ağda zamanı : inci aral : 15112001  
     
 

Bu öykü ile ilgili metafor yazı bölümünde yayınlanan yazılar:

 
 

 

Mart başı

Öğle yemeğine eve gelmedim bugün. Hasan Efendi'ye bir tost söyledim, bahçeye çıktım. Çamların sürgünleri şaşırtıcı bir hızla uzamışlar. Doğa sessiz bir devinim içinde. Bana öyle geldi ki yere oturup otlara eğilsem uzayışlarını izleyebilirim. Olağan üstü bir başlangıç sanki bu. İçim karmakarışık.

Müdürle takıştım. Angaryaya gelemem. Nesrin Hanım: "Çok konuşuyorsun, idare et gitsin," dedi, ona da kızdım. Kim kimi idare edecek? Çok gördük böyle müdürler... Gelirler, çok kalmaz geçip giderler. Kişiliğimi ezdirmem. Güçlüyüm. Çözülmüyorum, direniyorum.

İlkyaz erken gelecek bu yıl. Otuzüçümü doldurdum. Kadının en güzel yaşı... Bir tedirginlik var üzerimde, özümlüyorum. Neyim var bilemiyorum kesinlikle... Çocukça duyular.

Dün bir ara Murat'a uğradım. Murat'la aramızda değişen bir şeyler mi var, bana mı öyle geliyor? Onunla birlikteyken şaşkınlık dolu bir sevinç çoğalıyor içimde.

Sessiz çalışamaz bu kadın. Alt yanı bir sofra kuracak. Kaşık çatalları gürültüyle avuçlar, tencere kapaklarını düşürür, çorbaşı taşırıp ocağı harlatır, tabakları şangur şungur üstüste yığar. Arada "Ah Allahım..." diye de söylenir...

Cildim yağlanıyor mu ne? Yatarken traş fırçasıyla derinlemesine sabunlamalı. Ardından canlandırıcı tonik. Nemlendiriciyi de değiştirmem gerekecek. Arkden almalı bu kez. Ne zamandır bal maskesi yapmadım. Göz çevresi kremim de bitmiş. Çenemde bir sivilce, gördün mü? Anneme kırk kez söyledim "Kızartma köfteleri" diye. Sahanda yapsa olmaz. "Yemeklere az yağ koy, bu dondurulmuş çiçek yağları mideye dokunur. Eti kavurma, patlıcanları kızartacağına közle. Sirkeli salata yiyemiyorum. Bulaşıkları iyi durula, deterjan artıkları kanser yapıyormuş, konserveler zararlı," diyorum. Aldırdığı yok. Üsteledim mi, "buyur kendin yap"ı yapıştırıveriyor. Herkesin bir yükü var, az çok, kimse tasasız değil. Benim yüküm annem. Bu yüzden de taşınması çok güç. Tükensem de atamam onu sırtımdan. Akşamüzeri daire dönüşü Mübeccel Abla'ya uğradım, biraz geciktim diye sokaklara dökülmüş, ortalığı ayağa kaldırmış. Bana bir şey olur korkusundan değil, edepsizliğinden. Bu tutumuyla yıldıracak beni sözde. Bir türlü olgunlaşamadı...

Mübeccel Abla toz alıyordu. Gece eğitim müdürleri konuk geleceklermiş. Davranışları, konuşması ağır, ölçülü ve özden. Dertleştik. Daha çok ben konuştum, o dinledi. "Yemeğe kal,"dedi. Sıradan insanlarla ilişki kuramıyorum. Özümde yaradılıştan gelme bir soyluluk taşıdığımın farkındayım.

Murat'ın yazıhanesi solcuların uğrak yeri. Onların tartışmalarına katılıyorum uğradıkça. "Leman, kafası çalışan kadın o kadar az ki," diyor bana. Yanılmıyorsam, açığa çıkmayan bir yakınlaşma içindeyiz onunla...

