| |
|
Bir akşam saati,
kollarım sanki ağır bir yük taşıyor,
daha önce hiç taşımadığım bir şey...
unutulmuş bir bardak çay gibi yüreğim,
alıştığı acılardan kurtulmuş.
ama ruhum sanki bir yük taşıyor,
Dengeyi korumaya çalıştığı için,
Durulan denizin, dinen fırtınanın dengesini...
Bir akşam saati,
Ben yürürken bu insanlar arasında,
Yabancı suratler içinde,
Bir boşluk sanki hep beni çekiyor,
insanların kıskançlıklarından usanıyorum ve utanıyorum.
Sanki evrende bir şey beni cezalandırıyor,
bir sebep arıyorum.
Işıklar, sesler, şarkılar canlandıramıyor beni tekrar,
İlençli bir ölü gibi yürüyorum.
Ağlamak istediğim
anlarım birer anı oldu,
kızgın birer demir oldu mahzenler içinde,
hep geçmişten geldi öfkeli duygular,
beni ateşe atan o hisler.
şimdi bir akşam vakti,
surata serpilen bir avuç su,
aynada bir görüntü,
adımlarım ve müzik sesi,
her şey bir filmden kopmuş gibi,
ve gözyaşları bu filmin bir parçası..
Beni eskiden delirten
her şeyi unuttum,
affetmedim ama ağzıma almıyorum artık,
sanki lânetlemiş gibi..
Kalbimde bir yarık var,
içimden sökülüp atıldı nefret.
pişmanlık ve öfkem çıkarıldı,
saplanan kurşun gibi
uzun acılardan sonra...
Halâ ümtsizlik hüküm
sürse de,
hissizleşiverdi kalbim ona karşı,
bu akşam vakti,
tüm bu bedenler arasında uyuştu sanki.
Ve tüm bu sahne bir
filmden çıkmış gibi.
|
|
|