,
Ben sensiz.
Öylece bekliyoruz bir kenarda
Gelmeyecek trenin gelişi belirsiz.

4 Mart 2001, Düzeltme 9 Mart 2003

yazık

Yazık bana.

Aşarım dağları
Karınca kadar olamam.

Ne kadar çalışsam,
çabalasam da,
yüreğim yalnız,
sepetim boş,
kafam sarhoş
akşam evime vardığımda.

Kartallar yüksek bana.
En afilli hayallerim az gelir.
Kanat dolusu ses yapsam,
çırpınsam da
uçamam
göklerin kucağında.

Gövdem serseri,
Bir ileri, iki geri.
Bir ileri, üç geri…

Atlar gibi özgür olsam,
Koştursam da
Benim saçlarım dağılmaz
O deli rüzgarlarda.

Sıradağlar geçit vermez,
Boyun eğdirir insana.
Dikilsem sevgilimin karşısında
İçimden geçip gider
Alaylı kahkahasıyla.

14 Ocak 1995

ümitsizin ümitsizine

Yoktur hayatta bir kabus ki
uyanmakla bitmemiş
Yoktur kara gölgeler
aydınlıkla silinmemiş
Yoktur keskin sancılar
doğum sonrası dinmemiş

Yoktur, yoktur, yoktur
bir duygu ki başkaları çoktan
yaşamamış
hissetmemiş,
paylaşmamış,
yazmamış ...

Gel anlat bana sevdiceğim
milyonlarca yılın homo sapiensinin
düşlerini, aşklarını, hayal kırıklıklarını
İnan, çaresi var diyeceğim
yeter ki bırakasın şu depresif inadını

3 Mart 2002, Düzeltme 12 Mayıs 2003


 
 

sadness grows

Surrounds with arms
deadbolted
Covers with dust
blindfolded

Rows
And rows
And rows
Lead you to places
No one knows

Your legs
do not connect with feet
Your thoughts
cannot get you out of defeat

Give in my child
Give those last droplets
Of your residual sweet

Best victory is when
It takes the good ones
It knows

March 26, 2003

an inward getaway

We stepped to the other side of the mirror
In Japanese terrain
This expedition into our souls
Was impromptu, sincere and plain

Yet the best picture of our journey
Remains undeveloped
For it was never taken
With a camera, but framed
In a faraway subway station

Captured in cold glass
As a warm reflection
A man and a woman
Standing wise and tall
Attentive, caring and exploring
With no communication at all

It felt lonely and cold
When the mirror was crossed back
Another day in pretend world
Started its usual drainage
As daily life kept hitting
Whack, whack, whack

June 8, 2002

eye i

My beloved eye
You contain the reflection of falling leaves.

A visual symphony it is
To watch them swirl and twirl
But within your comforting mist
Things not always shine like a pearl

Sometimes there is a monochromatic gist
Adding colors induce nothing but fear
Because you realize
In the end eyes too disappear.

December 12, 2001

eyes in mirrors

My beloved eye's beloved
You are full of stardust...
Inviting,
but unreachable.

In a cycle unbreakable,
When she looks at you
she sees herself
At the mirrors
she sees you

You are a guide into her soul
This soul,
she failed to conquer
Your eyes,
she failed to anchor

Without your weight
she is a drifter
And to ease her sorrow
in this life, there is no lifter

July 14, 2002

crippling it is ...

How crippling it can be
To know what exactly to say
But not to have the words

Thoughts
drippety dripping
Creating
ripples of words ripping
the conversation away

How crippling
although not disabling
it is to talk in this language
which is not yours
but somehow belongs
to you

How amazing it is
that you become this novel person
in the listener's perception
which is not you,
yourself,
or another
Who is it that talks is a wonder

June 20, 2001, Modified July 29,2002

feelings

All sorts of chemical reactions
make my body,
mind,
and senses.

My conscious,
wants to name them all
My unconscious,
wants to rule.
And,
My self,
just wants to get lost

in an endless chaos
in which,
eternity seems tiny
and reasonings
are huge.

February 14, 2001

i = 1


I encounter myself everywhere.
When I take a walk,
I am there.
When I go to the bathroom,
I am there.

No escape
whether I'm listening to music,
reading a book,
or watching TV.

I am trapped
in the first person.

I am drowning in myself.
In my awareness of this self
so to speak.

Writing in the first person
thinking in the first person
being in the first person
Captivates my soul.

My soul wants to explore
States in all persons galore

July 6, 2001, corrections September 6, 2001