Yemekten sonra çoraplarımı yıkamayı unutmayayım. Dün gece unutmuşum, bugün ayaklarım kokuyormuş gibi geldi bana hep. Oysa içlerine talk pudrası serpmeden giymem ayakkabılarımı. "Her gece çorap yıkanır mı?" diyor annem. "Giyilmemiş onca çorabın var. Biriktir, hiç değilse haftada iki kez yıka." Herşeyime karışıyor anlamadan. Giysilerimin rengine uydururum çoraplarımı. Mavi eteğimi giydiğimde lacivert çoraplarım kirli ise ne yapacağım? İnceliklerin tümünden yoksun bir kadın. Birbirimize bunca benzemezken nasıl ana kız olmuşuz usum almıyor. Yaşamının yavan birkaç amacı var. Gezmek, eğlenmek, çene çalmak, yemek içmek...

- Anne, yemek hazır mı?
- Gel de yardım et Leman. Ayaklarım ağrıyor. Bileklerimden yukarıya çıkıp dizlerime vuruyor sızıları... Doktor anlamadı. İlacı yaramıyor. Aldırdığın yok. Bu soğuk mutfaklarda çürüyorum. Romatizmalara tu...
- Doktor ruhsal dedi anne. Ne bitmez şeymiş, on yıldır menopozdasın...
- Ben ister miyim? Televizyonda yerli film varmış, yemekten sonra komşuya geçelim mi?
- Üç gündür gazete okuyamadım. Birikti. Sen git...
- Hep yalnızım. Gündüz bir türlü ya, hiç değilse gece olmasam... Kızım var diye övünç duyamadım hiç. Kızım kendi havasında. Oraya buraya gider, en yüksek tabakadan insanlarla konuşur, beni götürmez. Utanıyorsun benden biliyorum. Kendine yakıştıramıyorsun. Ne derler, civciv çıktığı kabuğu beğenmezmiş... Öyle işte. Neler çektim ben seni bu güne getiresiye.. el kapıla...
- Gene başlama anne!

Bacaklarını açıp uzun iç donlarını ortaya sererek oturmalarına, konuşulanlara ilgisizleşince ateş basmalarına , sunulan yiyecek içeceklere açgözlü bir çocuk gibi uzanmalarına tanık olanlar, bana gösterdikleri ilgiyi, yakınlığı sakınmalara duruyorlarsa elbet götüremem onu. Uyarsam, anlatsam değiştiremem. Göreneksiz, üstelik yeteneksiz. Kendine benzer komşularıyla bile anlaşamıyor. Geçimsiz, huysuz, geveze. Neden hiç anneanneme çekmemiş. Ne hanım kadındı. O değil de ben benzemişim... Ne güzel dolma yapardı...

- Ne pişirdin?
- Bulgur pilavı, pirinçli ıspanak. Gelirken et al demiştim sana. Evde bir lokma et yok. Ama sağa sola uğramaktan...
- Anne et ille de gerekli mi? Birkaç gün yemesen ölür müsün?
- Beğenmiyorsun kızım. O gaz yapar, buna alerjim var. Yok onu kızartma, yok bilmem ne... Şaşırdım kaldım!
- Ne beceriksiz kadınsın! Geçim derdi bende. Çalış kazan, getir, bir de pişirip koyayım mı istiyorsun? Oh, sen kapı kapı gez, ya da uzat ayaklarını otur...
- Gene ateş bastı... Ve şu gazeteyi oradan... Salla biraz yüzüme... Bayılacağım...
- Turşu almadın mı?
- Şimdi bayılacağım... Ayol sen, turşu dokunuyor bir daha alma, dedin ya geçende.
- Sende kadınlık olsa kendin kurarsın...

Mutlu değilim. Kendimi çoğu kez mutlu bulsam da... Öyle olduğuma inanmaya çalışıyorum hepsi bu. Günün belirli saatlerine sıkıştırılmış oyalanmalardan öte ne var yaşamımda? Tümünün uydurulmuş avuntular olduklarını gece olup da kendimi evde buluverince anlıyorum. İçimde sürdürüp durduğum bir ağlama isteği var. Sonsuz. Doluluk ki nasıl. Boşalamıyorum bir türlü. Direncim öfkeye kesiyor, öfkem umarsızlığa.

Karnım biraz şiş. Aybaşım yaklaştı. Göğüslerim büyüdü, uçları da sızlıyor. Çalıştığım odada Remzi Bey çok sigara içiyor. Gün boyu duman içinde oturuyorum. Arada bir başım dönüyor, içim bulanıyor. Aşeren kadınlar gibi. Demek evlenip gebe kalsam çok aşereceğim. Öğürtüler, kusmalar gırla gidecek... Hay Allah... Gülesim geliyor. Bilgili kadınlar aybaşı sıkıntılarını kolay geçiştiriyorlar. Üstünde durmuyorum aslında. Geçen ay üç gün önce aybaşı oldum. Oysa hiç şaşmaz günüm. Sinirlerim biraz bozuk. Belki bu ay da erken olurum. Aybaşı olacağıma yakın saçlarım da yağlanıyor. Yeni bir şampuan deneyeceğim. Semra'ya "sen de alsana," dedim. "Ayol hergün yıkanmaya dayanır mı pahalı şampuan?" dedi. Boş bulunup "Neden her gün?" deyivermişim. "Adam rahat durmuyor ki şekerim," dedi gülerek. Evlenmediğime seviniyorum bazen. Her gün de çekilir mi?

/Kitapçının önünde durdum. Bir gazete aldım. Kaldırım yeni sulanmıştı. Mart güneşi saçlarımda, ılık...Bitişik kolonyacının önünde pembe, mor sümbüller satıyordu yoksul bir kadın. İyimserdim, aç değildim, sağlıklıydım, güzeldim. Tekir bir kedi bacaklarıma sürtündü. Eğilip baktım, güldüm. Biraz açtım ayaklarımı, aralarından geçti kıvranarak, başını iyice bastırarak bileklerime... Göğüş boşluğumdan kasıklarıma bir sızı ağdı. Kediye bir tekme attım. Bağırdı. Başımı kaldırdığımda Murat'ı gördüm. Bana bakıyordu. Göz göze geldik. Plakçının pikabı sonuna dek açıktı. "Yeşil gözlerinden muhabbet kaptım..."/

Mart Sonu

- Kömür bitti, Leman. Bugün hep odun yaktım.
- Bitene kadar bekler öyle söylersin.
- Daha neler, kaç gündür azaldı diyorum ya sana...
- Fiş yokmuş, muhtar vermiyor. Fişsiz kömür çok pahalı, alamam. Zaten ikiyüz lira avans çektim... Odun yak.
- Odun da az kaldı.

Bıktım usandım. Dün yok yere mutemetle atıştım. Kademe ilerlemem gelmiş. Üç aylık birikmişimi alacağım, hazırlayamadı gitti. Sersem herif... Kendini bir şey sanıyor. "Bana bakın ben burada onbeş yıldır çalışırım, girdiyi çıktıyı sizden iyi bilirim," dedim. Bir dümeni var bu adamın. Kumar oynuyormuş, her gece kulüpteymiş. E, neyle? Müdürle de aralarından su sızmıyor. Neyse. Alttan aldı sonra... Böyle iki paralık insanlarla takışıyorum, canım sıkılıyor.

- İçim sıkılıyor Leman. Bu evi karaya versek, düzayak bir kata çıksak diyorum. Sağlığım elvermiyor. Her yandan toz yağıyor. Mutfak alt katta. İne çıka usandım. Belim ko...
- Anne başım çatlıyor...
- Ben istemez miyim şöyle fayanslı mutfaklarda iş göreyim? Buzlar gibi... Dolapları, her şeyi içinde... Buzdolabı da alırız. Taksitle olduktan sonra...
- Kiralar yüksek... Herkesin arayıp da bulamadığı bizde, gene de yakınırsın.
- O çiçekli fayansları çok seviyorum. Bari bu evi müteahhide verseydik. İhsan Hanım'lar verdiler, bak adam iki dükkan, iki kat vermiş...
- Anne onlarınki hem cadde üzeri hem köşe. Bizimki sapa.
- Katın birini kiraya verir, birinde otururduk. Dükkanı da satar, evi döşer donatırdık.
- Anne!
- Başımızda iş bilir biri olsa, bak nasıl olur. Evlenemedin gitti. Beğenemedin kimseleri... Damadım deyip bağrına basamadım. Dayanağımız olurdu. Tek çocuğumsun. Torun yüzü görmeden mi gideceğim? Siz karı koca çalışırsınız, ben bakarım çocuklarınıza...

Düş kuruyor. Kim ister onu, ben katlanamazken. Bırakır giderim evlenince. Otursun evinde. Barışık olamıyoruz hiç... Bütün suç onda mı? Bilemiyorum. Bencilliklerimizi atlayamıyoruz. Aşamıyoruz kendimizi. Eksiklerimiz dorukta... İçimizdeki bilinçsiz öfkeleri birbirimize yöneltiyor, açığa koyamıyoruz. Kapılarımız kapalı. Yaşadığımız aynı yokluk oysa... Onun geçmiş yoklukların birikimi sürüp giden... Benimki umuttan kesilmeden çoğalan, iten, kıstıran. Ben daha yoksulum. O tanıdı, tattı, bildi kadınlığını, Kısa da sürse yapayıp bitirdi. Bende yaşanmamış özlemler yoğunlaşıyor.

Kumaş alır gibi birini seçip evlenivermek olası iş mi? Sevmeliyim, istediğimce biri olmalı. Oülgun, yakışıklı, okumuş, anlayışlı. Büyük kentte olsam çoktan biri kapardı beni. Sorun buralı oluşum. Murat'tan başka kim var burada? Rukiye Abla bir öğretmenden bahsetti geçende, tersledim. Bunlar beni ne sanıyor? Kala kala bir ilkokul öğretmenine mi kaldım? "Bir kez gör, gez, anlaş," diyor. Tamam. Bunu yapmaya kalkıştın mı açarlar ağızlarını... Toplumun çürük, anlamsız yargılarına karşı koyabilecek düşünce yapısındayım elbet. Ama buna değecek biri olsun hiç olmazsa... Aldırmam onlara ben. Özüme saygımı yitirmekten korkarım. Sorumluluğum kendime. Ama toplumu da yadsıyamam. Bana duydukları saygıdan, beğeniden uzak kalmak yıkar beni.

Babasız büyüdüm. Dengesiz bir ananın elinde yıpranmadan, yenilmeden bu güne geldim. Ortayı bitirir bitirmez çalışmaya atıldım. Onbeş yıldır evin yükü bende. Sayrılı, tutumsuz bir ananın sızıltıları da cabası... Okuyamamış olmanın acısı tükenmiyor yüreğimde, ama kendimi yetiştirdim. Elime geçeni okudum. Diplomalı, boş kafalı bebeklerden olmadım. Kimi kez, sıradan bir kız olaydım belki daha mutlu olurdum, diye düşünüyorum. Kusursuzları aramak giderek tüketiyor gibi beni.

Erkeklerle ilişkimi arkadaşlık dışına taşırmam. Tutarım kendimi. Küçünsenecek bir kız olamam ben. Öyle aşık olmak filan gibi aptalca şeyler gelmedi başıma. Murat biliyor bunları. Anlıyor beni, değerlendiriyor. Bu tutucu çevrede onun da az mı sözünü ediyorlar. Çapkınmış, evlenmemiş yok evli kadınlarla bilmem ne... "Boya tüketicilerinin umutlarını kırıyorum da ondan." diyor, gülüyoruz.

Saime Abla'nın küçük oğluna bir kazak örmeli. Ecevit mavisi kalın yünden. Yirmidokuzunda Remziye'nin yaş günü. Bir eteklik kumaş alacağım. Paraya önem vermem. Dostlukları, insan sevgisini herşeyden üstün tutarım. İnsanları sevindirmek, onları mutlu etmek doyuruyor beni. Kendi tasalarımın dışına çıkarıyor. Anneler gününde Murat'ın annesine karanfil götüreceğim. Ne kusursuz, ne gün görmüş kadın... Genç yaşta dul kalmış, iki oğlunu adam etmiş. Yorgun, sinirli. Geçen hafta sonu temizliğine yardıma gittim. Evi baştan aşağı elden geçirdim. "Lemancığım ne ince, ne bulunmaz kızsın," dedi. Akşam yemeğini onlarla yedim. Aileden biriymişim gibi davranıyorlar bana. Murat'a duyduğum ne? Sevgi denemez belki. Uyuşum...


Nisan Başı

- Leman bir yazlık manto alsam diyorum. Öteki pırtıya döndü...
- Anne daha iki yaz giydin onu, ben para mı kesiyorum?
- Hep kendine kızım. Durmadan kazak, gömlek, ayakkabı, çamaşır... O çamaşırları kim görüyor allasen? Sürgülere diziyorsun, dantellerini kıyıdan sarkıtaraktan... Benim erimiş fanilalarımı gördüğün yok ama... Ben de genç sayılırım, kocamadım daha. Genç yaşta kocasız kalmak kolay mı? Param yok dersin, evin içi krem şişelerinden geçilmez. Ben seni neliklerle büyüt....
- Anne sus... alırız...

Siyah çorap moda bu yıl. Yakışıyor bana, bacaklarım güzeldir. Önümüzdeki ay derneğin balosu var. Siyah, yakası açık, uzun etekli bir giysi diktiriyorum. Baloda dikkat çekeceğim kesin...

Avukat Recep Turnalı'nın karısı bir şoförle basılmış. Dernekte duydum dün. O kadını hiç gözüm tutmuyordu, yanılmamışım. Kocası da pısırığın biri. Alırlar böyle kişiliksiz kadınları başları yanar.

On yıldır Yoksullara Yardım Derneği'nde çalışıyorum. Gelecek ay başkanlık seçimi var. İl başkanı olmam sözkonusu. Benden başka kim var bu işi adamakıllı çevirebilecek? Çoğu mahelle kadınları... Mübeccel Abla'yla Murat'ın annesi "sen ol" diyorlar. Bakalım...

Geçen Salı Murat'lara uğradım. Annesi evde yoktu. İlk kez açıldı Murat. Bana öteden beri yakınlık duyarmış ama söyleyemiyormuş. "Sen de bana karşı boş değilsin, anlıyorum," dedi. Duygularımızın bizi hangi sonuca götüreceğini bilemezmişiz. Olumlu olabilirmiş. Ben çok umutluyum. Her konuda anlaşıyoruz. Çocuk değiliz ya. Beni öptü. Biraz seviştik. İleri gitmedi. Böyle bir şeyi ilk kez yaşadım, tattım. Allak bullak oldum. Düş gibiydi. Sanki başka bir evrendeydim. Şimdi anımsamaya çalışıyorum, ayrıntıları tümüyle yitirmişim. Sonradan kendime saygısızca davranmışım gibi geldi bana... Tedirgin oldum. Murat kınadı. "Kasaba kızı mısın sen? İleri görüşlü sanıyordum seni.." dedi.

Murat'la aramızdaki yakınlığı anneme biraz çıtlattım. "O adamda o cadaloz anne varken seni almaz kızım, boş yere umutlanma" dedi. Çok kızdım. Şimdi de Murat'ın annesini kıskanmaya başladı. O soylu kadın hakkında ileri geri konuşup çileden çıkarıyordu beni. Evlenince annemi yanımıza alamayız. Kayınvaldemle oturmamız gerekir. Onu annemden çok seviyorum.

Belki baloya kadar nişanlanırız Murat'la. İçim kıpır kıpır. Nefis bir parfüm aldım. Bir kadın kendine bakmalı. Kendimi hiç savsaklamam bunca işim varken. Dün deprem bölgesi için giysi yardımı topladık dernek adına. İçim yanıyor onlara, zavallı insanlar...


Nisan Sonu

- Anne gene mi borçlandın bakkala?
- Verdiğin yetmiyor Leman, ben yetiremiyorum.
- Yapma diyorum sana... olduğuyla yetin! Ben yemeğe düşkün değilim.
- Ben aç duramam kızım. Ben yıllarca yarı aç yarı tok... Canım et çekiyor, her şey çekiyor. Süsünden kıs... Ben de can'ım.

Bıktım bu yaşamdan. Bu kadınla başedemiyorum. Sinirden bir hafta erken aybaşı oldum. Saime Abla'nın oğlunun kazağı bitti. Çok sevindiler. Pazar günü birlikte kıra gittik. Onu götürmedin diye dönüşümde annem bağırarak ağladı. Üç gün surat etti. Benim yaşamaya hakkım yok mu? Murat ne bekliyor? Bebek kartpostalları biriktiriyorum, her birine ayrı adlar takıyorum. İlk çocuğum kız olsa... Funda adını çok seviyorum. Hepsi iyi de bir türlü kuruntuları atamıyorum. Murat ne bekliyor?

Murat'ın annesi dernek başkanı oldu. Baktım gizliden istiyor, destekledim. Çok sevindi. "Aman Leman yardımcı ol, sensiz yürütemem," diyor. Geçen gün evine uğradım. İşi çoktu. Ütüsünü yapıverdim. Beni gelini gibi benimsedi...

Doğa iyice coştu. Doğayı ve insanları hiç bu denli sevmemiştim. Mutluyum...

Mayıs Ortası

Bittim tükendim... Dün dairede bayılmışım. Her yanım kasılmış. Bugün izinliyim evde de dinginlik yok. Annem "Sobayı kaldıralım," diye tutturdu.

Saçlarım gene yağlandı. Sözde en iyi şampuan... Yeşil ev sabunu öğütlüyorlar. Denemeli... Balo yapılmıyor. Gereksiz bulundu. Başkan, başkan değil ki! Beceriksiz karı... ikiyüzlü cadı... Murat geçen ay sonu ansızın nişanlandı. Eğri bacaklı, boyalı saçlı bir avukat kızla... Acımasız! Duygularımla oynadı. Duyduğuma göre anası, "Kendi kendine gelin güvey olmuş ayol, biz hiç düşünmedik," demiş. Çıfıt... Konuşmuyoruz. Az mı iyiliğim dokundu onlara, her işlerine koştum. İnsanlık bu mu?

Doktor "Bir süre için çevre değiştirin,"dedi, dün. Ne gereği var? Umutsuz ama üzgün değilim. Zamanın, kişilerin, tasaların, tasarıların, dışındayım. Boyun eğmeyi öğrenmem gerek. Yakınmasız ve güçlü. Değmeyecek insanlara değer vermişim. Yazgıya inanasım geliyor ama yenilmiyorum. Gerçek olan benim. Benim çabam, sevgim. Yaşamı kırgınlıklarla da olsa bilinçle seviyorum. Şunu da anladım, erkekler kişilikli kadınlara katlanamıyorlar. Süheyla, "Bilgiç bilgiç pozlara girip çok konuşuyorsun, erkekler sevmez bunu," dedi. "Bir düşüncesi olan konuşur, ötesi baş sallar," dedim, aldı yanıtını oturdu...

Gelecek seçimde görür o kadın... Başkan ben olacağım. Genel başkanlıktan 'On yıllık hizmet plaketi'm geldi. Bir kutuya pamukların içine yerleştirdim. İlerde çocuklarım övünç du... Aman... Cildimin yağı dengede. Yeni nemlendirici çok iyi sonuç verdi. Yüzüm taptaze, tek kırışık yok...

Uykularım iyi. Gece arada uyanıyorum. Yarım kalmış, yapmayı unuttuğum bir şey varmış gibi uyanıveriyorum. Bazen içimden ağlamak geliyor. Bağırıp çağırmak... Tutuyorum kendimi...

/Sıcacık ayakları... Güçlü ve sıcak... Kolumun üstünde başı. Kapanan gözleri... "Yeşil gözlerinden..." Onu doyurmuşum... Bedenim dingin. Saçların ne güzel kokuyor Leman. Ne güzelsin, ne sıcak, ne doğal... Ev sabunu kötü kokar mı? Ayakları güçlü ve sıcak. Mayıs geceleri serin oluyor./

Tutuyorum hep. Tutuyorum... Tutuyor... Tutu... Tu... Uykularım iyi. Her gece çamaşır değiştiriyorum. Günün tozuyla yatağa giremem... Memelerim dim dik. Koltuk altlarını kolonyalı pamukla siliyorum. Bacaklarım güzeldir... Tüyleri uzamış gene. Ağda zamanı geldi...

Aralık 1976

Aral, İnci. (1986) Ağda Zamanı. İstanbul: Kaynak Yayınları